164 kez görüntülendi.

Müslümanlarda Coğrafya Yazıcılığı

Grekçe’de “yeryüzünü anlatan yazı” anlamına gelen coğrafya kelimesi Müslüman coğrafyacılar içerisinde “cûğrâfiyâ, sûretu’l-arz ve kut’ul-arz (yeryüzünün araştırılması)” şekillerinde Arapçalaştırılarak kullanılmıştır. Örneğin Muhammed b. Ebû Bekir ez-Zührî ve İbn Saîd el-Mağribî “cûğrâfiyâ” kelimesini kullanırken el-Hârizmî “sûretu’l-arz”, el-Mes‘ûdî ise “kut’ul-arz” kelimesini kullanmıştır. Coğrafya sadece bir alanda incelenmemiş; astronomi, kozmografya, felsefe, matematik, tasviri coğrafya gibi konular içerisinde dağınık olarak yer almıştır. Yazılan coğrafya eserlerine ise “el-Mesâlik ve’l-memâlik, Kitâbü’l-Büldân, Suverü’l-ekalîm, Kitâbü Nüzheti’l-müştâk fi’htirâkı’l-âfâk” şeklinde isimler verilmiştir.[1]

İslam öncesinde Arapların coğrafya hakkındaki bilgileri etrafında bulunan bazı ülke ve bölgeler, bazı günlük gözlemler, hac ve seyahatlerle sınırlı kalmaktaydı. Ancak İslam coğrafyasının fetihlerle birlikte genişlemesi sebebiyle bu ilimde ciddi bir gelişme görülmüştür. Bu gelişmenin ardında yatan en önemli sebeplerden biri de gerçekleştirilen tercüme faaliyetleridir. Abbasilerin ortaya çıkışından sonra Yunan, İran ve Hint coğrafya çalışmalarından çeşitli tercümeler yapılmış ve İslam dünyasında coğrafya müstakil bir ilim olarak ortaya çıkmıştır. Bu tercüme hareketleriyle birlikte Müslüman coğrafyacılar Hintlilerden yeryüzünün şekli, enlem-boylamlar gibi bilgileri öğrenirken Zîcü’ş-Şâh, Âyînnâme ve diğer Pehlevice eserden astronomi ve İran tarihine dair bilgileri öğrenmişlerdir. Yine eski Yunan kaynaklarından Batlamyus ve Aristo gibi müelliflerin eserlerini Arapça’ya tercüme etmeleri sebebiyle coğrafya konusunda önemli bilgiler edinmişler ve bu çeviriler Müslüman coğrafyacıların coğrafya yazımında ciddi bir şekilde etkili olmuştur.[2]

İslam dünyasında coğrafya yazıcılığı açısından klasik dönemde iki önemli ekol meydana gelmiştir. Bu ekollerden biri Irak diğeri Belh coğrafya ekolüdür. Irak’taki coğrafya ekolünün en önemli temsilcileri İbn Hurdazbih (300/912), Ya’kubî (292/905), Mes’ûdî (345/958), İbnu’l-Fakih (289/902), İbn Rüsteh ve Kudame b. Ca’fer (337/948)’dir. Belh coğrafya ekolünün en önemli temsilcileri ise Belhî (322/934), İstahrî (ö.340/952’den sonra), İbn Havkal (ö.367/977) ve Makdisî (ö. M. 10. yüzyıl)’dir. Bu iki coğrafya ekolü arasındaki en temel farklılık “bölgesel coğrafyaya geçiş” meselesidir. Bu anlamda Irak ekolü dünyanın genelini ele almaya çalışırken Belh ekolü dünyanın genelinden ziyade Müslüman ülke ve coğrafyaların ayrıntılı anlatımları üzerine odaklanmıştır.[3]

Şeşen’in eserinden hareketle müslüman coğrafyacıların dünyaya dair görüşlerini özetle şu şekilde ifade etmek mümkündür:

“Dünya âlemin ortasında durur, yuvarlak ve boşluktadır. Cisimleri kendine doğru çeker. Dünyanın etrafında felek vardır. Üzerinde burçlar vardır. Güneş, ay ve yıldızlar burçlarda dolaşır. Dünya denizler ve karalardan oluşur. Karalar okyanuslarla çevrilidir. Ekvator dünyayı kuzey-güney yarım küre olmak üzere ikiye ayırır.

Ekvator ile 50 derece kuzey paraleli arasındaki meskûn yerler yedi iklime bölünür. Bu iklim sistemi dışında bir de örfi iklim kabul edilir. Arabistan, Mısır, Mağrip, Endülüs, Şam ve Horasan birer iklimdir. İslam coğrafyacıları eserlerini ya coğrafi iklime ya da örfi iklime göre yazmışlardır. İstahrî, İbn Havkal, Makdîsî eserlerini örfi iklime, İdrisi ve birçok kişi ise iklim esasına göre yazmışlardır.”[4]

Müslüman müelliflerin coğrafya eserleri dünya ve âlem hakkında bir girişle başlamaktadır. Akabinde fiziki, siyasi, sosyal ve ekonomik coğrafya kısımları bu bölümü takip etmektedir. Birçok Müslüman coğrafyacı aynı zamanda önemli seyahatler gerçekleştirmişlerdir. Mes’ûdi, İbn Havkal ve Makdîsî’yi bu coğrafyacılara örnek olarak vermek mümkündür. Yine Müslüman coğrafyacılar eserlerinde tarihçilerin genellikle ihmal ettikleri sosyal ve iktisadi hayata dair önemli bilgilere eserlerinde yer vermişlerdir.[5]

Müslüman Coğrafyacıların Hayat ve Eserlerine Dair Bilgiler

İslam tarihi içerisinde coğrafyaya dair eser yazmış pek çok Müslüman müellif bulunmaktadır. Ancak biz metnimizde hassaten coğrafyayla ilgilenmiş veya bu alanda önemli eserler bırakmış müellifleri ifade edeceğiz. Akabinde de hayatı ve eserlerine dair önemli bilgileri aktaracağız. Bu anlamda kronolojik bir sıra dâhilinde coğrafya sahasında meşhur olan isimler şu şekilde ifade edilebilir: “Harezmî (232/847), İbn Hurdâzbih  (250/864), Ya’kûbî (278/891), İbn Serâbiyûn (290/903), İbn Rüste (290/903), İbnü’l Fakîh (290/903), Mes’ûdî (332/943), İstahrî (340/951), İbn Havkal (367/978), Mukaddesî (375/985), Hudûdü’l-âlem (X. yy.), Bîrûnî (1054), Ebu Ebeyd el-Bekrî (496/1094), İdrîsî (548/1154), Yâkût el-Hamevî (623/1225), Kazvînî (674/1275), Ebü’l Fida (721/1321), Hamdullah el-Müstevfî (740/1340), Hâfız-ı Ebrû (820/1417), Kâtip Çelebî (1010/1600).

Harezmî (232/847) Beytü’l-Hikme’de çalışan âlimlerden biridir. Özellikle matematik ve astronomi hakkında eserler kaleme almıştır. Telif ettiği “Sûretü’l Arz” eseri coğrafya yazıcılığı açısından önemlidir. Bu eser yeryüzündeki şehirler, dağlar, göller, denizler ve ırmaklar hakkında bilgiler içermekle birlikte aslında Batlamyus coğrafyasının tashih edilmiş halidir. İslam dünyasında coğrafya hakkındaki eserler bakımından “ilk orijinal eser” sayılabilir.[6]

İbn Hurdâzbih  (250/864) özellikle büyük yolların geçtiği yerlerden bahseden “el-Mesâlik ve’l-Memâlik” türü eserlerden bize ulaşan en eskisinin yazarıdır. Kendisi İran’ın Cebel bölgesinde posta müdürlüğü yapmış daha sonra da halifenin nedimleri arasında yer almıştır. Eserinde “bazı yolların haritaları, astronomik coğrafya, vilayet vergileri, seyahat haberleri, İslamiyet öncesi İran tarihi ve genel coğrafya” hakkında bilgiler yer almaktadır.[7]

Ya’kûbî (278/891) İslam tarihinin önemli tarihçi ve coğrafyacılarından biridir. Abbasilerde divanda çalışan kâtipler ailesinden gelir ve kendisinin Şii temayüllü olduğu söylenir. Sahasında en eski ve önemli kitaplardan biri olan “Kitâbü’l-Büldan” Ya’kubi’nin coğrafyaya dair eseridir. Kendisi uzun seyahatlerden sonra Bağdat, Samarra, İran, Turan, Arabistan, Hindistan, Çin, Bizans, Mısır gibi birçok bölgeyi kaleme almıştır.[8]

İbn Serâbiyûn (290/903) “Acâʾibi’l-eḳālîmi’s-sebʿa” eserinin müellifidir. Eserin adında “acaib” kelimesi bulunsa da içerik pek de “acaib” değildir. Eser “dağların, nehirlerin ve önemli yerleşim merkezlerinin koordinatlarını veren sistematik bir genel coğrafya kitabıdır”. Daha önce yazılmış eserlerin bir özeti mahiyetindedir. Eser temel amacını fiziki coğrafya hakkında genel bilgi vermek ve “dünya haritası çizmek isteyenlere yardımcı” olmak olarak ifade edilmiştir.[9]

İbn Rüste (290/903) “Kitabu’l-a‘lâki-nefîse” eserinin müellifidir. Eserin yalnızca coğrafyaya dair olan yedinci cildi günümüze ulaşmıştır. Bu cilt “gökyüzü ile yeryüzü hakkındaki mukaddimeden sonra ülkeleri ve şehirleri anlatan” bir mahiyete sahiptir. Eserde güneşin hareket etmediği gibi “Batlamyus nazariyesine aykırı görüşler” bulunmaktadır. İbn Rüste’nin Batı Türk tarihine dair verdiği bilgiler özellikle önem taşımaktadır.[10]

İbnü’l Fakîh (290/903)’in “Kitabu’l-Buldân” adlı eseriyle aynı zamanda bir tür olan bu yazım tarzı zirveye ulaşmıştır. Eserine kozmografya ile başlayan İbnü’l Fakih Arap yarımadası, Mısır, Mağrib, Suriye, Filistin, Anadolu, Irak, İran, Azerbaycan, İrmîniye, Mâverâünnehir, Türkistan ve Yedisu bölgeleri hakkında coğrafî, edebî, efsanevî bilgileri vermiş ve akabinde Türkler’in içtimaî hayatına, âdet ve geleneklerine dair önemli açıklamalar yapmıştır. Müellifin yoğunlaştığı konular özellikle fetihler, şehirlerin kuruluşu ve vergilerdir.[11]

Mes’ûdî (332/943)’nin hayatı seyahat ve araştırmalarla geçmiştir. Özellikle “Mürûcü’ẕ-ẕeheb” ve “et-Tenbîh ve’l-işrâf” eserleri coğrafya açısından önem taşımaktadır. “Mürûcü’ẕ-ẕeheb” bir dünya tarihi mesabesindedir. Yine dünyanın belli başlı bölgelerindeki coğrafyalara ve fiziki coğrafyaya yer verilir. “et-Tenbîh ve’l-işrâf” başlıklı eseri ise daha çok coğrafya ile ilgilidir. Müellifin muhtemelen son eseridir. Bu eserde yeryüzüne ve denizlere dair bilgiler verildikten sonra dünya tarihinde iz bırakmış toplumlara ve ana hatlarıyla İslam tarihine yer verilir. Mes’ûdî (332/943)’nin bu anlamda önemli olarak ifade edilebilecek görüşü bir bölgenin içerisinde yaşayan insan, hayvan ve bitkilerin coğrafyadan doğrudan etkilendiği” hususudur.[12]

İstahrî (340/951) çeşitli seyahatlerde bulunarak Atlas Okyanusu kıyılarına kadar geniş bir coğrafyayı dolaşmıştır. Daha sonra kendisi Ebû Zeyd el-Belhî’nin «Suveru’l-ekâlim» eserini geliştirerek «Suretu’l-Arz» veya «Kitâbu’l-Mesâlik ve’l-Memâlik» adıyla bilinen coğrafya kitabını kaleme almıştır. Eser ülkeler, yollar, şehirler, kararlar ve denizler hakkında bilgiler vermektedir.[13]

İbn Havkal (367/978) hem tacir hem de coğrafyacı bir âlimdir. Fatımiler için ajanlık yaptığı da söylenmektedir. Kendisi ticaret yapmak ve coğrafi bilgi toplamak için 331/943 yılından 367/977 yılına kadar İslam coğrafyasının her tarafını gezmiştir. İbn Havkal ve Makdisi klasik İslam coğrafyasının zirvelerini temsil ederler. İbn Havkal’ın “Ṣûretü’l-arż” eserleri üzerinde İstahrî’nin eseri etkili olmuştur. İbn Havkal’ın “Ṣûretü’l-arż” eseri kısa bir takdim ve iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde metotla ilgili bazı açıklamalardan sonra Irak’tan batıda bulunan dünyaya, ikinci kısımda ise doğu tarafına yer vermiştir. Bu anlamda gayrimüslim komşu ülkeler hakkında bilgilere de yer verilmiştir. Türkler, Ruslar, Güney İtalya şehirleri, Nübye ve Sudan gibi memleketler hakkında verilen bilgiler bu konuya örnek teşkil etmektedir. İbn Havkal seyahatleri esnasında edindiği bilgileri önceki müelliflerin verdiği bilgilerle karşılaştırması ve bu yolla müstakil bir çalışma koyması bakımından da önem taşımaktadır. Yine bir bölge hakkındaki zamansal değişimleri de belirtmesi oldukça önemlidir. Üretilen ve ticareti yapılan mallar hakkında da en sağlam bilgiyi veren İbn Havkal’dır. [14]

Makdîsî/Mukaddesî (375/985), İbn Havkal ile birlikte İslam coğrafyacılığının en önemli temsilcilerinden biridir. Hayatının büyük kısmını birkaç bölge haricinde İslam dünyasını gezerek geçirmiştir. Coğrafya alanında kaleme aldığı eserin adı “Aḥsenü’t-teḳāsîm fî maʿrifeti’l-eḳālîm”dir. Eserin girişinde önceki coğrafya yazarlarına, eserlerine ve astronomik coğrafyaya değinir. Aynı zamanda bu alanda değerlendirmeler yapması da eserin mümeyyiz yanlarından biridir. Makdîsî/Mukaddesî eserini örfi iklime göre yazmış ve fiziki, ekonomik, politik ve sosyal coğrafyayı yazmıştır. Eserin daha çok İslam coğrafyası ağırlıklıdır. “Türkmen” kelimesini ilk kullanan da odur.[15]

Hudûdü’l-âlem (X. yy.) Farsça kaleme alınan ilk coğrafya kitabıdır. Eser girişten sonra fiziki coğrafyadan ve akabinde Çin’den Sudan’a kadar birçok ülkeden bahseder. Eser Türk tarihi ve coğrafyası açısından da oldukça önemlidir. Eserde İslam dünyasının dışındaki bölgelere ayrılan alan İslam dünyasına ayrılan alandan daha çoktur. Ayrıca Müslüman ülkelerin kültür ve ekonomisi açısından da önemli bir kaynaktır.[16]

Ebu Ebeyd el-Bekrî (496/1094), Endülüslü olması hasebiyle İdrisî ile birlikte Batı’da yaşamış iki büyük coğrafyacıdan biridir. El-Bekrî’nin “Mu’cem ve Mesta’cem” ve “Kitâbu’l-Mesâlik ve’l-Memâlik” eserleri coğrafya açısından önem taşımaktadır. “Mu’cem ve Mesta’cem” hadis ve şiirlerde yer alan yerlerin isimlerinden bahseden bir coğrafya ansiklopedisidir. “Kitâbu’l-Mesâlik ve’l-Memâlik” ise el-Bekrî’nin –bazı kısımları ulaşmamış olsa da-  en önemli eseridir. Eser bir dünya coğrafyası niteliği taşımaktadır. Eser âlemin yaratılışı ile başlayıp bahsettiği ülkeleri geniş bir şekilde ele almaktadır.[17]

İdrîsî (548/1154), “İdrisiler hanedanının kurucusu olan I. İdris’in soyundan” gelmektedir. Kendisi Kuzey Afrika’da büyük bir seyahat gerçekleştirdikten sonra Sicilya’ya yerleşmiş ve burada vefat etmiştir. İdrisî’nin coğrafya sahasındaki en önemli eseri II. Roger için kaleme aldığı “Nüzhetü’l-müştâḳ fi’ḥtirâḳı’l-âfâḳ”tır. Bu eser bir dünya coğrafyası olmakla birlikte “yerkürenin genel ve sistematik coğrafyası” hakkındaki “en kapsamlı çalışmalardan biridir”. Yine bu eserde Avrupa hakkında gerçeğe en yakın bilgiler verilmiş ve Avrupa’yı belki de ilk defa aslına uygun bir şekilde çizilmiştir.[18]

Yâkût el-Hamevî (623/1225) Anadolu’da yaşayan Rum asıllı bir ailenin çocuğu olup küçük yaşlardayken esir alınarak Bağdat’a getirilmiş ve burada bir tacir tarafından satıl alınmıştır. Efendisine iyi bir şekilde hizmet eden Yakut, aralarında çıkan bir sorundan sonra efendisi tarafından âzâd edilmiş ve kendisi geçimini temin etmek üzere müstensihlik yapmıştır. “Muʿcemü’l-büldân” Yâkût el-Hamevî’nin en önemli eseridir. Bu eser müelliften önce kaleme alınmış eserler, müellifin seyahatleri esnasındaki müşahedeleri, gözlem ve tecrübelerine dayanarak kaleme alınmıştır. Günümüze ulaşmayan pek çok eserden alıntılar yapılması da eserin önemini artırmaktadır. “Muʿcemü’l-büldân” “günümüze ulaşan en büyük coğrafya ansiklopedisi”dir ve alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir. Eserde coğrafi bilgilerin yanı sıra tarihi olay, şiir ve hikâyelere de yer verilmiştir. 12.953 maddenin yer aldığı eserde maddelerin başlarında madde adının doğru okunabilmesi için harekelendirme yapılmış ve kelimenin etimolojisine yer verilmiştir. Önceki kaynaklarda verilen bilgilerin zikredilmesi ve çeşitli tashihler yapılması eserin değerini artıran bir diğer husustur. “Muʿcemü’l-büldân”ı diğer eserlerden ayıran bir diğer önemli husus da kendi dönemine kadar gelen bilgi birikimini yansıtan bir eser olmasıdır. Tüm bunlarla birlikte müellif bazı yer adları, bilgiler, hurafe unsurları gibi sebeplerden ötürü de eleştirilmiştir.[19]

Kazvînî (674/1275) İran bölgesinde Kazvin’de dünyaya gelmiş ve Dımeşk’te eğitim almıştır. Eserlerini daha çok Helenistik dönemden kendisine ulaşan bilgilere ve gezgin ve tüccarlardan duyduklarına dayanarak kaleme almıştır. Kazvînî’nin “Âs̱ârü’l-bilâd ve aḫbârü’l-ʿibâd” eseri “bir önsöz, üç mukaddimeden sonra yedi iklimin ele alındığı bir coğrafya kitabıdır”. Eserde bölgelerin enlem ve boylamları zikredilmekle birlikte yedi iklimin coğrafyası ele alınmış ve alfabetik bir sırayla dizayn edilmiştir. Eserde özellikle Anadolu ve Türk boyları hakkında verilen bilgiler oldukça önemlidir.[20]

Ebü’l Fida (721/1321) Eyyubi ailesinden gelen ve Hama hükümdarlığı yapmış bir âlimdir. Kendisinin “Takvîmü’l-Büldân” adlı eseri çeşitli coğrafi unsurlardan bahsettikten sonra örfi iklime göre İslam coğrafyasını anlatmış ve akabinde “623 yerin enlem ve boylamlarından” bahsetmiştir. Ayrıca eserde Hint, Çin, Batı Avrupa, Afrika içleri, Endonezya ve Adalar hakkında bilgiler verilmektedir.[21]

Hamdullah el-Müstevfî (740/1340) Şii bir ailenin çocuğu olarak Kazvin’de doğmuş ve çeşitli İslam coğrafyalarını gezmiştir. Müellifin coğrafya alanındaki en önemli eseri ise “Nüzhetü’l-ḳulûb”tür. el-Müstevfî bu eseri “dostlarının ricası üzerine” yazmıştır. Eserde pek çok bölge yer almakla birlikte eser özellikle İran “beşerî coğrafyası, idarî teşkilâtı, ticarî ve iktisadî hayatı için yegâne kaynaktır”.[22]

Hâfız-ı Ebrû (820/1417) Timurlular döneminin önemli tarih ve coğrafyacılarından biridir. “Coġrafyâ-yı Ḥâfıẓ-ı Ebrû” adlı eseri iki ciltten oluşmakta; ilk cildinde “ülkeler, denizler, ırmaklar ve dağlardan bahsedilerek Fars ve Kirman tarihi ele alınmaktadır. İkinci ciltte ise “Horasan ve şehirleri hakkında bilgi verildikten sonra Horasan’ın fethinden 823 (1420) yılına kadar olan tarihi anlatılmaktadır”.[23]

Kâtip Çelebî’nin (1067/1657) coğrafya alanında kaleme aldığı “Cihannümâ” eseri “Osmanlı ülkelerinin ilk sistematik coğrafya kitabı”dır. Girit seferi sebebiyle coğrafyaya ilgili artan Kâtip Çelebi bu eserinin giriş kısmında coğrafya eserleri okumanın faydalarını belirtmiş ve insanı oturduğu yerden coğrafyalar dolaştıran bir yapıya sahip olduğunu ifade etmiştir. “Cihannümâ”nın telif sebebini ise Batı’ya nazaran “Arapça, Farsça ve Türkçe yazılmış coğrafya kitaplarının yetersiz olması” olarak açıklamıştır. Bu eser iki bölümden meydana gelmiştir. İlk bölümde fiziki coğrafya meseleleri ele alınırken ikinci bölümde alfabetik olarak şehirlerden ve yeni keşfedilen ülkelerden bahsedilmektedir.[24]

Sonuç

Ortaçağ İslam dünyasında coğrafyaya dair eserler ve bu ilmin müstakil bir şekilde ortaya çıkışı özellikle gerçekleştirilen fetihler ve Hint, İran, Yunan, Mısır gibi medeniyetlerden yapılan çevirilerle doğrudan ilişkilidir. Bu gelişmelerle birlikte İslam dünyasında coğrafya müstakil bir ilim dalı olarak ortaya çıkmış ve Ortaçağ boyunca çok ciddi gelişmeler gösterilmiştir. Coğrafya alanındaki eserler sadece bir alan içerisinde sınırlı kalmamış pek çok alanla ilişkili şekilde irdelenmiş ve ele alınmıştır. Süreç içerisinde coğrafya alanında Irak ve Belh ekolleri ortaya çıkmış ve bununla birlikte eserler yedi iklim veya örfi esasa dayalı bölümlendirilerek kaleme alınmıştır. Yine bu anlamda Müslümanlar coğrafya alanında çok sayıda önemli eser telif etmiş ve yukarıda da tek tek kısaca ifade ettiğimiz üzere önemli coğrafya alanında mütehassıs mümeyyiz müellifleri ortaya çıkarmışlardır. Yine Müslüman müellifler eserlerinde dünyanın geneli ile ilgilenmekle birlikte daha çok İslam dünyası üzerine eğilmişlerdir. Ortaçağ boyunca Müslümanların coğrafya ilmi açısından gerçekleştirdiği bu çalışmalar zamanla zayıflamış ve bu ilim dalındaki gelişmeler Batı’ya geçmiştir. Özellikle Batı’nın gerçekleştirdiği coğrafi keşifler, Rönesans, Sanayi İnkılabı, Oryantalizm gibi hareket ve çalışmalar bu geçiş ve Batı’nın bu alandaki gelişiminde etkili olmuştur.

Kaynakça

Ahmad, Sayyıd Maqbul, “Coğrafya”, DİA, 1993, XIII, 50.

Ahmad, Sayyıd Maqbul, “İbn Serâbiyûn”, DİA, 1999, XX, 316.

Avcı, Casim, “Mes’ûdî”, DİA, 2004, XXIX, 353-355.

Avcı, Casim, “Yâkūt El-Hamevî”, DİA, 2013, 43, 288-291.

DİA, “Hâfız-I Ebrû”, DİA, 1997, XV, 89-90.

Gökyay, Orhan Şaik, “Cihannümâ”, DİA, 1993, VII, 541-542.

İzgi, Cevat, “Kazvînî”, DİA, 2002, XXV, 160.

Kurtuluş, Rıza, “Hudûdü’l-âlem”, DİA, 1998, XVIII, 304.

Özaydın, Abdülkerim, “Hamdullah El-Müstevfî”, DİA, 1997, XV, 454-455.

Özdemir, Mehmet, “Ebû Ubeyd El-Bekrî”, DİA, 1994, X, 247-248.

Şeşen, Ramazan, “İbn Havkal”, DİA, 1999, XX, 34-35.

Şeşen, Ramazan, “İdrîsî”, DİA, 2000, XXI, 493-495.

Şeşen, Ramazan, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İstanbul: İSAR Yayınları, 2016.

Tomar, Cengiz, “İbnü’l-Fakih”, DİA, 2000, XXI, 38-39.


[1] Sayyıd Maqbul Ahmad, “Coğrafya”, DİA, 1993, XIII, s. 50.

[2] Ahmad, “Coğrafya” s. 50-51.

[3] Ahmad, “Coğrafya”, s. 51.

[4] Ramazan Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İstanbul: İSAR Yayınları, 2016, s. 135-138.

[5] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 138.

[6] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 138-139.

[7] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 140-141.

[8] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 78-80.

[9] Sayyıd Maqbul Ahmad, “İbn Serâbiyûn”, DİA, 1999, XX, s. 316.

[10] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 142.

[11] Cengiz Tomar, “İbnü’l-Fakih”, DİA, 2000, XXI, s. 38-39.

[12] Casim Avcı, “Mes’ûdî”, DİA, 2004, XXIX, s. 353-355.

[13] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 145.

[14] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 146-147; Ramazan Şeşen, “İbn Havkal”, DİA, 1999, XX, 34-35.

[15] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 147-148.

[16] Rıza Kurtuluş, “Hudûdü’l-âlem”, DİA, 1998, XVIII, s. 304.

[17] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 154-155; Mehmet Özdemir, “Ebû Ubeyd El-Bekrî”, DİA, 1994, X, s. 247-248.

[18] Ramazan Şeşen, “İdrîsî”, DİA, 2000, XXI, 493-495.

[19] Casim Avcı, “Yâkūt El-Hamevî”, DİA, 2013, 43, s. 288-291.

[20] Cevat İzgi, “Kazvînî”, DİA, 2002, XXV, s. 160.

[21] Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, s. 250-253.

[22] Abdülkerim Özaydın, “Hamdullah El-Müstevfî”, DİA, 1997, XV, s. 454-455.

[23] DİA, “Hâfız-I Ebrû”, DİA, 1997, XV, s. 89-90.

[24] Orhan Şaik Gökyay, “Cihannümâ”, DİA, 1993, VII, s. 541-542.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir