184 kez görüntülendi.

Zafar Iqbal, Adalet: İslamî ve Batılı Perspektifler

Pakistanlı bir Finans Profesörü olan Zafar Iqbal’in kaleme almış olduğu Adalet, kitabın alt başlığından da anlayabileceğimiz üzere bu kavramı “İslamî ve Batılı Perspektifler” zemininde ele almış ve incelemiştir. Bu incelemeyi yaparken konu başlıklarını yüzeysel bir biçimde bırakmamış; meselenin derinine inmiş, adaletin temelinin ne olduğu konusunda bu iki perspektif için ayrı ayrı delillendirmeler sunmuştur. Kitaba başlandığında okuyucuya ilk olarak ‘adalet nedir?’ sorusunu sordurmuş ve yoluna bu sorudan başlayarak devam etmiştir. Adalete ve adaletin temellerine yapılan odaklarla zihinlerde bahsedilen perspektiflere ait çerçeveler oluşturmuştur. Kitabın birinci bölümünde Batılı perspektifler, ikinci bölümünde İslamî adalet teorileri işlenmiş ve son bölümde de bu iki ayrı fikrin bir karşılaştırması yapılmıştır. 

Yazar kitabına Batılı perspektifleri izah ederek başlamış ve onları modern öncesi ve sonrası yaklaşımlar olmak üzere iki döneme ayırarak açıklamayı tercih etmiştir. Modern öncesi dönemde Yunan geleneğini değerlendirirken devrin ilk sistematik politik kuramcıları olan Eflatun ve Aristoteles’in düşünce sistemleri üzerinden gitmiş; bu bağlamda adalet ile eşitliği bir tutmuş ve bunu, sosyal fayda ve sorumlulukların üyeler arasında dağılımı ile ilgilenen dağıtıcı adalet, mübadeledeki her mal arkasındaki eşitlik anlamına gelen mübadele adaleti ve cezayla suç arasında dengenin sağlanması anlamına gelen düzeltici adalet olarak üçe ayırmıştır. Böylece ‘hükümetin, en yüksek ahlakî iyiliğe ulaşmak için verilen mücadelede en yüksek topluluk biçimi olduğunu’ savunduklarını dile getirmiştir. Modern öncesi Hristiyan geleneğini ise İsa Mesih, Roma ve Ortaçağ özelinde değerlendirmiştir. Bu yaklaşım Batı’nın temeline aldığı fikrî boyutları açık bir şekilde görmemize yardımcı olmuştur. Hristiyan Batı; adaleti, eşitlik ile eşdeğer tutmuş, kilisenin insanları temizleme görevinin bulunduğu feodal düzende bunu meşru bir kalıba sokmaya çalışmıştır. Modern sonrası dönemde Batılı ideolojilerle bunların adalete ve mülke bakış açılarını ele almıştır. Batı adaletinin temeline mülkü, yani yok olmaya mahkum bir erki koymuştur. Böylece daha temelinden sağlam olmayan bir adalet sistemi kurmuştur. Öte yandan yazar modern sonrası dönemdeki birtakım “izm”’lerin savunucularından, Batılı yazar ve düşünürlerden görüşler paylaşmış ve bu görüşleri bağlamı içerisinde birtakım eleştirilere tabi tutmuştur.

İslami perspektifi ele alırken ilk olarak İslam’ın doğduğu coğrafya ve bu coğrafyanın temel özellikleri hakkında okuyucuya birtakım bilgiler vermesi konuya daha geniş bakabilmeye imkan vermiştir. Bir dinin herhangi bir konu hakkındaki görüşünün doğru şekilde anlaşılabilmesi için o dinin temel kaynaklarına bakabilmek oldukça önemlidir. Buna binâen yazar Kur’an-ı Kerim ayetlerinde adalet kavramına karşılık olarak kullanılan kelimelerin anlamlarına dikkat çekmiş ve bunları bağlamları içerisinde açıklamıştır. Böylece İslam’daki adalet kavramını belki de tam olması gerektiği gibi, “Kur’anî” boyuttan ele almıştır. Öte yandan bu görüşleri destekler nitelikte bazı hadisleri ve İslam düşünürlerinin konuyla ilgili sözlerini paylaşmıştır. En sonunda İslam’daki adalet teorisini dört yönüyle sınırlandırmış ve bunları; eşitlik kavramı, devlet-vatandaş ilişkisi, ekonomik haklar ve mülkiyet hakları ile refah hakları ve yükümlülükler olarak adlandırmış ve ayrı başlıklarda ayet ve hadislerden de destek alarak açıklamıştır. Genel anlamda bakıldığında bu sınırlandırmayı iktisadî temelli yapması, konuyu sığlaştırmıştır. Oysa İslam bu konuya çok daha geniş bir perspektiften yaklaşmıştır.

Zafer Iqbal, kitabın son bölümü olan üçüncü bölümde İslam ve Batıda adalet fikrinin bir karşılaştırmasını yapmış, bu karşılaştırmayı herhangi bir tartışmaya girerek değil, kitabın ilk bölümlerindeki delillendirmelere dayanarak yapmıştır. Kitabın asıl yazılma amacı olan “adalet” kavramının anlaşılması özelinde baktığımızda, yazar farklı disiplinlerden yola çıkarak hepsini ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutmuş, sonuç bölümünde ise İslamî adalet teorisinin bu disiplinlere olan üstünlüğünü söylemekten çekinmemiş; bu yapının ahlakî poliarşiye daha yakın olduğunu, asıl olanın ise toplumsal kurumları korumak ve barışı ilerletmek olduğunu dile getirmiştir. Son olarak kitapta sıkça kullanılan iktisadî terimler bazen anlamayı zorlaştırsa da genel olarak bakıldığında kitabın akıcı bir üslupla ve bağlamından çıkılmayarak yazılmış olduğunu görüyoruz. 

Tüm bunları göz önüne alarak varacağımız yegane sonuç şudur ki: Batı ve İslam; adalet konusunda en büyük ayrıma, adaletin temeline neyi koyduğu ve adaleti, neyin temeline koyduğu sorusunda düşmüştür. Batı, adaleti eşitlik olarak ele alırken; mülkü, adaletin temeline koymuş, buna karşılık İslam ise adaleti barışı sağlamanın bir ön koşulu olarak ele almış, onu ihsan ile tamamlanması gereken bir düzen olarak kabul etmiş ve mülkünün temeline adaleti koymuştur. Okuyucunun aklında neden ve nasıl adil olmak sorusunu bırakarak kitap, belki de bizleri ömür boyu içinde bulunacağımız ontolojik bir düşünce dünyasına sürüklemiştir.

 

Adalet: İslami ve Batılı Perspektifler, Zafar Iqbal, çev. Lütfi Sunar, İstanbul: İktisat Yayınları, 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir