431 kez görüntülendi.

Okulsuz Toplum, Ivan Illich

Ivan Illich 1926 yılında Viyana’da doğdu. Roma’da teoloji ve felsefe okuduktan sonra, Salzburg Üniversitesi’nde tarih üzerine doktora yaptı. Aynı zamanda din adamı olan Ivan, 50’lerde Amerika’da İrlandalı ve  Porto Rico’lu nüfusun olduğu bir bölgede rahip yardımcısı olarak görev yaptı. 1956’dan 1960’a kadar Porto Rico’da bulunan Katolik Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı görevini yürüttü. Kendisinin kaleme aldığı bazı önemli eserler; Bilinçliliğin Kutlanışı (Celebration of Awareness), Şenlik Araçları (Tools for Convivality), Enerji ve Hakkaniyet (Energy and Equity) ve Tıbbın Adaleti (Medical Nemesis) şeklinde sıralanabilir.

Okulsuz Toplum adlı eser, Ivan Illich’in değerlerin ve daha çok öğrenimin kurumsallaştırılmasını sorguladığı makalelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Kitap, giriş bölümü ve yedi makaleden meydana gelmektedir. Kitabın bölüm başlıkları: ‘Okulu Neden Devlet Kurumu Olmaktan Çıkarmalıyız?, Okul Olgusu, Sürecin Ritüelleştirilmesi, Toplumsal Kurumların Görünümü, Sağduyuya Dayanmayan Tutarlılık, Öğrenme Ağları, Epimethouscu İnsanın Tekrar Doğuşu’ şeklindedir.

Illich, eserinin önsöz kısmında kamusal eğitimle ilgilenmeye 1958 yılında başladığını dile getiriyor. E. Reimer ile birlikte okula devam zorunluluğunun öğrenme hakkını kısıtladığını bu tarihlerde keşfettiğini zikrediyor. Meksika’nın Cuernavaca şehrinde Illich’in kurucularından olduğu Kültürlerarası Dökümantasyon Merkezi’nde düzenli toplantılar yapmaktaydılar ve kendisinin bu fikirleri de işte bu toplantılarda gelişim gösterdi. Bu tartışmalarda toplumun yalnız kurumlarının değil tüm yönlerinin okulsuzlaştırılması konuşulmuş, tartışılmıştır. Bu tartışmalar sonucunda Illich gibi arkadaşı olan Reimer de okul üzerine eleştirel bir eser ortaya koymuştur. (bkz. School is Dead/Okul Öldü)

Okulsuz Toplum eserini genel hatlarıyla  ele aldığımızda eğitimin okullar vasıtasıyla yaygınlaştırılamayacağı görüşünün savunulduğunu görmekteyiz. Illich’e göre herkes yaşamının her anını bir öğrenme, paylaşma ve anlayış deneyimine dönüşmesini sağlayacak eğitsel ağlar kurmalıdır. Nitekim sadece eğitim değil tüm sosyal gerçeklik okullaşmış durumdadır. Değerlerin kurumsallaşması toplumun kutuplaşmasına ve psikolojik çöküntüye yol açacaktır. Kendisi eserini ortaya koyma sebebini şu şekilde açıklamaktadır: “İnsan doğasını, dünya görüşümüzü ve dilimizi şekillendiren modern kurumların sahip oldukları genel sorunu ortaya koymak istiyorum. Bu nedenle okulu örnek olarak seçtim. Tüzel devletin diğer bürokratik kurumlarını oluşturan tüketici-aile, siyasi parti, ordu, kilise ve medyayı sadece dolaylı olarak ele alacağım.”[1]

Temel eleştirilerinden biri olan eşit eğitim fırsatı hakkında Illich, “Eşit eğitim fırsatı, gerçekten de, hem arzu edilebilir hem de uygulanabilir bir amaçtır. Fakat bunu ancak zorunlu okullaştırma ile mümkün saymak; kurtuluşu, kiliseyle karıştırmak anlamına gelmektedir.”[2] şeklinde bir izahat sunmuştur. Bir çocuğun eşit nitelikte okul eğitimi hakkına sahip olmakla zengin bir çocuğun konumuna nadiren erişebildiğini ifade etmiştir. Böylelikle zorunlu eşit okullaşmanın ekonomik olarak da uygulanamaz olduğunu savunmuştur. Fakir çocukların daha çok okula bağımlı kaldıklarını ve bu çocukların gelişim ve eğitim amacıyla bu bağlılıklarını sürdürdükleri müddetçe diğer çocuklardan geride kalacağını dile getirmiştir. Bu noktada zikredilebilecek bir eleştiri ise zorunlu eğitimin eşit eğitim fırsatı yaratmamasına karşın Illich’in sunduğu ve idealleştirdiği özgürleşmiş eğitimin de eşit bir eğitim fırsatı sunmamasıdır. Çocukların okula ihtiyacı olduğu ve çocukların sadece okulda öğrenebileceği olgusu toplum tarafından gerekli görülmektedir. Fakat bu düşünce yapısı da aynı okulların toplumu şekillendirmesinin bir ürünüdür. “İnsanoğlunu çocukluk kategorisine ayırmakla onları bir okul öğretmeninin otoritesine ebediyen boyun eğmeye mecbur etmiş oluyoruz.”[3]

Illich, ilk makalesinde ana tezini ortaya koyduktan sonra diğer makalelerinde ortaya attığı tezini destekleyen ve besleyen meseleler üzerinde durmuştur. Kurumların bireyin üzerinde söz sahibi oluşunu ve bireyi denetleyişini, modernleşmenin bireysel özerkliği yok edişini, sadece egemen sınıfın toplumda söz sahibi olup bunu baskı aracı olarak kullanışını, eğitimin değerinin not ve sertifikalarla ölçülmesini, insanların hayal gücünün sınırlarını daraltmasını, eğitim müfredatlarını, okula yüklenen tüm anlamların analizini ve diğer toplumsal kurumların çok yönlü yanlarını-kullanımlarını güçlü yorumlarla okuyucuyla paylaşmıştır. Illich, kaliteli bir eğitim sisteminin şu üç amacı gerçekleştirmeye çalışması gerektiğini savunmuştur: Yaşamının herhangi bir anında mevcut kaynaklara ulaşmak suretiyle bir öğrenim gerçekleştirmek isteyen herkese imkan sağlamalıdır; bilgi sahibi olanların, bu bilgilerini paylaşmaları konusunda kendilerinden bir şeyler öğrenmek isteyenleri bulmalarına yetki tanımalıdır; halka, yeteneklerinin ortaya çıkmasını sağlayabilecek bir imkan olarak, bir konuyu onlara sunmak isteyenler için gereken her türlü olanağı sağlamalıdır. Bu doğrultuda Illich, fırsat ağı tabirini kullandığı çalışma ağlarından bahsetmiştir. Network aracılığıyla bir çalışma ağının kurulabileceğini ve bir şeyler öğrenmek isteyenlerin birbirlerini bulmalarına ve bir arada olmalarına yardım edecek diğer yollar üzerinde durmuştur. Illich’in bu noktada bir takım eleştirilere maruz kaldığını söyleyebiliriz. Yaratıcı bir teklif olmasına karşın bu teklifin gerçeklik payı düşüktür. Nitekim sadece belirli bölgeleri inceleyerek yahut belirli sınırlarda kısıtlandırarak bu görüşü savunmak makul gözükebilir. Fakat gelişen ve hızlı bir biçimde daralan bir dönemde olduğumuzu es geçmemeliyiz. Zannımızca sosyal teorilerdeki paradoksların temel sebebi olan kapsam sorunu bu noktada Illich’in tezini de etkisizleştiriyor. Meseleyi ve çözüm arayışını daha geniş bir perspektiften incelediğimizde ve uyarladığımızda bir çok yeni problemin doğmasının kaçınılmaz olduğunu görmemiz kaçınılmazdır. Peki bu gelişimin Illich’in tezine olumlu bir katkısı olacak mı şeklindeki bir sorunun muhakkak olumlu yönde cevapları olacaktır. Nitekim günümüzde internet ortamının getirdiği kolaylıklar ve iletişim ağının genişliğinden ötürü alternatif kuruluşların sayısı artmıştır. Bu konuda zikredilebilecek önemli bir örnek Edx adlı kuruluştur. Fakat bunların alternatif olup olmadığı yahut olup olamayacağı tartışmalıdır.

Sonuç mahiyetinde bir değerlendirme yapacak olursak Okulsuz Toplum eserinde Illich, modern dünyaya, modernleşmeye, kurumlara baş kaldırmış; eğitim sistemini derinlemesine sorgulamış, eğitim sisteminin eksiklerini tespit etmiş, etkileyici fikirler ortaya koymuştur. Fakat yıktığı o sisteme alternatif bir sistem sunabildi mi? sorusuna sağlıklı ve tutarlı bir cevap vermemiz mümkün gözükmemektedir. Okulsuz bir toplum gerçekten sınıflar arasındaki eşitliği çözebilecek mi? sorusundan yola çıkacak olursak bunun gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını hatta durumu daha kötüye götüreceğini öngörmemiz çok doğal olacaktır. Çocukların öğrenme sürecinin farklılıkları, çocukluk sürecinin sıkıntıları, istek, disiplin, çocuğun kendini yönetme durumunun olmaması ve yine çocuğun eğitiminin başkalarının kontrolünde olması ve ekonomik sebepler örnek verilebilir. Yetişkinler açısından baktığımızda da durum farklı değildir. Nihai olarak eğitim olanakları, insanların öğrenmeye ne kadar istekli oldukları doğrultusunda öğrenme sürecini etkileyecektir. Bu faktör ise her iki sistemde de ortaya çıkan ve etkili olan en önemli unsur olarak görülmelidir.

KAYNAKÇA

[1] Okulsuz Toplum, Ivan Illich, çev. Mehmet Özay, Şule Yayınları, İstanbul, 2013, s. 14.

[2] Okulsuz Toplum, Ivan Illich, çev. Mehmet Özay, Şule Yayınları, İstanbul, 2013, s. 23.

[3] Okulsuz Toplum, Ivan Illich, çev. Mehmet Özay, Şule Yayınları, İstanbul, 2013, s. 45.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir