73 kez görüntülendi.

Şeyhü’l-Müerrihîn: Ebu Ca’fer Muhammed B. Cerir B. Yezid El-Amuli Et-Taberi

İslam tarih yazıcılığının önemli simalarından olan Taberî’nin, 224/839 yılının sonunda 225/ 839 yılı başında Taberistan’ın Âmul bölgesinde doğduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Orta halli bir aileye mensup olan Taberî’ nin doğumu, ailesinin Herat ırmağı yakınlarındaki evinde gerçekleşmiştir. Âmul’de doğması hasebiyle “Âmulî”, Taberistanlı olması hasebiyle de “Taberî” nisbeleriyle bilinmektedir. Bunlara ek olarak uzun bir süre Bağdat’ta ikamet etmesi sebebiyle kendisine “Bağdadî” nisbesinin verildiği de söylenmektedir.                                    

Babası, oğlunun ileride âlim olacağına ve dinini savunacağına işaret eden bir rüya görmüştür. Ayrıca Taberî’ye ilim yapmasını mümkün kılacak derecede gelir sağlayan araziler bırakmıştır. Taberî’nin ilim tahsilinin ilk dönemi Âmul’de geçmiştir. Hamevî’nin aktardığı bilgilere göre Taberî, yedi yaş gibi erken bir dönemde Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmiş, dokuz yaşındayken imamlık yapmaya ve hadis yazmaya başlamıştır. Kuşkusuz babasının, rüyasını küçük yaştaki oğluyla paylaşması Taberî’yi ilim tahsil etme hususunda teşvik edici bir unsur olmuştur denebilir.

Taberî’nin ilmî seyahatlerinin ilki Rey şehrine olup burada Muhammed b. Hamîd er-Razi ve Müsenna b. İbrahim gibi isimlerden hadis öğrenmiştir. Muhammed b. Hamid’den hadisin ilminin yanı sıra tefsir de öğrenmiştir. Taberî, bu bölge ile sınırlı kalmayıp Rey’in civar köylerine de giderek ilim tahsiline devam etmiştir. Civar köylere yaptığı seyahatler sırasında ise Ahmed b. Hammad’dan tarih dersi almıştır. Son olarak da Irak seyahatinden önce Ebu Mukatil’den Irak fıkhını öğrenmiştir.

Dönemin ünlü fakih ve muhaddisi Ahmed b. Hanbel’den (164/780) ve diğer âlimlerden istifade edebilmek için Bağdat’a doğru yola çıkan Taberî, Ahmed b. Hanbel ile karşılaşma şansını elde edememiştir. Burada bir dönem ilim tahsil ettikten sonra yönünü Basra’ya çevirmiş ve Muhammed b. Beşşâr el-Bunar ve İbnü’l-Müsennâ başta olmak üzere bazı muhaddislerden, Hz. Ali’nin rivayetleri dâhil Câhiliye, Siyer ve Hulefâ-yi Râşidîn dönemi haberlerinin rivayet icâzetini almıştır.

Basra’daki eğitiminden sonra Kûfe’ ye gitmiştir. Kûfe, rivayet bakımından zengin bir coğrafya olup Taberî burada rivayet ilmini geliştirmiştir. Ardından Mısır’a giden ve bir müddet Mısır’da kaldıktan sonra Şam’a giden Taberî, 256/869 yılında ikinci kez Mısır’a gitmiş ve  Kur’an, fıkıh, hadis, dil, nahiv, şiir alanlarında müktesebatını genişletmiştir. İlmî sahadaki kabiliyeti ve fazileti bu dönemlerde duyulmaya başlamış.

Taberî, Bağdat’a döndükten sonra tüm çabasını edindiği bilgi-birikimi aktarmak ve telif etmek için harcamıştır. Bu nedenle Abbasi veziri Ebu’l Hasan İbn Hakan’ın teklif ettiği kadılık ve Dîvân-ı Mezâlim reisliği gibi pek çok görevi reddetmiştir. Bir istisna olarak vezirin oğlunu aylık 10 dinar karşılığında eğitmeyi kabul etmiştir. Hayatının geri kalanını talim ve telifle geçiren Taberî, pek çok talebe yetiştirmiş ve 26 Şevval 310/16 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir.

İslami ilimlerin pek çok alanında engin bilgilere ve özgün fikirlere sahip olan Taberî, birkaç kitabı müstesna tüm çalışmalarını İslam ilimleri alanında verilmiştir. Örneğin fıkıhta bir dönem Şafii mukallidi iken ilminin artmasıyla müctehid mertebesine ulaşmış ve bağımsız görüşler ortaya koymuştur. İhtilâfu’l-Fukahâ isimli eseri, bizlere sadece bir mezhepte değil tüm mezheplerde ne kadar yetkin bir âlim olduğunu göstermektedir. Bu fıkıh bilgisi ve kabiliyetinin hem hocaları hem de öğrencileri tarafından tasdik edildiği bilinmektedir.

Taberî’nin bir diğer uzmanlık alanı ise tefsirdir. Nitekim küçük yaşta hafızlığını yapan Taberî, yazdığı tefsirle ve Kur’an bilgisiyle tefsirde imam olarak görülmüş ve eseri özgünlüğü dolayısıyla pek çok kişi tarafından övgüye mazhar olmuştur. Dokuz yaşlarında iken hadis yazmaya başlayan Taberî’nin seyahatleri vasıtasıyla rivayet ve ahbar ilminde kendisini geliştirdiğini kaynaklar bildirmektedir. Şaz ve meşhur kıraatlere ilişkin on sekiz ciltlik bir eser telif eden Taberî, bunların yanı sıra güzel okuyuşa sahip bir âlim olarak da bilinmektedir. Daha çok tarihçiliği ile ön plana çıkan Taberî, tarih bilgisini diğer ilimlerde de kullanarak farkını ortaya koymuştur. Bu çabanın en bariz örneğini tefsir alanında yaptığı çalışmalarda görebilmekteyiz. Taberî tefsir ettiği bazı ayetleri cahiliye dönemi rivayetleriyle açıklamaya çalışmıştır. Özetle tarihin aktardığı verileri ve tarih disiplinini tefsir içerisinde kullanmıştır.

Dini ilimlerindeki yetkinliğinin yanı sıra edebi ilimlerde de kendini geliştirmeyi ihmal etmemiştir. Hem cahiliye döneminde hem de cahiliye sonrasında yazılmış pek çok şiiri ezberlemiş ve bu tür edebi metinleri birer referans kaynağı olarak kullanmıştır. Taberî’nin ününün yayıldığı bir diğer alan ise tarihtir. Tarih eseriyle kendi döneminde yenice gelişen dünya tarihçiliği anlayışının en güzel örneğini vermiştir. Ayrıca bu tarih çalışması günümüze kadar ulaşmış en derli toplu, kapsamlı tarih kitaplarından biri olma özelliğini taşımaktadır. Ek olarak Taberî, çok okumuş ve bununla sınırlı kalmayıp ömrü vefa ettikçe ilmini yazıya dökmeye önem göstermiştir. Nitekim kendisinin kırk yıl boyunca her gün kırk sayfa yazdığı rivayetler arasındadır.

Taberî’nin ilim dünyasında ünlendikten sonra talim ve telif için Bağdat’a gitmiş ve ölene kadar orada ikamet etmiştir. Bu dönem Abbasi hilafetinin karışıklıklarla mücadele ettiği ve bölünmelerin yaşandığı bir zaman dilimiydi. Nitekim Mısır ve Suriye’de Tolunoğulları, İran bölgesinde Safâvîler Hanedanı ortaya çıkmış ve bağımsızlıklarını ilan etmişti. Bağdat’ta güven ortamı ve istikrar uzun süre sağlanamamıştı. Günaltay bu durumun Taberî üzerindeki etkisini şu şekilde izah etmektedir: “İbn Cerir, olayları derin bir ibret bakışıyla araştırmaya zaman bulabilmiş, tarih yazarlığına başlamıştır.”

Taberî’nin ilmî kişiliği ile ilgili temel tartışma konularının başında mezhebi tutumu yer almaktadır. Nitekim Taberî fıkıhta kendi düşüncesini ortaya koymuştur ve pek çok kimse tarafından bir mezhebe bağlı olmadığı için eleştirilmiştir. Fakat bunun yanı sıra temelde en çok eleştirildiği nokta görüşlerinin Şii düşünce ile paralellik arz etmesi durumudur. Ayrıca görüşleri Hanbeliler tarafından kabul görmemiştir. Bu ihtilaflar Taberî’ye karşı büyük çapta menfi hareketlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 

Taberî’nin pek çok âlim ile arasında ihtilaf olduğu sabittir, fakat tespit edilmeye çalışılan husus Taberî’nin Şii-Rafızi temayülünün olup olmadığıdır. Bu minvalde Rasul Caferiyân’ın yapmış olduğu çalışma durumun anlaşılmasında aydınlatıcı mahiyettedir. Caferiyân, Taberî’nin Hanbeliler’e karşı muhalefetinin daha da şiddetlendiğini hatta cenazesinin Hanbeliler tarafından engellendiğini bu sebeple gece vakti evinin içine defnedildiğini aktarmıştır. Ayrıca Caferiyân, Âmul şehrinin çoğunluğunun Rafızi olması, Hanbelilerin zulmüne maruz kalması ve Taberî’nin Tayr meselesi hakkında kitap yazmış olması hasebiyle ilk dönemlerinde olmasa bile yaşamının son dönemlerinde Rafızilikle nitelendirilebileceğini söylemektedir. Net bir kanıya varılması zor olmakla birlikte Rafızi eğiliminde olma ihtimalinin de olduğunu göz ardı etmemek gerekmektedir. Bu tartışmalar Taberî’nin gelenek içerisindeki konumuna ve ilmi katkılarına halel getirecek bir durum değildir.

Abbasi hilafetinde yoğun kargaşalar yaşandıktan sonra Bağdat, el-Mu`temid Billâh, el-Mu`tezid Billâh ve el-Muktefî Billâh dönemlerinde kısmen rahata ve sükûnete kavuşmuştur. Mısır bu dönemde tekrar hilafet sancağı altına girmiştir. Taberî de bu sükûnetten yararlanıp büyük eserlerini yazmaya başlamıştır.

Tarihçilik Anlayışı

Tarih-i Taberî, İslam tarih yazıcılığının hadis-muhaddis anlayışı üzerine devam eden tarih anlayışının son ve en kâmil örneklerindendir. Elbette Taberî’nin muhaddis olması ve döneminde hadis uydurma faaliyetlerinin artması bu anlayışı tercih etme sebeplerinden görülebilir. Taberî’ nin tarihçilikte malzemesi, salt nakillerdir. Nakillerin çoğu kez ilginç, gayrı makul görülebilecek yönleriyle ilgilenmemiş kendisine ulaşan bilgileri olabildiğince kırpmadan aktarmaya çalışmıştır. Nitekim Goldziher, eserin en değerli yanının olayları aktarmada tarafsız bir üslup benimsenmesi şeklinde ifade etmektedir. Ancak tarafsız aktarma üslubunda dikkat çeken husus -pek çok İslam tarihçisinde görüldüğü üzere- faydasız yahut toplum zararına görülen bilginin aktarılmamasıdır. Taberî de zikrettiğimiz anlayış sebebiyle bazı konularda konuşmamayı tercih etmiştir. Örneğin; Muaviye ve Ebu Zer el-Ğifârî arasında geçen olayları, “Bu durumu hoş karşılamadığımız için eserimize almıyoruz” diyerek kaydetmekten imtina etmiştir. Elbette bu husus günümüz tarihçiliğinden farklı bir yaklaşımdır ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Beri taraftan hadis yöntemini benimsemesi eserine dahil ettiği tüm rivayetlerin senedleriyle aktarılmasına zemin hazırlamıştır. Bu durum verilerin kaynaklarının araştırılması için sonraki tarihçilere büyük kolaylık sağlamıştır. Taberî sened gösterme çabasıyla okuyucusuna güvenirliğini ispat etmiştir. Ayrıca rivayetleri birinci ağızdan ve belli bir düzen içerisinde aktarmaya çalışmıştır.

Taberî, tarihini yazarken her dönem için farklı kaynaklardan beslenmiştir ve beslenirken dini farklılıklara önem vermemiştir. Örneğin Fars tarihini yazarken Abdullah b. el-Mukaffa ve Hişam el-Kelbî gibi kişilerin Farsça’ dan Arapça’ya tercüme ettiği müellefattan yararlanmıştır.  Rum tarihiyle ilgili yazdıkları ise Roma devletini ve Bizans İmparatorluğu’nu yakından tanıyan Şam Hristiyanlarının kitaplarından alınmıştır.

Taberî’ nin tarih anlatısında baz aldığı temel unsur önemli şahsiyetlerdir. Ek olarak Taberî kadıların tayinlerini ve atamalarını düzenli olarak tutmasıyla kurumlar tarihine; Hz. Muhammed’ in kızlarının evliliklerine ve halifelerin kızlarının evlenmelerine dair sarayda yaşananları aktararak sosyal tarihin konusu olabilecek materyalleri bize ulaştırmayı başarmıştır.

Taberî şiir, hitabet metni gibi pek çok edebi eseri birer kaynak olarak kullanmıştır. Ayrıca resmi yazışmaları, af yazılarını, hak sorumluluk bildiren belgeleri de birer vesika olarak değerlendirmiş ve kaydetmiştir.

Tarihi yıllara göre düzenleyip aktardığı için de eleştirilen Taberî, bir takım hurafe ve İsrâiliyat haberlerini aktarması sebebiyle de eleştirilmiştir. Yaygın kanaate göre bu eleştiri pek isabetli değildir çünkü Taberî, bizzat kendisi mukaddimesinde kendisine iletilen her türlü bilgiyi aktaracağını bireysel bir inisiyatif kullanmayacağını ifade etmiştir. Beri taraftan sıhhati düşük rivayetlerin tarihi veri olmayacağı düşüncesinin doğru olmadığı kanaatindeyiz. Zira bu tip rivayetler rivayetin uydurulduğu dönem için zihin ajandası mahiyetindedir. Ayrıca dünya tarihinde kullanabileceği yegane malzemeler İsrâiliyat’tır. Son cildinin diğer ciltlere oranla daha zayıf olduğu da iddia edilmektedir. Zayıflığın temel sebebi, Taberî nin tarihi geçmişin bilgisi olarak görmesi ve bu sebeple kendi döneminin olaylarına ilgisiz kalması görülebilir.

 

Kaynakça

Caferiyan, Resul. “Taberî’nin İlmi ve Kültürel Şahsiyeti”. Misbah Dergisi 2/6 (2014): 201-220.

Demircan, Adnan. “Tarihu’r-Rüsul ve’l-Müluk Adlı Eseri Bağlamında Taberî’nin Zaman Algısı”. Uluslararası İslam Medeniyetinde Zaman Sempozyumu (Konya, 08-11 Ekim 2015). Ed. Bilal Kuşpınar. 365-372. Konya: Bilir Matbaacılık.

Erbaş, Muammer. “Bir Tefsir Kaynağı Olarak Taberî’nin “Tarîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk” İsimli Eseri”. Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 31 : 49-91.

Faruqi, Nisar Ahmed. “İlk Dönem Müslüman Tarih Yazıcılığı Hakkında Bazı Metodolojik Görüşler”. Trc.  Muhittin Kapanşahin. Bilimname Dergisi 1/10 (2006): 183-189.

Fayda, Mustafa.  Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 40: 92-94. Ankara: TDV Yayınları, 2011.

Fayda, Mustafa. “Taberî”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 39: 314-318. Ankara: TDV Yayınları, 2010.

Goldziher, Ignace. Klasik Arap Literatürü. Trc. Azmi Yüksel, Raahmi Er.  3. Baskı. İstanbul: Vadi Yayınları, 2015.

Günaltay, Mehmet Şemsettin. İslam Tarihinin  Kaynakları – Tarih ve Müverrihler-. 1.Baskı. İstanbul: Endülüs Yayınları, 1991.

Kâşif, Seyyide İsmail. İslam Tarihinin Kaynakları ve Araştırma Metodları. Trc. Mehmet Şeker, Rıza Savaş, Ramazan Şimşek.  İzmir: İzmir İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 1997.

Kurt, Hasan. Taberî’nin  Hayatı ve Tarihçiliği. Yüksek Lisans Tezi, 19 Mayıs Üniversitesi. 1991.

Mertoğlu, Mehmet Suat. “Taberî”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 39: 319-320. Ankara: TDV Yayınları, 2010. 

Muhammed Mustafa ez-Zuhaylî. El-İmam et-Taberî: Fakihen Müerrihen ve Müfessiren ve Alimen bi’l-kıraat. 1.Baskı. Beyrut: Daru’t-takrîb beyne’l-mezahibi’l-islamiyye, 2001.

Önen, Hacı. “Tefsirde Tarih ilminden Yararlanma: Taberî Örneği”. e-Şarkiyât İlmi Araştırmalar Dergisi 10 (Kasım 2013): 17-26..

Yakup el-Hamevî. Mucemu’l-Büldan. Beyrut : Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye (Tarihsiz).

Sezgin, Fuat. Tarihü’t-türasi’l-Arabi: et-tedvin ve’t-tarih. Trc. Muhammet Fehmi Hicazi. 1.Baskı. Riyad: Câmiatü’l-İmam Muhammed b. Suud el-İslâmiyye,1983.

Sipahioğlu, Abdulvahid Yakub. “Rivayetler Bize Ne Söyler? İsnad Dokümantasyonu Tekniği ve Taberî Örneği”. Journal of İslamic Research 29/1 (2018): 47-64.

Şeşen, Ramazan. Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı. 1.Baskı. İstanbul: İSAR, 1998.

Zehebî. Tezkiretü’l-Huffaz.nşr. Beyrut : Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1956.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir