299 kez görüntülendi.

Vefalı Bir Dost: Mehmet Âkif

Mehmet Âkif Ersoy birçok konuya hakim bir şairdir. Onun bu farklı alanlara mümeyyiz olması onun sadece bir şair olmadığı, zamanına ışık tutmuş bir münevver olduğunu da kuşkusuz göstermektedir. Türkçeye olan bağlılığı, Arapçaya olan vukufiyeti, musikiye duyduğu ilgi, ilme gösterdiği önem gibi sıralanıp gidecek nice alan vardır. Fakat biz bu yazımızda onun daha çok ahlaki seciyelerinden olan vefasına dikkat etmek istiyoruz. Vefanın en büyük timsalini yaşatan Âkif, hayatında önem verdiği dostlarına yakından ilgi duymuş, onların vefatlarında gözyaşı dökmüş ve hayırla yad etmiştir. Bununla birlikte verilen söze dahi vefalı olmayı bizlere öğretmiştir. Âkif’in vefası sadece dostlarına has kalmamış, hayatı boyunca her daim üstün tuttuğu en kutlu iki şey olan dinine ve vatanına da vefalı olmayı en yüksek seviyede göstermiştir. Milli Mücadele’de İstiklal Marşı’nı yazarak bu vatana en büyük hediyeyi bahşetmiş, Necid çöllerindeki zorlu yolculuğunda memleketten gelen haberleri takip etmiş, Mısır’da sürgün hayatı yaşarken dahi vatan hasretiyle yanıp kül olmuştur. Hastalandığında son arzusunun vatanını son kez görmek olan bu vatan sevdalısı şaire son günlerinde dahi hapis hayatı yaşatılmıştır. 

Biz de bu hususa mukabil, onun sevdiği dostlarından birkaçını kaleme almak istedik. Mehmet Âkif’in vefa üzerine kurulu hayatında dikkati çeken en önemli dostları Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın çocukları olmuştur. 

 

Abbas Halim Paşa

Mehmet Âkif’in Mısır’daki en yakın dostu hiç şüphesiz Abbas Halim Paşa olmuştur. Paşa, Kavalalı Mehmet Ali Paşa neslinden, Mısır doğumlu Osmanlı devlet adamıdır. Tahsilini kardeşi Sadrazam Said Halim Paşa ile İsviçre’de tamamlamıştır. Resmi hayatı şöyledir: Meşrutiyet’ten önce Şûrayı Devlet azalığı, sonra Bursa valiliği ve kardeşinin sadareti zamanında (1915) Nafia nazırlığı, Mütarekeden sonra İngilizler tarafından tevkif ve Malta’ya gönderilmesidir.[1] Abbas Halim Paşa, Batı medeniyetini görmüş ve İslam medeniyeti ile mukayeselerini yapmış bir mütefekkirdir. Geleceğin inşasının İslam ile olacağını düşünenlerdendir. Mehmet Âkif, ne zaman onun ile birlikte ümmet hakkında konuşmaya başlasa Âkif’in aklındakiler paşanın dilinden dökülmüştür.[2]  Mehmet Âkif ile Abbas Halim Paşa ruhları birbirlerine çok sıkı bağlanmış iki dost olmuşlardır. Âkif, ona hayran olduğu gibi Paşa da Âkif’e çok hürmet göstermiştir. Âkif’e olan hayranlığını şu cümle ile göstermiştir. “Âkif ne zaman olsa bir Abbas Halim bulur; fakat ben bir Âkif bulamam. O, benim için bir talihtir.” [3]

Seniyüddin (Başak) bey, onunla dostluk kurup onu himayesine alan Abbas Halim Paşa olmasaydı Âkif’in çok zorluk çekeceğini dile getirmiş, vefatından sonra Âkif’e yapılan hürmet ve takdirlerin bir mana ifade etmeyeceğini söylemiş, önemli olanın hayatında iken kıymetini bilmek olduğunu vurgulamıştır.[4]

Abbas Halim Paşa ile dostlukları çok öncelere dayanıyordur. Abbas Halim Paşanın Heybeli’deki köşkünde başlayan bu dostlukları Hilvan’da da devam etmiştir.[5]  Hatta Âkif Hilvan’da bulunduğu sırada Heybeli’deki günlerin hasretini ‘Bir Ariza’ şiirinde dile getirmiştir.

Abbas Halim Paşa ilme önem veren bir şahsiyetti. Öyle ki yurt dışına gidecek durumu olmayan birçok genci yurt dışına eğitim için bizzat kendisini göndermiştir. Fakire, yoksula karşı Heybeli’deki köşkü bir yardım kuruluşu gibi görev yapmıştır. Paşa, Birinci Dünya Savaşı sırasında kıtlık çeken İslam ümmetinden ayrı bir şey yememek için evine gelen levazımatı geri çevirmiş ve mısır ekmeğine inatla devam etmiştir. Fakat bünyesi bunu kaldıramamış, midesinde oluşan ülserden dolayı vefat etmiştir.  (1934)[6]

Paşanın vefatına üzülen Mehmet Âkif artık kendisinin de Mısır’da duramayacağını dile getirmiş, bir yıl sonra İstanbul’a dönmüş ve bir yıl sonra da ebedi istirahatgahına -dostunun yanına- göçmüştür.[7]

 

Said Halim Paşa

Âkif’in dostlarından birisi de Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan Said Halim Paşa’dır. Said Halim Paşa Osmanlı Devleti’nde sadrazamlık yapmış, İttihat Terakki’nin suçlamaları ile askeri mahkemede yargılanıp Malta’da sürgün hayatı yaşamış daha sonra beraat edip İstanbul’a dönmek istemiş fakat bu isteği kabul edilmemiştir. Mısır’a da gidemeyen Paşa, Roma’ya yerleşmek zorunda kalmış, 1921 yılında bir Ermeni tarafından suikaste uğrayarak vefat etmiştir. Naaşı İstanbul’a getirilmiş II. Mahmud Türbesi bahçesinde babasının yanına gömülmüştür. 

Âkif’in çok sevdiği dostlarından biri olan Seniyüddin (Başak) bey Âkif’in tek kusurunun, başına bela olan tek şeyin “mefkuresinin adamı olmak” olduğunu dile getirmiş, bu yüzden hiçbir yerde barınamadığını dile getirmiştir.[8] Bu özellikte olan Mehmet Âkif’i sevenler de tıpkı Âkif gibi sürgün hayatına mahkum bir hayat sürmek ile ortak bir kader göstermişlerdir.

Said Halim Paşa Mehmet Âkif’i çok sevmiş, Mehmet Âkif de onu büyük bir mütefekkir olarak görmüştür. Said Halim Paşa İsviçre’de siyasal bilimler, felsefe ve hukuk eğitimi görmüş, Farsça, Fransızca ve İngilizce diline hakim bir ilim adamıdır. Batı’yı görmüş bir Müslüman olarak doğu-batı arasındaki karşılaştırmaları başarıyla yapmıştır. Eserlerinde eleştirdiği batı sevici aydınlar yerine o, köklerine sadık kalmış bir münevverdir. Batı’dan alınması gereken şeylerin olduğunu söyleyen Paşa; “Bu bilim ve teknik, bugün Avrupa’dadır. O halde, bizim için yapılacak iş açıktır: Bu bilim ve tekniği Avrupalılardan öğrenmek. Evet, gerek unutmuş olduğumuz deney yöntemlerini, gerek cahili bulunduğumuz yeni teknikleri tahsil etmek.” olduğunu dile getirmiş, bunu yapmanın Hz. Peygamber’in “İlim Çin’de de olsa onu gidip alınız!” hadisine uygun bir hareket olduğunu dile getirmiştir. Bununla birlikte Batı’dan sadece ilminin alınacağının altını çizmiştir. “Yoksa, sözlerimizden batı kavimlerinin ekonomik ilkelerini, emek ve sermaye kurumlarına ilişkin sistemlerini ve bunlar arasındaki ilişkileri, tıpkı orada olduğu gibi kabûle taraftar olmak anlamı anlaşılmamalıdır.”[9]

Osmanlı’nın son yıllarında çıkan Batı’dan ne alınacağı sorusuna kendi düşüncesi ve inancı yönünde fikir üreten Said Halim Paşa’nın bu fikirleri toplumda karşılığını bulamamıştır. Mehmet Âkif gibi hayatını vatanına harcayan bu münevver de devlet nezdinde gerçek manada anlaşılamamış veya anlaşılmak istenmemiştir. Devlet kademesindeki görevleri sürecinde Ermeni kırımı suçu ve İttihat Terakki’nin kendisine sormaksızın I. Dünya Harbine girmesi ile savaş sorumlusu olarak suçlanmıştır. Buna rağmen Mehmet Âkif kendisinin yazılarını dikkatle takip etmiş, son eseri olan Fransızca yazdığı “İslam’da Toplumsal Siyasal Kurumlar’ adlı eserini ‘İslam’da Teşkilat-ı Siyasiye” adıyla Sebilürreşad’da yayımlamıştır. 

 

Prens Halim Bey

Mehmet Âkif’in yakın dostlarından birisi de Said Halim Paşa’nın oğlu Prens Halim beydir. Babası gibi kendisi de Âkif’e hayrandı. Âkif’in tüm eserlerini okumuş, Mısır’a geldiği vakit haftada birkaç gün Âkif ile vakit geçirmiştir. Âkif de onun sohbetinden haz almış, felsefe, musiki gibi farklı konulardan uzunca konuşmuşlardır. Prens Halim bey sünneti seniyyede önemi vurgulanan “baba dostuna vefa”sını her daim göstermiştir. Âkif ömrünün son zamanlarını prensin Alemdağ’daki köşkünde geçirmiş, Prens de bütün imkanları Âkif için seferber etmiştir.[10]

Son olarak söylemek gerekirse Mehmet Âkif, dostlarına karşı her zaman vefalı olmuş, sadece onlara değil dostlarının çocuklarını da yakından takip etmiştir. Fikre, hürriyete, dindarlığa ve vatan severliğe dikkat eden Mehmet Âkif, bu değerlere önem veren kişiler ile dostluk kurmuştur. Mehmet Âkif’in yanında herhangi bir vatan düşmanının yer almadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ona en sevmediği kişiler sorulduğunda o, vatan için hiçbir şey yapmayıp, lafa gelince vatan sevdalısı görünenler olduğunu dile getirmiştir.[11]

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!…

– Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım!” düsturunu hayatının tamamına yaymış bir kahraman olarak gördüğümüz Mehmet Âkif’in hayatını daha iyi anlamak ve anlatmak gayesi ile milli şairimizi saygı ve özlemle anıyoruz. Ruhu şad olsun…

 

[1] M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Âkif Mısır Hayatı ve Kur’ân Meâli, sy.53.

[2] a.g.e, sy.192.

[3] Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Âkif Ersoy Hayatı-Seciyesi-Sanatı, sy.153.

[4] Eşref Edip Fergan, Mehmed Âkif Hayatı Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları, sy.282.

[5] Eşref Edip Fergan, Mehmed Âkif Hayatı Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları, sy.193.

[6] Düzdağ, Mehmed Âkif Mısır Hayatı ve Kur’ân Meâli, sy.55.

[7] Eşref Edip Fergan, Mehmed Âkif Hayatı Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları, sy.195.

[8] a.g.e; sy.282.

[9] Said Halim Paşa, İslam ve Batı Toplumlarında Siyasal Kurumlar, Yay. Haz. N. Ahmet Özalp, Pınar Yayınları, İstanbul, 2018, sy.38.

[10] Eşref Edip Fergan, Mehmed Âkif Hayatı Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları, sy.199.

[11] a.g.e; sy.250.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir