988 kez görüntülendi.

“Sizi Rahatsız Etmeye Geldim!” | Ali Şeriati

Ali Şeriati, Cemil Meriç’in 1979’da kaleme aldığı “Göller Bölgesinde Bir Ada” başlıklı köşe yazısıyla ülkemizde tanınmaya başladı. Kitapları, 1980’li yıllarda ülkemizdeki Müslüman okura coşkulu bir İslam Tarihi okumasının imkânını gösterdi ve ilgiyle karşılandı. Hakkında çok sayıda yazı ve kitap kaleme alındı, konferanslar ve sempozyumlar düzenlendi. Bazen “düşünce ve eylem insanı” olarak, bazen de “Müslüman ütopist” olarak takdim edildi. İsminin önüne doktor, sosyolog, düşünür, devrimci, aktivist, sosyalist, ideolog, aydın, şâhit, ârif, mistik, yazar, şâir, öğretmen gibi çok çeşitli ve kimi zaman birbirine zıt olarak görülebilecek unvanlar getirildi. Olumsuz yaklaşıma sahip bazı kesimler onu Şiî bir propagandacı, Şiîliğe karşı bir Sünnî yanlısı ve hatta Marksist bir kozmopolit olmakla suçlarken; olumlu yaklaşanlar tarafından Şeriati, İslam’ın özgürlük mücadelecisi ve devrimci şehidi olarak kabul edildi. Şeriati ise kendisini “çağının vicdanı” olarak duyumsuyor, kendisini, ruhunda bunun ağır sorumluluğunu hisseden “aydın bir hakiki mümin” olarak görüyordu. 

Böyle bir insanı anlamak, arayış ve mücadele ile geçen bir ömrü anlatmak elbette kolay değildir. Bu çok katmanlı yaşamı kısa bir yazıyla “kelimelerin zindanı”na sığdırma girişimi ise, ancak Mesnevî’deki fil hikâyesinin doğrulayıcısı olacaktır. Bundan dolayı amacımızın Şeriati’yi derinlemesine tanıtarak onun tam anlamıyla bir portresini çizmek olmadığını baştan ifade edelim. Çeşitli konularda merak uyandırmayı ve yeni araştırmalara kapı aralamayı hedeflediğimiz bu yazıda şu sorulara ana hatlarıyla cevap arayacağız: Şeriati nasıl bir zaman ve ortamda, nasıl bir hayat yaşadı? Nelerden ve kimlerden etkiler taşıdı? Kişiliği, çalışmaları ve üslûbuna dair neler biliniyor? Çağının sorunlarına karşı kendisini nasıl konumlandırdı? Nasıl bir fikrî yapının mimarıydı ve bu fikrî yapının izlerinin sürülebileceği eserleri nelerdir?

ANA HATLARIYLA HAYATI

Ali Şeriati 23 Kasım 1933’te, Horasan’da Sabzevar yakınlarındaki Kahek Köyü’nde dünyaya geldi. 1940’ta ilkokula Mezinan’da başlayan Şeriati, 1946’da Meşhed’deki Firdevsî Lisesi’ne ve daha sonra 1950’de Öğretmen Okulu’na kaydoldu. Lise yıllarında tanıştığı İslamî Hakikatleri Yayma Cemiyeti’ndeki çalışmalarına devam etti (1945-1957). 1953’te Millî Direniş Hareketi’ne katıldı. 1955’te Ebuzer adlı çevirisi yayımlandı. 1956-1958 yılları arasında okuduğu Meşhed Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Buradaki öğrencilik yıllarında tanıştığı Pûrân Razavî ile 1958’de evlendi. Lisansüstü eğitimi için devlet bursuyla Fransa’ya gönderildiği yıl olan 1959’da ilk çocuğu İhsan’ın doğum haberini aldı. Evliliklerinden Susan (1962), Sara (1964) ve Mona (1971) adlı üç çocuğu daha dünyaya geldi. 

(Ali Şeriati’nin Babası Muhammed Taki Bey ve Annesi Zehra Hanım’ın Fotoğrafları)

Paris’te “Belh’in Faziletleri Tarihi” üzerine çalışan Şeriati 1963’te “Les merites de Balkh” başlıklı doktorasını Sorbonne Üniversitesi’nde tamamladı. Paris’te bulunduğu dönemi farklı disiplinlerle ilgilenerek değerlendirmenin yollarını aradı. Jean Paul Sartre, Frantz Fanon, Gurvitch, Louis Massignon, Jacques Berque gibi ünlü düşünürlerle yakınlık kurdu. Fransa’da, sömürgeci ülkelere karşı başta Cezayir olmak üzere çeşitli ülkelerin bağımsızlık mücadelelerini destekledi.

(Ali Şeriati’nin 1941, 1950, 1955 ve 1976 Yılına Ait Fotoğrafları)

İran’a dönünce şahlık rejimi karşıtı çalışmaları sebebiyle tutuklandı ve bir buçuk ay hapiste kaldı. Kısa süreli öğretmenliğin ve farklı görevlerde memurluğun ardından 1966’da Meşhed Üniversitesi’ne Dinler Tarihi alanında öğretim görevlisi olarak atandı. Bu dönemde gerçekleştirdiği konferanslara geniş kitleler katıldı. 1971’de buradaki faaliyetlerinden dolayı görevine son verildi. Şiî çizgisinde İslamî eğitimin verildiği Hüseyniyye-i İrşâd adlı merkezde çalışmalarına devam etti. Buradaki çalışmalarından dolayı 1973’te bir kere daha tutuklandı. On sekiz aylık tutukluluk döneminden sonra 1975’te döneminden sonra çeşitli baskılar sonucu şartlı olarak serbest bırakıldı. Bundan sonraki dönemde etkin çalışması engellenen Şeriati, yakın çevresindekilerle birlikte SAVAK adlı istihbarat ve güvenlik teşkilatı tarafından denetim altına alındı. Bu baskı ailesi ve kendisi için dayanılmaz bir boyuta ulaşınca 16 Mayıs 1977’de İran’dan ayrılmak zorunda kaldı. 19 Haziran’da Londra’daki bir otelde ölü bulundu. Şeriati’nin cinayete kurban gittiği şüpheleri de dile getirildi. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) torunu Hz. Zeyneb’in kabrinin yanında defnedildi.

KİŞİLİĞİ, ÇALIŞMALARI VE ÜSLUBUNA DAİR BAZI NOTLAR

Her insan bir âlemdir. Bu âlemin tam anlamıyla keşfedilemeyen hatta hiç yaklaşılamayan tarafları elbette olacaktır. Bununla birlikte bazı noktaları görebilmek, sınırlı da olsa o âlem hakkında fikir sahibi olabilmemize imkân sağlayacaktır. İnsanın aile yapısı, anne ve babası, içine doğduğu sosyal ve kültürel ortam, içinde yetiştiği siyasî atmosfer, aldığı eğitimler, katıldığı cemiyetler, okuduğu kitaplar ve kurduğu yakınlıklar kişiliği, çalışmaları ve üslubunun şekillenmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu sebeple düşünceleri ve eserlerinden önce Ali Şeriati’ye bu açılardan bakmak, yaşamını önemli boyutlarıyla görmemize olanak sağlayacaktır.

Ali Şeriati’nin annesi Zehra Hanım aktarılana göre tevazû, sevgi, sabır ve fedâkârlık gibi insanî duygularıyla tanınan; eşi ile çocuklarının ilmî faaliyetlerine destek olan bir ev hanımıydı. Babası Muhammed Takî Şeriati ise geleneksel Şiî eğitiminin yanında entelektüel ilgilere de sahip olan, insanların hakikî İslam’a dönüşü meselesini dert edinmiş saygın bir öğretmendi. Şeriati hissî dünyasında annesinin, fikrî dünyasında ise babasının etkili olduğunu anlatır. Mantığa uygun düşünme sanatını öğrendiği babası, aynı zamanda ahlâkî ve siyasî eğilim kazanmasında da etkili olur.

Şeriati’nin doğduğu ve sonradan düzenli ziyaret ettiği Kahek bir çölün kenarında bulunan, kurak ve zorlu yaşam koşullarının hâkim olduğu bir köydür. Yaşamla ölüm arasındaki kıyı ve Allah’ın kolay bulunabileceği yer olarak tarif ettiği bu çöl (kevir), onun için bir inzivâ ortamı olur. Şeriati buradaki tecrübelerinin rûhî dünyası üzerindeki etkilerini şâirâne tasvirlerle anlatır. Bu çöl ortamından daha dışarıya açıldığımızda bizi önce Şiî dünyasında önemli bir merkez olan Meşhed, sonra ilmî ve kültürel zenginlikleriyle Horasan karşılar. Şeriati, bu topraklardan beslenerek yetişir.

Ezberci eğitime karşı bir duruş sergileyen Şeriati bu tavrını ilkokul yıllarından itibaren belli eder. Okula ilgisizliği, sık sık derslerden kaytarması ve düzensizliğiyle dikkat çeker. Kimi zaman şakalarıyla arkadaşlarını güldürerek dersin işlenişini de aksatan Şeriati, farklı bir mizâh anlayışına sahiptir. Bir arkadaşının anlattığı olay şöyledir. Şeriati lise yıllarındayken, arkadaşının çevresine irice taşlar atar. Sebebi sorulunca ise şakayla karışık bir ciddiyetle şu cevabı verir. “Bunlar gelişmiş ülkelerin, az gelişmiş ülkelere yaptığı ekonomik yardımlar!” 

Şeriati okul dışındaki vaktinin çoğunu ise babasının hacimli kütüphanesinde kendi ilgilerine göre seçtiği kitapları okuyarak geçirir. İlkokuldan üniversiteye kadar okuduğu kitapların felsefe, tasavvuf ve şiir başta olmak üzere edebiyat ağırlıklı olduğunu anlatır. Bu okumalar sayesinde muhtelif isim ve fikirlerle tanışır. İlkokul yıllarından itibaren Şeriati’yi etkileyen isimlerden biri sembolist yazar ve şair Maurice Maeterlinck olur. Maeterlinck görünen gerçekliklerin arkasındaki hakîkatleri düşünmeye, yaratılış ve hayatın gâyesi gibi temel soruların üzerine eğilmeye sevk eder Şeriati’yi. Hatta Şeriati, tefekküre dayalı düşünce sisteminin oluşumunun onun “Mum sönünce alevi nereye gidiyor?” mısrâı ile başladığını anlatır. Bu ismi Alexis Carrell, Arthur Schopenhauer, Freud, Franz Kafka, Anatole France gibi derinlikli muhtelif okumalar takip eder. Şeriati bu dönemdeki ağır okumalarla rûhî ve fikrî bir bunalım dönemine girer. Tasavvufa yönelmesiyle manevî dünyasına çöken sisler dağılır. Cüneyd-i Bağdâdî, Kuşeyrî, Bâyezid-i Bistâmî ve Hallâc-ı Mansûr gibi mutasavvıfları araştırır ve onların sözlerini derler. Aynü’l Kudât el-Hemedânî, Ferîdüddin Attâr ve Mevlânâ gibi büyük mutasavvıfların eserlerini okur. Düştüğü karanlık dehlizlerden Mesnevî’ye tutunarak çıkar. Doğu-Batı çatışmasını aşma hususunda önemli etkiler taşıyan Cemâleddin Efgânî ve Muhammed İkbal bu okumaların arasında da önemli yer tutar. Ayrı bir ilgi duyduğu şiire ise Hâfız-ı Şirâzî, Sadi, Firdevsî gibi klasik İran şairlerini okuyarak başlar.  Daha sonra asıl ilgisini çeken modern İran şiirine yönelir. Kendisi de sevilen şiirler kaleme alır. “Ben neyim? (Men Çîstem)” gibi bazı şiirleri, dönemin meşhur şâirleriyle yan yana yayınlanır. 

Ülkesinin içinden geçtiği ekonomik, sosyal ve siyasî açıdan çalkantılı süreç, kendisini bireysel okumalarına veren Şeriati’yi iç siyasetle ilgilenmeye sevk eder. Kuruluşunda babasının da etkili olduğu ve Müslümanların içinde bulunduğu zor durumun sebeplerine odaklanan İslamî Hakîkatleri Yayma Merkezi’ne on dört yaşında katılır. Bu merkez dışında, İslam’ın tüm ezilmiş halkaların sorunlarına çözüm sunabilecek bir düşünce sistemi sunduğunu savunan Hüdaperest Sosyalistler Hareketi’nin çalışmalarına dâhil olur. Bu hareketin ideolojisinin dayandığı ekonomik sistem sosyalizm, felsefî sistem ise sosyal adalet ve tek tanrı inancıdır. Şeriati’nin gençlik yıllarında, Şiîliğin dogmatik, tarih dışı ve efsânevî bir yapıya dönüştürüldüğü düşüncesiyle Şiî ulemâya sert eleştiriler getiren Seyyid Ahmet Kesrevî de etkili olmaktadır. Şeriati üniversiteye başladığı yıllarda ise çeşitli entelektüel ve siyasî gruplarla etkileşime geçer. Bu dönemde, şah rejimi karşıtlığında birleşen ama gündelik yaşama yön verme konusunda rekabet halinde olan üç yönelim öne çıkar: Marksist-materyalist yönelimli Tudeh Partisi, Musaddık liderliğinde milliyetçi ve özgürlükçü yönelimli Millî Cephe ve daha köklü geçmişiyle gücünü artırmaya devam eden Şiî ulemâ sınıfı. Şeriati İslamî ve Şiî sosyal adalet temelli öğretisini inşa ederken bu oluşumlardan birine bağlanmak yerine öne çıkan tezleri alıp sentez yapmayı seçer. 

Ali Şeriati’nin eklektik öğretisinin oluşmasında Paris yılları ve burada tanıştığı isimler de önemli yer tutar. Bu isimlerin başında Massignon gelir. İslam’da kadının önemli konumu, sosyal adalet ve İbrahimî dinlerin aynı manevî kaynakların farklı dalları olduğu düşüncesi ile ırkçılık ve sömürgeciliğe karşı mücadeleleriyle tanınır. Şeriati onunla etkileşimini Mevlana-Şems etkileşimine benzetir. Sosyolojik kavramlara ilişkin görüş geliştirmesinde etkili olan sosyoloji profesörü Gurvitch, aynı zamanda sosyal ve ekonomik adalet için mücadelesiyle dikkatini çeker. Bu yönüyle o, Şeriati’nin gözünde dönemin Ayetullah’ından daha Şiîdir. Berque ise dünyaya ve dine sosyolojik açıdan bakma, kelimeleri etkili bir araca dönüştürme gibi becerilerine katkı yapar. Yeryüzünün Lanetlileri adlı eseriyle tanınan Fanon Avrupa’yı taklit etmekten vazgeçerek öze dönüş yoluyla yeni bir insan ve toplum tasavvuru geliştirmek konusunda ilgisini çeker. Sartre ise varoluşçuluk konusundaki fikirleri ve öğretiler arası köprü kurma girişimi ile Şeriati’ye ilham kaynağı olur.

Ülkesine döndükten sonra bir aydında olması gerektiğini düşündüğü sorumluluk hissi ve edindiği araçlarla yenilenme arayışına uygun bir sistem inşasına yönelir. Eşi Pûrân Hanım’ın ifadeleriyle Şeriati İslam tarihini ve modern dünyayla konuşma dilini öğrenmek, bilimi tanımak, kaynak metinlere inmek, gerekli sentezi oluşturmak şeklindeki hazırlık aşamasından sonra adalet ve irfâna dayalı yönetim, tevhit temelli dünya görüşü ve hakikî bir İslam yolunda toplumsal davete girişir.

Coşkulu ve heyecanlı bir yapıya sahip olan Şeriati’nin davetinde itiraz ve karşı çıkış belirginlik kazanır. “Özgür ve sorgucu bir aklın yanında iman, sevgi ve dert sahibi bir uyandırma görevlisi” olarak, kelimeleri sakin birer ninni olmaktan çıkarıp elektriklendirmeye yönelir. Bu yönelişteki amaç kendisini kullandığı sivri dilde ve “Sizi rahatsız etmeye geldim!” söyleminde de belli eder.

Şeriati’nin yöntemi hayal gücüyle birleşerek farklı bir boyuta ulaşır. Düzeltilmesi gereken bir sosyal aksaklık gördüğünde kalemine sarılır Şeriati. Kimi zaman söyleyeceklerini “Şem’ (mum)” ve “Şem’-i Rûşen (yanan-aydınlık mum)” gibi müstear isimli bir sosyal eleştirmen olarak gerçekleştirir. Prof. Chandel (Fr. Mum) adında hayalî bir de düşünür oluşturduğu aktarılır. Zaman zaman bu isme atıf yaparak ifadelerine otorite katar.

Önemli ölçüde İslam tarihi verilerinden faydalanır. Bu verileri olduğu gibi kullanmak yerine, güncel gerçekliği dönüştürmeye yönelik yeni bir kalıba sokar. Örneğin Ebu Zerr, Şeriati’nin yeni kalıbıyla devrimci sosyalistlerin öncüsü olan tevhit ehli bir insan-ı kâmil olarak sunulur. İdeolojilerinin kişileşmiş hali olarak sunduğu Ebu Zerr’i anlatırken sanattan da yararlanır ve eleştirilmesine rağmen bir tiyatro oyunu sahneletir. Benzer modellemeleri Selmân-ı Fârisî, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) kızı Fâtıma ve torunu Zeyneb, Hallâc-ı Mansûr gibi şahsiyetler üzerinde de uygular. Asıl önemli role sahip olan Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’e dair geleneksel ve tarih dışı bulduğu Şiî imajları reddederek, yaşayan Ali’yi ve Hüseyin’i arar.

Şeriati’ye üslûbu ve ideolojisinin dışında başka yönlerden de çeşitli eleştiriler yöneltilir. Bu eleştiriler kravat takması, otomobilinin markası ve konuşmalarına kadınların dinleyici olarak katılabilmesinden -tasavvuf ilgisinin de etkisiyle- yaşadığını anlattığı mistik tecrübelerine kadar geniş bir yelpâzede dağılım gösterir. Diyalektikçi bir yaklaşımla Şiîliğe, mezheplere, dine, insana, ekonomiye ve topluma ikili bir pencereden bakan Şeriati kimi zaman kelimelere ve gerçekliklere serbestçe müdahale etmesiyle kimi zaman da öğretisinde zıtlıkların bir arada bulunuşu sebebiyle eleştirilir. Bazen de geleneksel yaklaşımın dışında bir yorum getirdiği kavramlar ve bunları yorumlarken atıf yaptığı isimler eleştiri konusu olur. Örneğin Şiî gelenek içinde teslimiyet ve uysal bir bekleyişle özdeşleştirilen intizâr, Şeriati’yle dinlerde ortak olarak bulunan bir kavrama dönüşür. Bununla birlikte Şeriati dinamik bir bekleyiş ve hazırlık süreci olarak gördüğü intizârı açıklarken, dönemin modern laik şairi Fürûğ Ferruhzâd’dan alıntı yapmaktan geri durmaz: “Kuş ölecek, sen uçuşu hatırla!”

Şiddetli eleştirilerin yanında, başta tutukluluk dönemleri olmak üzere yaşamının büyük bölümünde gördüğü psikolojik baskıya karşı da direnç ve tahammül gösterir. Eşi Pûrân Hanım onun tavır ve davranışlarında “bilinç, iman ve amel”in sebebi olan “akıl, gönül ve irade”nin uyum içerisinde olduğunu anlatır. Şeriati’nin bu tavrı “Hayat, iman ve cihaddır.” cümlesiyle sloganlaştırılır.

(İran Devrimi’nin İki Önemli İsmi: Ali Şeriati ve Ayetullah Humeyni)

Özetle Şeriati hem geleneksel hem de seküler zihniyet ve dili aşan yeni bir tavırla çıkagelir. Bu tavır başta gençler olmak üzere geniş kitleleri etkilemeyi başarır, tek mücadele ideolojisi olarak İslam’ı benimsemeye sevk eder. İsmi, vefatından kısa bir süre sonra gerçekleşen İran Devrimi’nin ideoloğu olarak Humeynî ile anılır.

BAZI TEMEL DÜŞÜNCELERİNE DAİR

Bu bölüme kadar hayatı, kişiliği, çalışmaları ve üslûbuna dair okuduklarımızla Ali Şeriati’nin düşüncelerine dair de kısmen fikir sahibi olduk. Çok katmanlı bir fikrî yapının mimarı olduğunu gördük. Bu bölümde ise “sosyalizm ve kapitalizm arasında üçüncü yol” arayışının ürünü olan “İslamî bir sosyoloji” yaklaşımının şekillendirdiği fikrî yapının bazı temel yönlerine değineceğiz.

Şeriati’nin İslamî ideolojisi antropoloji (insanbilim), sosyoloji (toplumbilim) ve tarih felsefesi olmak üzere üç direk üzerinde yükselir. Bu ideolojinin üzerine ideal toplumun karşılığı olan ümmet inşa edilir. Daha sonra İslam’ın öğretileri ve değerleriyle donanmış ideal insana ulaşılır.

Şeriati’nin bu katmanlı fikrî inşasının merkezinde “tevhidî dünya görüşü” yer alır. Kelâmî ve felsefî sınırların ötesinde bir anlam yüklenen tevhit artık sosyal, siyâsî, ekonomik ve ahlakî yönlere de sahip bütüncül bir kavrama dönüşür. Şeriati Hz. Muhammed’in (s.a.v.) amacının da tevhit diniyle birlikte sosyal adalet, eşitlik, kardeşlik ve sınıfsız toplumla şekillenen büyük bir tevhidî düzen olduğunu dile getirir. Bu düşünceye göre O, toplumsal önder olarak cahiliye ve şirke karşı tevhit için mücadele eden bir devrimcidir. 

Madde-mânâ, ruh-beden, dünya-ahiret, fizik-metafizik gibi geleneksel ayrımlarla tezat sayılan her şeyin birliğini savunur Şeriati. Açıkladığı İslamî öğretisinin gâyesi de ikilikten birliğe harekettir. İçinde bulunulan ara çatışma döneminde görülen tezatların da yeni ve ideal birlik-ahenk safhasına götüreceğini düşünür. Tevhit, bu ideal birliğin sembolüdür.

Tevhidî dünya görüşünden sonra İslamî ideolojinin üzerinde yükseldiği üç direği diyalektik bir yaklaşımla açıklar. Bu yaklaşımla insan “İlahî ruh” ve “balçık” olmak üzere iki zıddın birleşiminden oluşmaktadır. “İlahî ruh” yaratıcılık, bilinç, bilgi ve sevgiyi temsil ederken; “balçık” durağanlığın ve eylemsizliğin karşılığıdır. “Balçıktan ilahî ruha giden yol” ise dine karşılık gelir.

Benzer bir diyalektik yaklaşım, önerdiği tarih felsefesinde de görülür. Zıtlıkları gelişmelerin arkasındaki itici güç olarak gören Şeriati, Kur’an-ı Kerim’deki Habil-Kabil kıssasına farklı bir bakış sergiler. Habil’in, kardeşi Kabil tarafından öldürülmesini sınıf mücadelesi tarihinin başlangıcı olarak kabul eder. Kabil sınıf toplumunu serbest bırakan zâlim, sömürünün fâili, imansız bir kardeş katilini; Habil mazlum, hakkından mahrum edilen, mümin ve kardeşçe olanı temsil eder. Şeriati’ye göre daha sonra siyâsî ve etnik bir yön de kazanan bu mücadelede her iki tarafın kullandığı araç dindir. Bir tarafta Kabil’in aldatıcı, uyuşturucu, çok tanrıcı, özel mülkiyet ve sınıf farklılığının olduğu “şirk dini” vardır. Karşısında da Habil’in bilinç ve devrime dayalı, tek tanrıcı, özel mülkiyet ve sınıf farklılıklarının olmadığı “tevhit dini” durur. İkisi arasındaki mücadele dinin dine karşı savaşına dönüşür. Şeriati halkın iradesiyle gerçekleşecek bir dönüşümle Habil’in sisteminin geri getirilmesini tarihin belirlenmiş bir sonucu ve gayesi olarak görür. 

Üçüncü direkt olarak sosyolojik yaklaşım Habil-Kabil analizinin toplumu kapsayacak şekilde genişletilmesiyle ortaya çıkar. Sınıf çatışması ve zıtlıklarına dayanan üretim tarzlarını ezen-sömüren (Kabil temsili) ve ezilen-sömürülen (Habil temsili) olmak üzere iki kutup olarak görür Şeriati. Kamu mülkiyeti anlamına gelen sosyalist bir dönüşümü işaret eder.

Tevhide giden dönüşüme engel olarak gördüğü zer (Karun’un temsil ettiği ekonomik iktidar), zor (Firavun’un temsil ettiği zalim ve baskıcı siyasi iktidar) ve tezvir (Bel’am’ın temsil ettiği ruhban sınıfına dayalı dini iktidar) üçlüsünün silinmesi, ideolojisinin temel gâyesidir. Bunların yerine ise özgürlük, eşitlik ve sınıfsızlık getirilmelidir. Bu noktada insanların iradesine vurgu yapar. Artık seçme özgürlüğü olan bireyler, tarihin Habil’in sistemine doğru ilerici dönüşümüne yardım etmek veya buna karşı direnmek seçeneklerinden birini tercih edeceklerdir. Bilince dayanan irade gücünün farkında olan Şeriati, bu gücün uyandırılmasında aydınların sorumluluğunun da altını çizer. Ona göre aydın, bir ideolojiye sahip olup insanî bilinci uyandırarak tarihi ve toplumların kaderini değiştirebilecek kişidir.

Şeriati’de ideal toplumun karşılığı ise ümmettir. Kardeşlik vurgusu taşıyan bir kavram olan ümmet aynı zamanda hareket etmekte ve yürümekte olan bir ideolojiye inanan bireylerin toplumu demektir. Şeriati bu örnek toplumun yeniden inşa edilmesi gerektiğini düşünür. Bu inşa faaliyetinde üç temel elzemdir: ilki iman, tevhit, ilim ve bilimin simgesi kitap; ikincisi adaletin simgesi mizan (terazi); üçüncüsü ise maddi gücün simgesi demir (hadid)’dir.

Şeriati’nin fikrî sisteminde doğrusal olmayan medeniyetler döngüsü de önemli bir konumdadır. Döngüsel tarih teorisinin dinlere, ideolojilere ve milletlere de uygulanabileceğini düşünür Şeriati. Bu düşünceye göre canlılık ve dinamizm ile gelen tarihsel bir yükselişten sonra iniş dönemine girileceğini, eylemsizlikle gerileme döneminin geleceğini düşünür. Modern dünyada Müslümanların siyâsî, sosyal ve ekonomik çöküşüne çare bulmak, onun en önemli amaçlarındandır. Çare ise “öze dönüş”tür. Bunun için “dinî bakış”ın yenilenmesinin, İslam’ın çağa ait ve çağın nesline uygun bir dille tebliğ edilmesinin önemini vurgular. Şeriati bu yolla daimî bir ihyâ halini benimseyerek çöküş sürecinin önüne geçmeyi amaçlar. 

Ali Şeriati’nin Hac Ziyaretinden Bir Fotoğraf

Fikrî inşasında hicret, hac gibi bazı kavramlara ve Hz. İbrahim’in putları kırması gibi bazı eylemlere sembolik anlamlar yükler. Örneğin hicret inkılap yüklü bir kavram haline gelir. İnsanların topluca yaratıcısına yolculuğu olarak hac ibadeti ise her unsuruyla derin anlamlar içeren bir yaratılış tiyatrosu gibidir. Hz. İbrahim’in putları kırmasını da tüm sosyo-ekonomik haksızlıklar ve ayrımcılıkları sonlandırarak birliği sağlama amacını taşıyan bir eylem olarak izah eder. Benzer amaçla Şeriati İbrahimî dinler arasında da ortak yönler arar ve bunları listeleyerek açıklar. Mezhepler arasındaki farklılıkların aşılmaya çalışılmasını önemser. İnsanlara tevhidî dünya düzeninin sağlanması için farklılıkları değil de daha büyük ortak paydaları aramalarını tavsiye eder.

İdeal insana ulaşmak için bilince ayrı bir vurgu yapar. Bu vurgu metaforik anlamlarla zenginleştirdiği kavramlara yansır. Örneğin alinasyon gerçek kimliğini yitiren ve kendisine yabancılaşan, fıtrî yapısından uzaklaşan, kısaca öz-bilinçsiz insana işaret eder. İstihmar (eşekleştirme) ise, insanî ve sosyal bilinçten saptırmaya karşılık gelir. Bu saptırma zihinleri cahillik ve sapkınlığa zorlamak şeklinde doğrudan gerçekleşebilir. Buna ek olarak, önemli ve acil haklardan uzaklaştırıp daha önemsiz ve aciliyeti olmayan süslenmiş küçük haklara yönelterek uyutma şeklinde dolaylı yoldan da gerçekleşebilir.

Şeriati ideal insana ulaşmada zindan benzetmesinden yararlanır. İnsanın içinde tutsak olarak bulunduğu dört zindanı vardır. Bu zindanlar tabiat, tarih, toplum ve kendisidir. İnsan önce bu zindanların farkına varmalı, sonra kurtuluşun yolunu aramalıdır. İlk üç zindandan kurtulmak nispeten kolaydır. Bireyler bilinçle bilimi kullanarak, tarih felsefesini öğrenerek ve tarihî işleyişi tanıyarak, toplumbilimini keşfederek ve diğer toplumlarla karşılaştırma yaparak bu üç zindandan kurtulabilir. Ancak insan kendisinin tutsaklığından bu yolla kurtulamaz. Çünkü zindan ile tutsak birleşmektedir. Bir tutsağın ürettiği bilim de bu noktada tutsaktır. Şeriati bu zindandan kurtuluşun ancak aşk ile mümkün olduğunu anlatılır. Aşkı ise yüreğin derinliğindeki bir güç olarak tarif eder. Bu güç insanın içinde kuvvetli bir patlama yapmalı ve devrim koparmalıdır! Bu zindan insanın içinde olduğundan kurtuluş da ancak içten gelen böylesi bir çabayla sağlanacaktır. Bu aşamalardan geçildikten sonra Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak görülebilecek ideal insana ulaşılacaktır.

Ali Şeriati kendi döneminin ruh halini, koşullarını, sorunlarını, acılarını ve akla gelen bazı çözümleri yansıtır. Zorluklarla yüzleşmeyi gerektiren ve az görülen bir mücadeleye girişmek, C. Meriç’in ifadesiyle “Göller bölgesinde bir ada olmak”, son derece zordur. Şeriati’nin düşünceleri de böylesi zorlu bir yüzleşmenin sonucudur. Bir kısmına değindiğimiz düşüncelerinin tamamını burada ele alma imkânımız ise yoktur. Kitaplarıyla günümüzde ulaşılabilir olan düşünceleri, sistematik bir şekilde ele alınmayı beklemektedir.

 

KAYNAKLAR

Al Jazeera Turk. “İran: Bir Devrimin Anatomisi”. (9 Haziran 2014). 

Aktaş, Ümit. “Göller bölgesinde bir ada: Ali Şeriati”. Independent Türkçe. (20 Haziran 2020).

Demirkol, Murat (Ed). Bir Düşünce ve Eylem Adamı Ali Şeriati-Ali Şeriati Sempozyumu (17-18 Kasım 2012 – İstanbul).Ankara: Fecr, 2013.

Meriç, Cemil. “Göller Bölgesinde Bir Ada”. Kırk Ambar, II Lehce-t-ül Hakayık. 203-224. İstanbul: İletişim, 2009.

Rahnema, Ali. Ali Şeriati Bir Müslüman Ütopistin Siyasi Biyografisi (Çev. Zehra Savan). İstanbul: Kapı. 2016.

Shariati. http://www.shariati.com/photogallery.html

Subaşı, Necdet. “Şerîatî Alî”, TDV İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV. 38, 577-580.

Şeriati, Ali. Ali Şiası Safevî Şiası. (Çev. Hicabi Kırlangıç). Ankara: Fecr, 2009.

Şeriati, Ali. Dine Karşı Din. (Çev. Doğan Özlük). Ankara: Fecr, 2009.

Şeriati, Ali. Dua. (Çev. Ali Erçetin). İstanbul: Birleşik, 1999.

Şeriati, Ali. İnsanın Dört Zindanı. (Çev. Hüseyin Hatemi). İstanbul: İşaret, 1997.

Şeriati, Ali. İslam Bilim I. (Çev. Hicabi Kırlangıç). Ankara: Fecr, 2011.

Şeriati, Ali. Öze Dönüş. (Çev. Ejder Okumuş). Ankara: Fecr, 2009.

Şeriati, Puran. Eşim Ali Şeriati Bir Yaşam Portresi. (Çev. Salih Bircan). İstanbul: İhtar, 2002.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir