527 kez görüntülendi.

Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı

Osmanlı Devleti’nin sanat ve kültür hayatının önemli bir parçası olan divan şiirine dair olumsuz kanılar edebiyat tarihinde yerleşik bir olgu haline gelmiştir. Genellikle divan şiirinin toplumdan kopuk, gerçeklikten uzak, soyut, anlaşılmaz ve elit bir çevrenin edebiyatı olduğu fikri üzerinde durulurken halk edebiyatı da bunun karşısına konur ve bunlar arasında halk edebiyatı lehine keskin ayrımlara gidilir. Bu durum belki de Türk edebiyatında meydana gelen tıkanma ve krizin bir dizi çözümleri için ilk adımı oluşturan eleştirilerdi. Fakat bu olumsuz tavır aynı zamanda yaklaşık beş asırlık bir edebiyat geleneği ve birikiminin değersizleştirilmesi ve geri kalmışlığının kabul edilmesi demekti. Doktorasını Türk Dili ve Edebiyatı üzerine yapmış olan ve bu konuda çeşitli çalışmalar yapan Amerikalı yazar Walter G. Andrews, Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı adlı çalışmasında Osmanlı gazel geleneğini incelerken Divan edebiyatına yönelik birtakım yaygın kanıları kırmayı amaçlıyor. Andrews, E. J. W. Gibb ve Fuat Köprülü gibi isimlerin olumsuz yaklaşımlarını belirterek bu tutumlarını bazı politik, sosyal ve kültürel etmenlerin onların yargıları üzerinde etkili olmasına bağlamaktadır. 

Andrews, yaygın kanıların etkisine kapılmadan Osmanlı gazel geleneği üzerinden divan edebiyatına dair bütünlüklü bir okumaya girişmekte ve daha derinlikli çalışmaların yolunu açmayı amaçlamaktadır. 

Gazellerin anlaşılabilmesi için öncelikle beyitlerdeki yapı öğeleri ve söz dağarcığını ele alan yazar, daha sonra Osmanlı toplum yapısı ve onun şekillendirici unsurları (din/tasavvuf, iktidar) ile şiirde yer alan unsurlar arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bunlar hem şiirin barındırdığı anlam boyutlarını hem de onun toplumsal yapıyla bir alışverişinin olup olmadığını anlamaya yardım edecektir. Şiirlerdeki sözdizimsel yapıyı anlamanın verilmek istenen mesajı anlama konusunda önemli olduğunun altı çizilmiştir. Zira sözdizimsel yapının ana anlama ilave olarak çağrıştırdığı, hissettirdiği bir anlam zenginliği var. Buna göre mısralardaki yapı öğelerinin sıralanışı vurgu ve çağrışımları değiştirecektir. Aynı zamanda şiirde bu durumdan doğan bazı ifadelerin öncesi veya sonrasına bağlılığı konusundaki karışıklıklar da manayı tümden değiştirebilecek güçtedir. Gazellerde şairlerin birtakım söz oyunları da eklenince yapı öğeleri konusunun anlamı belirlemedeki önemi daha da belirginleşir. Andrews’in şiirin yapısıyla alakalı temel varsayımlarından birisi şiirin sözdizimsel yapısının günlük konuşma dilinin yapı öğeleriyle büyük ölçüde uyuştuğudur. Buna göre günlük konuşma dili incelenerek şiirlerde anlamı saptamak mümkündür, dolayısıyla önemlidir de. Bu aynı zamanda divan şiirinin toplumun günlük konuşmasıyla da önemli bir irtibatı olması demektir.  

Divan şiirinin anlaşılması zor ifade ve mazmunlarla halk edebiyatından ayrıştırıldığı ve tenkit edildiği de çok rastlanır bir durumdur. Bu tenkit noktasının dile getirilişi 16. yüzyıl Türkî-yi basit denilen akımın temsilcileri Edirneli Nazmi ve Tatavlalı Mahremî’ye kadar götürülür. Daha Türkçe kelimelerin kullanılması gerektiğini dile getiren bu akım etkili olamamıştır. Kullanılmakta olan kelime ve mazmunlar yerleşik bir gelenek haline gelmiş iken bu süreçte tarihsel arka planın kelimelere kazandırdığı anlam derinliği ve zenginliğinin terk edilmesi olası değildi zira. Zaten dar bir kelime dağarcığı etrafında oluşturulan şiirlerin iyice havasız bırakılması demekti bu. Andrews’in burada üzerine eğildiği nokta Gibb’in Divan şiirinde kelime haznesinin çok dar olduğu, sınırlı kelime ve metaforların bıktırıcı şekilde tekrar edildiği yönündeki tespiti veya olumsuz tavrıdır. Andrews sürekli tekrar edilen bir kelime öbeğinin varlığı konusunda bazı şiirler üzerinden yaptığı küçük bir araştırmayla destekleyerek Gibb’in görüşüne katılır. Fakat bu durumun bıktırıcı tekrarlardan ibaret olduğu noktasını onunla paylaşmaz: “Şiir kimyasının sınırlı sayıdaki unsuru, öylesine büyük bir hüner ve ustalıkla bir araya getirilmiştir ki, çoğu zaman insanı şaşkına çeviren bin bir anlam inceliği, müthiş bir anlam zenginliği çıkar ortaya.” [1]Andrews’in küçük bir örneklem (160 gazel, 2 tahmis, 8 kaside) üzerinden yaptığı araştırmaya göre şiirin kelime hazinesinin %26’sı, toplam kelime kullanımının %70’ini oluşturmaktadır. Bu, tekrar edilen kelimelerin yüksek bir düzeyde olduğunu gösterir. Fakat Andrews’a göre sınırlı sözdağarı şiir içerisinde kelimelerin anlamlarının genişlemesine katkı sağlamıştır: “Öte yandan sınırlı bir söz dağarı, sözdizim alanında belirsizliği ortadan kaldırıcı bir faktör işlevi görürken, aynı zamanda varlığıyla yüksek bir çokanlamlılık derecesi getirmektedir.”[2] Ayrıca bu sınırlı sözdağarı sağlam bir tarihsel arka plan demektir ve: “… yorumlayıcı yapılar ve bizzat kelime haznesi açısından tarihsel arka planın sağlamlığı şu anlama gelir: Şiir dili çok yüksek bir telmih ve çoğul anlam potansiyeline sahiptir ve bu dil, okurları bir belirsizlik labirentine sokmadan, söz konusu potansiyelden sonuna kadar yararlanmaya imkân verir.”[3] Bu durum, yani şiirin büyük bir kısmını oluşturan ve anlamın merkezinde yer alan sınırlı sözdağarı her asırda tekrar ettiği için aslında şiirin anlaşılmasını büyük ölçüde kolaylaştırmış oluyor. En azından toplumun her kesiminin kendince anladığı, duyumsadığı bir anlam katmanı var denebilir.

Şiirin Sesi Toplumun Şarkısı’nın dikkat çekici asıl tarafı ise Walter G. Andrews’in gazellerin çağrıştırdığı anlam boyutlarını incelediği bölümleridir. Burada Divan şiirini okuma noktasında örnek teşkil edebilecek veya daha iyi bir okuma şekli için fikir verebilecek farklı ve sistematik bir yorumlama tarzı görüyoruz.  Yazar her şiirin çağrıştırdığı şeyi belirlediği dört anlam boyutunu göz önüne alarak bir tahlile girişiyor: tasavvufî-dinî, otorite, sosyal ve duygu boyutları. Burada temel öncül şudur: “Şiire damgasını vuran dünyevîlik, uhrevîlik, batınîlik ve duygusallık karışımı, aynı zamanda Osmanlı toplumundaki hayatın da bir özelliğidir.” Dolayısıyla toplum yapısı şiir yorumunun merkezinde bir inceleme alanıdır. Yazar böylece gazellerin toplum hayatıyla sıkı bir ilişkisi olduğunu vurgularken diğer taraftan şiirlerin nasıl farklı ve belki de zıt denebilecek anlam boyutlarını yansıtabilecek şekilde örülmüş olduğunu göstermektedir. Şiirlerde dünyevîlik-uhrevîlik öylesine harmanlanmıştır ki aradaki ayrım muğlaklaşıyor. Andrews’in Annemarie Schimmel’den yaptığı alıntıda bu durum şöyle anlatılıyor: “Fars, Türk ve Urdu şiirinin en büyük ustalarının eserleri içinde, İslam kültürünün dini arka planını bir şekilde yansıtmayan tek bir mısra bile bulmak güçtür… Dolayısıyla, Hafız, Camî ve Irakî’nin şiirlerinin tamamen tasavvufi veya tamamen din dışı bir yorumunu aramak beyhude bir çabadır. Şiirlerdeki belirsizlik kasten yaratılmıştır, iki varlık düzeyi arasındaki salınım, bilinçli olarak korunur (kimi zaman bir üçüncü düzey de bunlara eklenebilir) ve bir kelimenin anlamının ve dokusunun rengi her an değişebilir…”[4] Dolayısıyla gazellerde tasavvufun, otoritenin, dünyevi bir sevgili ve duygusallıkların izlerini bir arada hissetmek mümkündür. 

Şiirde kullanılan metaforlar dünyevi-uhrevi unsurlar arasında bir denge oluşturacak şekilde anlam boyutlarına/çağrışımlarına ve genişliğine sahiptir. Bu anlam boyutları yılların birikim ve süregelen geleneğinin şiirde tekrar edilen metaforlara kattığı anlam zenginliğidir. Bu zenginlik aynı zamanda Osmanlı toplum yapısının bir özelliğidir. Zira toplum da bir şiirdeki anlam katmanları gibidir; her kitlenin düşünce ve anlam dünyası, kaygıları, his dünyaları farklılık arz eder. Örneğin sıkça tekrarlanan “şah” metaforu hem iktidarı/otoriteyi hem dünyevi sevgiliyi hem de dini/tasavvufi bir öğeyi çağrıştırabilecek şekilde kullanılabilmektedir. Bu durumda şiir toplumun hangi katmanından olursa olsun herkese kendi anlam ve duygu dünyasına muvafık bir boyutuyla hitap eder. Herkes kendi seviyesine göre şiirde bir derinliğe nüfuz eder. Zira Osmanlı sanatı cemaatçi bir sanattır; metafor ve simgeler bireysel değil ortaktır ve birbiriyle bir anlam ağı içerisindedir. 

Andrews gazellerde yer alan tasavvuf, otorite ve duygunun sesine genişçe yer vermektedir. Eserini baştan beri anlatmaya çalıştığı iki önemli hipotez ile de sonlandırmakta ve kabullenilmiş bazı kanılara kuşku düşürüp onları yeniden tartışmaya açmaktadır:

  1. Gazel sadece en yüksek tabakalara ait bir şey olmayabilir ve hitap ettiği kitle genellikle kabul edildiği kadar sınırlı olmayabilir. 
  2. Eğer gazel, bir düzeyde, geniş Türk kültürü deneyiminin bir parçasıysa, gazelin halk şiirinden derin ve kapanmaz bir uçurumla ayrıldığı varsayımını sorgulamak için neden var demektir. 

Andrews’in gazeller üzerinden farklı bir bakış açısıyla Divan şiiri üzerine yaptığı bu okuma yaygın anlayışa meydan okuması itibariyle çok önemli bir çalışmadır. Yorumlama tarzına herkes katılmayabilir belki fakat yeni ve ciddi çalışmaların yolunu açabilir. Böylece kadim şiirin ve kültürel birikimin anlam derinliğinin keşfine çıkılabilir ve bu birikime hakiki değeri teslim edilir. 

 


 

[1] Andrews, Walter G., Şiirin Sesi Toplumun Şarkısı, İletişim yay. 2018 s. 54

[2] a. g. e. s. 77

[3] a. g. e. s. 79

[4] a. g. e. s. 82

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir