204 kez görüntülendi.

Telif, Neşir, İstinsah: İslam Dünyasında Kitabın Tarihi

İslam öncesi dönemde yazıya dökülmüş hâli kayalara işlenmiş birkaç kitâbeden ve binalar üzerine düşülmüş birkaç kayıttan ibaret olan Arapça edebiyatın şiir ve hikayeleri genellikle şifahen nakledilmekteydi. İslam’ın gelişi ve Kur’an vahyinin oluşturduğu gelenek ile birlikte bu şifahi edebiyat yazıya aktarılmış ve bu şekilde muazzam bir ilerleme kaydetmiştir. Esasında İslam’ın Arapça edebiyata yaptığı etki, onun yazıya aktarılarak ilerleme kaydetmesini sağlamaktan da ötededir. İslam, Arapçanın dünya sahnesinde yer almasını, uzun yıllar dünyanın dört bir yanında talim edilen bir dil haline gelmesini sağlamıştır. Alvaros adlı bir İspanyol’un IX. yüzyıl gibi erken bir dönemde sarf ettiği şu sözler, İslam düşünce ve kültürünün, dolayısıyla Arapçanın ve Arapça kitapların dünya genelinde ne ölçüde yaygınlık kazandığını farklı bir açıdan gözler önüne seriyor: 

“Benim Hıristiyan kardeşlerim, Arapların şiir ve aşk hikayelerinden zevk alıyorlar. Müslüman kelamcı ve filozofların eserlerini onları reddetmek değil, Arapçayı doğru ve seçkin bir şekilde konuşmak için inceliyorlar. Bugün kutsal metinlerimiz üzerine yazılmış Latince şerhleri okuyan kilise dışından birini nerede bulabilirsiniz? İnciller’i, peygamberleri ve havârileri okuyan kim var? Heyhat! Yetenekleriyle temayüz etmiş genç Hıristiyanlar Arapçadan başka bir dil yahut edebiyattan haberdar bile değiller. Arapça kitapları büyük bir dikkat ve heyecanla okuyorlar. Büyük masraflar yaparak bu kitapları topluyor ve her yerde Arap kültürüne övgüler yağdırıyorlar.”[1]

Alvaros’u isyan ettiren bu durum İslam’ın yeryüzünde yayılmaya başlamasından yalnızca iki asır sonra vaki olmuştur. Bu dönem ve müteakip dönemlerde İslam dünyasında kitap ve kütüphanelerin artışı ivme kazanacak, içerdiği kitap adedi 10 binleri aşan kütüphanelerin sayısı hiç de az olmayacaktı. Hicrî 207 (miladî 823) yılında vefat eden meşhur tarihçi Vâkıdî, ardında bazıları 2 bin dinar ödenerek satın alınmış ve iki hizmetçisi tarafından gece gündüz istinsah edilerek çoğaltılmış tam 600 sandık dolusu kitap bırakmıştır. Halife Me’mûn, “Onun kitapları kadar kitap Bağdat’a gelmedi” diyerek Vâkıdî’nin kütüphanesinin değerini takdir etmiştir.[2] Abbâsîler’in hakimiyetindeki Bağdat’ın 36 kütüphaneye sahip olduğu söylenir. Bu kütüphanelerin yanı sıra mezkûr örnekteki gibi, âlimlerin şahsî kütüphaneleri de hayli yekûn oluşturuyordu. Fâtımîler’in saray ve akademi kütüphanesindeki kitapların sayısı ile ilgili de 120 bin ile 2 milyon arasında değişen sayılar verilmektedir.[3]

Peki klasik dönem İslam dünyasında bir kitabın telifi ve nakli nasıl gerçekleştiriliyordu? Varrâklar, müstensihler ve kitapçıların burada nasıl bir rolü söz konusuydu? Kullanılan yazı malzemesi neydi?

İslam Dünyasında Kitabın Tarihi[4], bu tür soruların cevaplarını arıyor. Johannes Pedersen tarafından 1946 yılında telif edilen ve 1984’te İngilizceye aktarılan eser, Mustafa Macit Karagözoğlu tarafından Türkçeye tercüme edildi ve 2012 yılında Klasik Yayınları tarafından yayımlandı. Modern klasiklerden sayılan bu eser, elbette, İslam tarihinde kitap ve kütüphane gibi oldukça geniş bir konuda çok kapsamlı bir tablo sunmuyor. Tercümeye yazdığı takdim yazısında Halit Özkan bu eserin, kitabın bizdeki serüveni hakkında yalnızca klasik bir mukaddime olarak kabul edilmesi gerektiğini ve konuyla ilgili ayrıntılı bilgi arayanların başka kaynaklara başvurmaları gerektiğini söylüyor. Ayrıca Özkan kitapta, mevcut bilgiler açısından tadil edilmesi gereken bazı oryantalist yargılar olduğunu belirtiyor. 

İslam Dünyasında Kitabın Tarihi; İslam’dan önce Arap Yarımadası’nda yazı ve kitap, Kur’ân ve Arap edebiyatı, kitapların telifi ve nakli, varrâklar ve kitapçılar, yazı malzemeleri, Arapça yazı ve hattatlar, kitap resimleme, ciltçilik, kütüphaneler ve matbû kitaplar konularını ele alıyor. Pedersen, Kur’ân-ı Kerîm’in mushaf haline getirilmesinden, matbaada basılan kitaplara kadar İslam dünyasında kitabın izini sürüyor. Söz konusu çalışmanın içeriği bu yazının devamını teşkil edecektir.

Kitap Te’lifi ve Neşri           

Klasik dönemde eserler genellikle camide, insanlara okunup imlâ ettirmek suretiyle neşredilirdi. Eser, öncelikle müellifin kendisi tarafından insanlara okunmakta, ardından nezaret ettiği bir müstensih tarafından insanların huzurunda farklı versiyonlarla üç kere daha okunmaktaydı. Bu okuma sürecinde herhangi bir değişiklik olursa müstemlî (imlâ işini yapan kişi), bu değişiklikleri elindeki nüshaya eklemekte ve akabinde müellife okumaktaydı. Çalışma nihai şeklini alınca müellif bu son nüshanın rivayeti için izin verirdi ve kitap yayılırdı. Bu durum genellikle, müellif hayattayken talebenin, nüshasını ona okuyup rivayeti için icazet alması şeklinde olurdu. Bu noktada her bir imlâ ve icazet işinin, bugünkü anlamda kitabın baskı adedine tekabül ettiği söylenebilir. Bir kitabı kimin naklettiği (bugünkü anlamda yayınevi) de son derece önemliydi. Zira halk arasında kötü nam salmış birisinin bir kitabı nakletmesi, o kitabın akıbeti açısından son derece hazin sonuçlar doğurabiliyordu. Örneğin Müberred’in (ö. 286/900) telif ettiği bir kitap, “mülhidce fikirleri yansıtan eserleri ve müfrit Şiîliğiyle” tanınan İbnü’r-Râvendî[5] (ö. 301/913) tarafından nakledilmesi sebebiyle oldukça kısa bir şöhret hayatı sürecekti.

Kitaplarla İç İçe Bir Meslek: Varrâklık

Medreselerin teşekkül ettiği ve sistematik bir şekilde faaliyet göstermeye başladığı döneme kadar İslam dünyasında her yönüyle camilerde gerçekleşen bir entelektüel hayat söz konusuydu. Âlimler, ilmî birikimlerini ve kanaatlerini bu camilerde teşekkül eden ders halkalarında talebelerine ve kendisini dinlemeye gelen halktan insanlara aktarırlardı. Bir âlimin şifahî olarak aktardığı birikimini talebelerine yazdırmak suretiyle bir kitap ortaya çıkarması ilk dönem ve sonraki dönemlerde oldukça sık rastlanan bir durumdur. İlerleyen dönemlerde bu tutum müstakil bir yazıcılık mesleğinin ortaya çıkmasını sağlayacaktır: “Varrâklık” yahut diğer adıyla “nessâhlık”.

Varrâklar, âlimlerin telif ettikleri kitapları çoğaltmak suretiyle yayılmasını sağlamakla beraber bir mecliste ders yapan bir âlimin dersini imlâ ederek bu dersin kitap haline gelmesini de sağlarlardı. Esasında varrâklık mesleği ilmî uğraş sahibi kimseler için de önemli bir geçim kaynağıydı. Nitekim birçok âlimin el-Varrâk lakabıyla anıldığı bilinmektedir. el-Fihrist’in müellifi İbnü’n-Nedîm’in (ö. 385/995) de varrâk olduğu bilinmektedir. Pedersen’in, Yâkût’un İrşâd adlı eserinden naklettiği şu hadise, varrâklara dair dikkat çekici bir anekdot olarak kitapta yer almaktadır: Ferrâ’nın (ö. 207/822) halka açık bir şekilde yaptığı tefsir derslerini yazıya geçiren varrâklar, dersler bittikten sonra bu kayıtları halka göstermez ve yüksek meblağlara satarlar. Halk bu durumu Ferrâ’ya şikâyet eder ancak o da varrâklara söz geçiremez. Bunun üzerine Ferrâ, yeni bir tefsir meclisi oluşturacağını ve bu mecliste âyetlere dair daha geniş açıklamalar yapacağını duyurur. Nitekim ilk derste Fatiha sûresinin ilk kelimelerinin tefsiri 100 sayfa tutar. Ellerindeki eski ders nüshalarının yeni nüshaların gölgesinde kalıp değersiz hâle geleceğinden korkan varrâklar bu nüshaları istenilen fiyattan satmaya razı olurlar.

Hiç şüphesiz varrâklık mesleğinin yaygınlık kazanmasında âlimlerin olağanüstü yazma gayretlerinin de etkisi vardı. Söz gelimi, Endülüslü bir âlim olan İbn Hazm’ın (ö. 456/1064) yaklaşık 80 bin sayfa tutan 400 cilt eser yazmakla meşhur olduğu ifade edilir. Benzer şekilde, İmam Süyûtî’nin (ö. 911/1505) kaleme aldığı kitapların sayısının da hayli yüksek olduğu bilinmektedir. Pedersen kitabında Süyûtî’nin kitaplarının sayısının 600 olduğunu belirtse de yeni sayımlara göre Suyûtî’nin eserlerinin sayısı 1194’e ulaşmaktadır.[6]

Bir Varrâkın Düştüğü Not

Yazma nüshaların sonunda kitabın müellifi, telif tarihi yahut o kitabı müellifinden okuyan kişinin icazeti gibi kayıtlar yer almaktadır. Bunların yanında kitabı istinsah eden varrâkın/müstensihin de istinsah işlemini tamamladıktan sonra adı, çalışmayı tamamlama tarihi ve çalışmayı tamamlamış olması hasebiyle kitabın sonuna derç ettiği hamd ve dua ifadeleri yer almaktadır. Tabakâtu’s-Sûfiyye adlı eserin sonuna bir varrâkın düştüğü notlar, kayda değer bir örnek olarak Pedersen’in kitabında yer almaktadır: 

Tabakâtu’s-Sûfiyye kitabının sonu. Allah onlara rahmet eylesin. 16 Zilkade 785 Pazar akşamı tamamlanan bu nüshayı Allah’a muhtaç, kendisini affetmesini, günahlarını bağışlamasını dileyen, Nebîsi Muhammed sallalâhü aleyhi ve sellemin şefaatini uman ve Furnü’l-ifrît’te ikamet eden Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed b. Abdülaziz b. Menî’ eş-Şerîf el-Hasenî fani elleriyla yazdı… Allah onu, anne babasını, tüm Müslümanları, bu kitabı okuyanları, ona bakanları, onu yazıp çoğaltanları, anne babalarını ve tüm Müslümanlara dua edenleri bağışlasın. Bize Allah yeter, o ne güzel vekildir! Nebîlerin sonuncusuna, ailesine, ashâbına salât ü selâm olsun!

İslam kültür tarihine dair kaleme alınan eserlerin, ilgili ilim geleneklerine vakıf olma açısından hayli faydası bulunmaktadır. Bugün klasik addedilen pek çok eserin kaleme alındığı ilmî havayı yansıtan çalışmalar, söz konusu eserlere daha bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmanın imkanını sağlamaktadır. İslam Dünyasında Kitabın Tarihi bu türden bir eser. Belirli bir zaman dilimini konu edinmemesi hasebiyle ilgili konuya dair detaylı bir tablo sunmamakla birlikte bu eser, İslam ilim geleneğine ve kültürüne vakıf olabilmek adına nitelikli bir giriş sayılabilir.


[1] Nakledildiği yer: İbrahim Kalın, İslâm ve Batı, İSAM Yay., sf. 52.

[2] MUSTAFA FAYDA, “VÂKIDΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/vakidi (28.10.2019).

[3] Bkz. James Westfall Thompson, İslam Kütüphaneleri (Muslim Libraries), çevirenler: Osman Ersoy, Özer Soysal, içinde: The Medieval Library.

[4] Johannes Pedersen, İslâm Dünyasında Kitabın Tarihi, trc. Mustafa Macit Karagözoğlu, Klasik Yay., 3. Baskı, Nisan 2018

[5] Bkz. İLHAN KUTLUER, “İBNÜ’r-RÂVENDΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ibnur-ravendi (26.10.2019).

[6] Bkz. HALİT ÖZKAN, “SÜYÛTΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/suyuti#1 (26.10.2019).

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir