386 kez görüntülendi.

Röportaj | Edip Cevad Cudeh El-Hüseyni: “Biz Selahaddin Eyyubi’den emanet olarak tarihi bin yıla dayanan iki anahtar teslim aldık.”

Kıyamet Kilisesinin anahtarlarını Selahaddin Eyyubi’den teslim alıp yaklaşık 850 yıldır muhafaza eden Müslüman aileden Edib Cevad Cudeh el-Hüseyni’yi Kudüs’te ziyaret ettik ve âdeta İslam’ın hoşgörü ve anlayışının bir timsali olan anahtarların öyküsünü bizzat kendisinden dinledik.

-Öncelikle sizi ve ailenizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Adım Edib Cevat Cudeh El-Hüseyni, Kıyamet Kilisesi anahtarlarının şu anki muhafızıyım. Ailemin hikayesi Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’e gelişi ve burayı Haçlıların elinden alıp özgürleştirmesiyle başlıyor. Biz ondan tarihi bin yıla dayanan, biri diğerinin yedeği olan iki anahtar teslim aldık. Beş yüz sene boyunca kullandığımız kilit kırıldı ve şimdi onu tarihi bir miras olarak saklıyoruz.  Günümüzde ise diğer kilidi kullanıyoruz.

Hüseyni ailesi Kudüs’teki en meşhur ailelerdendir, hiçbir sorun sıkıntıya adı karışmamıştır ve en önemlisi de Ehl-i Beyt’tendir. Bu bizim güvenilirliğimizin delilidir. Zaten bu anahtarlardan Osmanlı Sultanları tarafından bize verilen fermanlarda da “Kıyamet Kilisesi Anahtarları Emaneti”  olarak bahsedilir. “Kıyamet Kilisesi Anahtarları Tapusu” değil. Bu anahtarlar bize emanettir. Bütün detayları size anlatıp açıkladığım gibi aynı şekilde kendi çocuklarıma da bunun bize emanet olduğunu, emanete sahip çıkmamız gerektiğini anlatıyor, onları bu görevi yerine getirmeye hazırlıyorum.

(Edib Cevad Cudeh El-Hüseyni. Sultan II.Abdulhamid Han tarafından el-Hüseyni ailesine verilen bir fermanı tutuyor. Masanın üzerinde, Kıyamet Kilisesine ait olup Selahaddin Eyyubi’den emanet alınan iki anahtar görülmekte.)

-Kıyamet Kilisesinin anahtarlarını yaklaşık 850 yıldır muhafaza ediyorsunuz. Anahtarlar neden Müslüman bir aileye verildi? Bu hikayenin aslı, başlangıç noktası nedir?

Bildiğimiz üzere Kıyamet Kilisesi dünya üzerinde Hristiyanlar için en kutsal yerlerden biridir çünkü içerisinde Hz. İsa’nın kabrini bulundurduğuna inanıyorlar. Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Haçlıların elinden kurtarınca Müslümanlardan intikam olarak kiliseyi yıkma teklifiyle gelenler olmuştu. Çünkü Haçlılar Kudüs’e geldiklerinde her şeyi yakıp yıkmış, çok fazla Müslümanı katletmişlerdi. Ama Selahaddin Eyyubi Allah korkusu olan biriydi ve bu teklifleri reddetti. Bunun yerine Ömer Emannamesine bakmayı tercih etti. O Emanname ki Beytülmakdis’ten dünyaya yayılan, İslam’ın Hristiyanlara hoşgörüsünün ifadesidir. Bu Emanname ile açıkça Hristiyanlara istedikleri gibi ibadet edebilme özgürlüğü verilmiş, kilise inşa etmelerine izin verilmiş, kendi işlerini kendileri görmelerine müsaade edilmiş. Peki ne olmuştu da Hristiyanlar Müslümanlara zarar vermeye, onları öldürmeye başlamıştı? Çünkü Hz. Ömer vefat ettikten sonra emannameden tavizler verilmiş ve emanname de onunla beraber ölmüştü. İşte Selahaddin Eyyubi bu Emannameyi ihya etmek için gelmişti.

Hz. Ömer’den sonra süregelen bu sıkıntılı hali ortadan kaldırmak için Selahaddin Eyyubi Etiyopyalılar, Rum-Ortodokslar, Katolikler, Süryaniler, Kıptîler, Ermeniler’den olmak üzere altı Hristiyan mezhebinin liderlerini bir araya getirmiş ve onlara tek bir şey söylemişti: “Ben sultan olarak hepinizi koruyabilirim. Ama ben ölüp gittikten sonra Emannamenin de ölüp gitmesini istemiyorum. Kıyamet Kilisesinin uzun süre koruma altında kalmasını arzu ediyorum. Bunun için size sunmak istediğim bir fikrim var, kabul ederseniz ben elimden geleni yapmaya hazırım. Eğer reddederseniz seçim sizin. Eğer dilerseniz Kıyamet Kilisesinin anahtarlarını Al-i Beyt’e teslim edebilirim.” Hristiyan mezhepleri bu fikri onayladılar ve o zamandan beri Hz. Ömer’in Emannamesinin muhyisi Selahaddin Eyyubi’nin emriyle bu anahtarları muhafaza ediyoruz.

İsrail işgalinin ardından Kıyamet Kilisesinin anahtarları Hristiyanlar arasındaki ayrılık ve anlaşmazlıklardan dolayı zorla Müslüman bir aileye verilmiş diye bazı söylentiler yayılmaya başladı. Bu doğru değil çünkü o Hristiyan mezhep mensuplarını bu topraklara getiren zaten Selahaddin Eyyubi idi. Onun zamanında Hristiyanlar birbirlerini öldürmeye cesaret edemezlerdi çünkü kiliseyi onlar arasında bölüştüren de yine Selahaddin Eyyubinin kendisiydi. Mezhepler arasındaki anlaşmazlıklar 1520 yılından sonra, Kanuni Sultan Süleyman döneminde ortaya çıkmaya başladı. Bu Siyonistlerin Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında anlaşmazlık çıkarma şekliydi. Bu inanışı yaygınlaştırarak Hristiyanları Müslümanlara karşı kışkırtmayı amaçladılar. “Siz birbirinizi öldürüyordunuz, Müslümanlar sizin aranıza girdiler.” iddiasında bulundular. Böylece Hristiyanlar anahtarları zorla alıp kiliselerine el koyduğumuzu düşünecek, Müslüman liderler kötü bir şekilde yaftalanacaklardı. Ama bu doğru değil. Bu bölge uzun süre Müslümanlar tarafından yönetildiği için Hristiyanların Müslümanların güvenilirliğinden şüpheleri yoktu. Bu yüzden Kıyamet Kilisesinin anahtarlarını kendileri ona teslim etmişlerdi.

-Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethinden günümüze, İngiliz mandası ve İsrail işgali de dahil olmak üzere Kudüs’ün yönetimi birçok defa el değiştirdi. Bu geleneğin kesintiye uğramadan bugüne kadar devam ediyor oluşunu nasıl anlamalıyız?

Bakın bu mektup Kıyamet Kilisesinin anahtarlarını kendilerine bırakmaları için İngiliz ordusu tarafından dedeme gönderilen telgraf. Ondan General Allenby ile görüşmeye gelmesini ve gelirken kilise anahtarlarını getirmesini istemişler. Dedem olayı şöyle anlatıyordu: “Öğleden sonra üç gibi görüşmek için söylenen yere gittim ve beni Allenby ile görüşmeye aldılar, Allenby orada yüzü cama sırtı bana dönük şekilde duruyordu. Bana Kıyamet Kilisesinin anahtarlarını masanın üstüne koymamı söyledi ve ben de çantamdan çıkararak masaya koydum.” Arkasını dönüp de dedemin heybetli duruşunu görünce aralarında bir konuşma başlamış. “Sen bir Müslüman olarak, bir şeyh olarak nasıl oluyor da Kıyamet Kilisesinin anahtarlarını taşıyabiliyorsun?” Dedem de ona başlamış anlatmaya, aileden bahsetmiş, Selahaddin Eyyubi’den günümüze kadar bu anahtarları nasıl muhafaza ettiğimizi anlatmış. Bunun üzerine Allenby dedeme bir soru sormuş: “Bu anahtarları şimdi senden alsam, ne hissedersin? Eğer beni ikna edersen anahtarlara dokunmayacağım”. Dedem çok zeki bir insandı hakikaten, ona şöyle cevap vermiş: “Sen benden bir emanet alacaksın. Eğer bu emanete sahip çıkabileceğini düşünüyorsan elbette alabilirsin. Ben seni ikna edemem. Ama biz bu anahtarları Selahaddin Eyyubi’den günümüze kadar koruduk. Bundan daha fazla ne istiyorsun?” Allenby’ın bunun üzerine söylediği sözler benim kalbime bıçak gibi saplandı. Kıyamet Kilisesinin anahtarlarını öper ve şu sözleri söyler: “Selahaddin Eyyubi benden daha cömert değildi. O yüzden bu anahtarları sana iade ediyorum ve sizin muhafaza etmenizi istiyorum.”

Dedem olayın ardından anahtarları alıp Kıyamet Kilisesine döndüğünde Hristiyan cemaatleri kutlama yaparken bulduğunu söylüyordu. Çünkü dedemin Allenby’ın yanına gittiğini biliyorlardı. Allenby’ın anahtarları artık Müslümanların elinden geri aldığını sanıyorlardı. Ama dedemin elinde anahtarları görüp de mevzuyu anladıklarında üzülmüşler.


(İngiliz yönetimi tarafından Şeyh Edib Cudeh’e gönderilen telgraf.)

-Bu meseleleler çerçevesinde, bu emanetlerin korunması ve bu geleneği devam ettirmek üzerinden Türkiye’deki kardeşlerinize bir şey söylemek isterseniz…

Türk halkından beklentimiz çok yüksek. Türk kardeşlerimiz buraları, Aksa’yı, kiliseyi ziyarete geldiğinde onları burada gördüğümde çok mutlu oluyorum çünkü Türk kardeşlerimiz bizi çok destekliyor kucaklıyorlar. Beytülmakdis’i uzun yıllar yöneten 28 Osmanlı sultanı, 65 ferman ile buradaki emanetleri korudular. Sadece Kıyamet Kilisesinin anahtarları emanetini değil, Mescid-i Aksa emanetini, Nebi Musa Vakfını, Nebi Yunus Vakfı gibi pek çok vakfı da. Peki bu emanetler nerede bugün? Kayboldu. O zamanlar vakıfları saymaya kalksanız sayamazdınız. Ama şimdi geriye sadece Kıyamet Kilisesi Anahtarları Vakfı kaldı. Bazısı kayboldu gitti, bazısı Araplar tarafından bazısı ihtilal tarafından çalındı. Bizim bunların peşine düşmemiz lazım, hangi vakfı Araplar hangi vakfı Yahudiler çaldı bunları bulmamız lazım. Haseki Sultan Vakfı örneğin, nerede şimdi? Kıyamet Kilisesi de Haseki Sultan Vakfına bağlıydı. Kıyamet Kilisesinin bütün görevli ve çalışanları Haseki Sultan Vakfı tarafından atanırdı, maaşlar onlar tarafından ödenirdi. Haseki Sultan Vakfı nereye kayboldu?! Bununla ilgili çalışmalar yapılmalı, araştırmalar yapılmalı. Türk kardeşlerimizden bir araştırma kurulu kurup yok olan, kaybolan vakıfları bulmalarını istiyoruz. Çünkü bu vakıflar Osmanlı vakıfları!

Aynı zamanda hiçkimsenin bilmediği bir şey söyleyeceğim şimdi. Eskiden Kıyamet Kilisesine girdiğinizde sol tarafta bir balkon vardı: Selahaddin Eyyubi Balkonu. Hiç kimse buranın varlığından haberdar değil. Selahaddin Eyyubi bu balkonun hemen üstünde, kilisenin çatısında oturuyordu. Arada asasıyla camı hafifçe ittirir, aşağı bakar, kilisede ne olup bittiğini gözlemlerdi. Evinde bunun için Kıyamet Kilisesine açılan ayrı bir kapı vardı. Evinden kiliseye inen merdivenleri kullanarak bir zamanlar Mescid-i Aksa’nın da imamlığını yapmış babamın, dedemin, cedlerimin istiratgahı olan, dini dersler okudukları balkona inerdi.

(Eskiden Kıyamet Kilisesinin giriş kapısının solunda kalan, Müslüman Muhafızlara ayrılan balkon.)

1970 yılında Hristiyanlar bize gelip bu balkonu restore etmek istediklerini, eskisinden çok daha güzel bir hale getirip bize geri getireceklerini söylediler, onu aldılar ve bir daha da geri getirmediler. Getirmeyecekler de. Çünkü onu restorasyon bahanesi ile yok ettiler. Kıyamet Kilisesi o günden beri yirmiden fazla defa restore edildi, bir tek o köşeye, onun dayandığı duvara bir kez olsun dokunulmadı. Sadece Türkiye’deki kardeşlerimizden değil bütün ümmetten buna sahip çıkmalarını bekliyoruz, çünkü o da bize emanetti.

*Bu röportaj Derin Tarih dergisi Kasım 2019 sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir