632 kez görüntülendi.

Müslüman Bir Toplum Örneği Olarak 17-18. yy Osmanlı Sosyal Hayatında Kadın

Osmanlı Hukuk Çalışmalarında Kadın

“Osmanlı’da kadın” başlıklı çalışmalar 1970’li yıllarda Jennings, Haim Berger, Abraham Marcus, Afif Marsot, Suraiya Faroqhi gibi isimlerle başlayıp gelişimini sağlamıştır.[1]Osmanlı’da kadın çalışmaları yapılırken kullanılan temel kaynaklar kadı kayıtlarıdır. Kadı kayıtları, bu hususta bizlere kadının ne amaçla mahkemeye başvurduğunu, hukuktan yararlanıp yararlanmadığını, hukukun lehine işleyip işlemediğini verirken başvurdukları problemler; dolaylı olarak günlük aktivitelerine, yaşam biçimlerine ilişkin bilgiler verir. Aynı şekilde tereke kayıtlarından da  kadınların ekonomideki konumuna, miras ve veraset haklarına, sosyo-ekonomik durumuna ilişkin malumatlar elde edebiliriz. Tereke kayıtları bunlarla sınırlı kalmayıp ölen kişinin terekesindeki malların adedi ve çeşitliliği sayesinde kişinin günlük hayatında neleri kullandığının kapısını bizlere aralar ve bu sayede kişinin gündelik yaşamına ilişkin bilgiler elde ederiz. Buraya kadar anlattığımız hususlara ilişkin bazı çalışmaları örnek göstererek konuyu daha açık hale getirebiliriz. Örneğin; Jennings, Osmanlı kadınını Batı’nın empoze ettiği tarzda erkeğin egemenliğinde yaşayan, pasif  Müslüman kadın portresinin aksine mahkemede hem davalı hem davacı hem de şahit konumunda, haklarının bilincinde kadınlar olarak tasvir etmektedir.[2] Ayrıca Mehmet Akif Aydın’ın aile hukuku çalışmalarını incelediğimizde dönemin kadınının mehir, nafaka, boşanma, veraset gibi konular dolayısıyla mahkemeye başvurduğunu, kadıların  ise çoğu zaman kadınların mağduriyetinin giderilmesi için farklı görüş ve mezheplere başvurduğu görülmektedir.[3]Boşanmaya gelince Tucker, İslam hukukunda erkeğin avantajlı bir konumda olduğunu iddia etmekle birlikte verdiği şer’iyye sicili örneklerindeki “muhâlaa” yoluyla boşanmanın kadını desteklediğini de ifade etmektedir. Kadınlar için bir diğer hukukî mesele olan “vasilik” Margaret Meriwether’in araştırma konusu olmuştur. Halep şer’iyye sicilleri üzerinde yaptığı çalışma neticesinde Margaret, her ne kadar İslam hukuku vasilik hakkını baba tarafına vermiş olsa da uygulamada çocuğun menfaati düşünülerek çoğu zaman anneye verildiğini tespit etmiştir.[4] Netice olarak; hukuk kaynaklarını incelediğimizde kadınların mütesettir olmaları iddia edildiği gibi onları pasifize etmemiş, aksine kayıtlar kadınların erkekler kadar fazla sayıda olmasa da sıklıkla mahkemeye başvurup haklarını aradıklarını bize göstermektedir.

Resim 1: At Meydanı’nda İbrahim Paşa Sarayı’na sorunlarını bildirmeye gelen kadınlar, Hünernâme II. (TSM, R1524)

 

Osmanlı Toplumunda Kadının Çalışma Hayatı

Osmanlı toplumunda kadın ve erkeğin gündelik yaşam alanı farklıdır. Bunun en önemli sebebi din olarak görülse de İlber Ortaylı, bu ayrımın erken dönemde yerleşik yaşama geçen Akdeniz havzasına özgü bir durum olduğunu ifade etmektedir.[5] Muhakkak ki bu ayrılık kadınların çalışma hayatlarını da etkilemektedir. Bu dönemde kadınların hiyerarşik düzende çalıştığı tek yer Harem’dir. Harem; tecrübe aktarımının esas olduğu bir eğitim merkezi olmasının yanı sıra, Harem’de her alanda meziyet sahibi kimseler çalışarak yetkinliklerine göre yükselebilmektedir. Saray dışında ise meslekler; erkeklerle müşterek ve sadece kadınlara has olması bakımından iki türlüdür. Mum imalatçılığı, terzilik, nakışçılık, çamaşırcılık gibi meslekler müşterek mesleklerdir. Hamamcılık, çocuk bakıcılığı, hamam ve düğünlerde çalgı çengicilik, bohçacılık, sütannelik gibi hizmetler ise kadınlara mahsus mesleklerdir. Bunun yanı sıra erkekler lonca teşkilatı altında vergi vererek bu işleri icra ederken kadınlar daha çok vergiden muaf bir şekilde evlerinde veya ev çevresinde yapmaktaydı.[6]Bunun istisnasına örnek olarak Bursa’da bir loncada kadın olduğu zikredilmektedir. Mürebbiyelik ise en muteber meslekler arasında yer almaktadır. Hamamcılık, işletmecilik anlamında kadınların en aktif olduğu alanlardan bir tanesidir ki Suriçi’nde mevcut 195 hamamın %35’inin hanımlara mahsus olduğunu gördüğümüz  1776 tarihli bir kayıt bunun en iyi şekilde açıklamasıdır.

Kadınların çalışma hayatı hususunda zikretmemiz gereken önemli bahis ise şudur: Çalışma alanları dönemin şartlarına göre çeşitlenmiş, daralmış, genişlemiştir. Zira Bursa’da 15. yy’da ipekçiliğin uluslararası ticarette rol alması kadınların da bu alana katılımını beraberinde getirmiştir. 16. yy’da köle kullanımının terk edilmesiyle kadınlar ipekçilik işinde daha aktif yer almaya başlamıştır. Kadınların bu faaliyeti, sipariş üzere üretimi de geliştirmiştir. 17. yy’da Bursa’da üç yüzden fazla ip eğirme aletinin kadınlara ait olduğu görülmektedir. Ancak kadınların vergiden muaf bir halde satış yapıyor olmaları lonca mensubu esnafların şikayetlerine sebebiyet vermiştir. Baktığımızda esnafın kadınlara bir muhalefeti söz konusudur. Fakat bu muhalefet cinsiyet dolayısıyla değil vergiden muaf bir şekilde daha ucuza satış yapmaları sebebiyledir. Birtakım kadınların ise İran’dan ipek ithal etmek için tüccarlarla ortaklık kurduğu bilinmektedir. Hatta 18. yy’da dut ağacı yetiştirip ipekçiliğin tüm aşamalarıyla ilgilenen kadınlar bulunmaktadır.[7]

 

Resim 2: İp eğiren bir kadın

 

Osmanlı Toplumunda Kadınların Ekonomik Durumu

Bu başlığımız altında ifade edeceğimiz hususlar 1716-1745 senelerinde Üsküdar’da yaşamış 100 kişinin terekesi üzerinde yapılan çalışma ile ulaşılan sonuçlardır. Burada zikrolunacak oranların, rakamların yahut değerlendirmelerin başka vilayetlerde farklı değerlere sahip olabileceğini ifade etmemiz gerekmektedir. Çalışmanın neticesine göre kadınlar erkeklerden genel olarak fakir olmakla birlikte fakir kadın ve erkek arasında bir eşitlik söz konusudur.  Zengin kadın ve erkek arasındaki fark ise daha fazladır. Anlaşıldığı üzere sosyal statü cinsiyetten daha belirleyici bir unsurdur ve fakirlik cinsiyete dayalı farklılıkları azaltmaktadır. Ancak terekelerin muhtevalarına bakınca kadın ve erkek arasında farklılaşma söz konusudur. Nitekim erkeklerin eşyaları daha dış dünyaya dönükken kadınlarınki daha mahrem alanlarına özgüdür. Fakat bu ayrım kesin hatlarla ayrılmamıştır. Çünkü kadınların dışarıda yer aldığını bazı şikayetlerden bilmekteyiz.[8]

 

Osmanlı’da Vakıf Sistemi ve Kadınlar

Osmanlı’da sosyal hayatı düzenleyen en önemli sistem vakıflardır. Vakıflar ihtiyaca binaen kurulup toplumun bir gediğini kapatmaya yöneliktir. Valide Sultanların pek çok vakfı meşhurdur[9] ve konumuz daha çok sosyal hayatta varlığını koruyan orta ve alt tabaka kadınlar hakkında olduğu için valide sultanlardan ziyade sıradan halkın vakıflarına ilişkin malumat vermek daha elzemdir.

Osmanlı toplumunda kadınların yönetici olarak var oldukları tek alan vakıflardır. Bazen kendileri vakıfları kurup başkalarını mütevelli olarak atarken bazen de kendileri mütevelli olmuşlardır. Vakıf kurmak için özel bir servet sahibi olmak şart değildir ve toplumun her kesiminden kadın vakıf işleriyle ilgilenme şansı elde etmiştir. Büyük küçük binlerce vakıf vardır. Esasen bu durum pasif olarak adlandırılan Osmanlı kadınının ne derece sosyal hayatın içerisinde olduğunu göstermektedir. Zira toplumun ihtiyaçlarını bilip ona göre eksikleri gidermeye çalışmıştır[10].

 

Osmanlı Kadını ve Sanat

Osmanlı döneminde sanattan bahsettiğimizde aklımıza ilk gelen şiir ve hat sanatıdır. Yapılan çalışmalara göre elli kadar kadın şairimiz vardır.[11] Bunların ilki Mihri Hatun olup padişahın pek çok bahşişine mazhar olmuş, kendisine maaş bağlanmıştır.[12] Fakat birtakım araştırmacılar Divan edebiyatının erkek söylemi içerdiği, aşığın maşuğa olan aşkını anlattığı ve maşuğun da kadın olduğu gerekçesiyle kadın şairleri divan geleneğinin bir mensubu olarak görmezler. Yahut erkek ağzıyla konuştuklarını iddia ederler. Bu hususu şöyle izah edebiliriz: Divan edebiyatının ana teması aşığın maşuğa olan aşkından ziyade sevgiliye olan aşkın acısıdır. Böylelikle divan geleneğinin sırf ataerkil bir gelenek olduğunu söylemek doğru değildir. Ayrıca günümüze ulaşan kadın şairlerimizin divanlarında kullanılan “Beyceğizim” ifadeleri söylemimizi destekler mahiyettedir.[13] Hat sanatında kadınların yer alması daha çok babanın yahut bir yakının hattat olmasıyla yakından irtibatlıdır. Fatıma Sultan’ın istinsah ettiği Kur’an-ı Kerim Mevlana Müzesinde Ümmü Hatun’un istinsah ettiği “Muhammediyye” ise Süleymaniye Kütüphanesinde kayıtlıdır. Erkeklere oranla daha az sayıda olan kadın müstensihlerin bir diğer farklı özelliği ise hatlarının daha çok kitap istinsahı tarzında olmasıdır. Baktığımızda dış dünyada levha, mermer üzerine kadın hattı nadir görülen bir durumdur.[14]

 

Osmanlı Kadını ve Eğlence

Yapılan tüm eğlencelerin “mahremiyet” dairesi içerisinde şekillendiğini söyleyebiliriz. Yüksek kesim olarak adlandırdığımız kadınların özel misafirlik geleneği vardır. Nitekim bu geleneğin neticesini tereke kayıtlarında da görmekteyiz.[15] Ayrıca seyyahların çizdiği pek çok resimde kadınların şölenlere katıldığı,[16] mesire alanlarında eğlendikleri,[17] hamam eğlenceleri ve ziyaretler[18] düzenledikleri açıkça görülmektedir. Hatta pek çok görselde dönemin kadınları arasında ud, kanun çalmak[19] meşhur olup tütün[20] ve peçiç oyunu[21] temel eğlenceleridir. Birçoğunu batılı ressamların çizdiği bu tablolara  elbette ihtiyatlı yaklaşmak gerekmektedir. Ancak şunu söyleyebiliriz; mahrem alanlara ilişkin görselleri, işitsel olarak öğrendikleri bilgilerle çizmiş olma ihtimalleri olsa dahî bunların gerçeklik payı olduğu malumdur.

 

Resim 3: Kanun ve ud çalan kadınlar

 

 

Resim 4: Kadınların da katılmış olduğu bir cirit oyunu

 

 

Resim 5: Kağıthane’de mesire alanında kadınlar

 

Sonuç olarak Osmanlı kadını bölgeden bölgeye, kişiden kişiye değişmekle birlikte haklarının farkında olan, gerektiğinde bunu tüm yollara başvurarak arayan, sosyal hayatın içinde elini taşın altına koymuş aynı zamanda entelektüel olarak da imkanı derecesinde kendini geliştiren aktif birer bireydir. Uygun olan her alanda mahremiyet hassasiyetleri ile birlikte var olmuşlardır. Biz bu çalışmamızda Osmanlı’da kadını ele alırken Tanzimat öncesi döneme odaklandık. Çünkü Tanzimat Batı’nın değişen dünya tasavvurunun bir neticesi olarak Osmanlı toplumuna olan etkisinin bir çıktısıdır. Bu tarihle birlikte özgürlük, insan, toplum, millet gibi tüm kavramlar değişime uğramıştır. Son olarak şunu söyleyerek bitirebiliriz: Osmanlı kadınını özgürlük açısından değerlendirirken modern dönemin özgürlük anlayışı ile imparatorluk dönemi dünyasının özgürlük anlayışı farklıdır. Bu sebeple bu durumu anakronizme düşmeden değerlendirmek gerekmektedir. Bir diğer ifadeyle Osmanlı toplumunda kadından bahsettiğimizde günümüzde olduğu gibi bir kadın ve sosyal yaşam tasavvuru söz konusu değildir. Fakat günümüz kadını kadar dışarıda olmaması ile bağlantı kurarak Osmanlı kadınının sosyal hayatta aktif olmadığını söylemek hatalı bir değerlendirme olabilir. Nitekim bunun tam aksine her daim dışarıda olan bir kadının da aktif bir birey olduğunu söyleyemeyiz.

 

KAYNAKÇA

[1] Ayrıntılı bilgi için bkz: Betül İpşirli Argıt, Osmanlı Hukuk Çalışmalarında Kadın, TALİD, Cilt 3(5), 2005.

[2] Ronald Jennings, “Loans and Credit in Early Sevententh Century Judicial Records: The Sha-ria Court Records of Ottoman Kayseri”, JESHO, c.XVI, sy. 2-3, s. 168-216.

[3] Mehmet Akif Aydın, Osmanlı Aile Hukuku,  Klasik Yayınları, İstanbul, 2018

[4] İpşirli Argıt, s.591-592

[5] İlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, Pan yay., İstanbul, s.118-119

[6] Miyase Koyuncu Kaya,  Osmanlı Kadını ve Çalışma Hayatı, Tanzimat Öncesi Osmanlı Toplumunda Cinsiyet, Mahremiyet ve Sosyal Hayat, TDV Yay., İstanbul, 2018, s.289-292

[7] Koyuncu Kaya, s.293-295

[8] İpşirli Argıt, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Üsküdar’da Yaşayan Kadınların Maddi Durumları ve Gündelik Hayatları, Uluslararası Üsküdar Sempozyumu VI, c.2, 2008, İstanbul

[9] Ayrıntılı bilgi için bkz: Musa Şahin, N. Ebrar Kaya, Valide Sultanalrın Kurduğu Vakıfların Kadına Yönelik Sosyal Hizmetleri, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, yıl 7 sayı 12, Yalova, 2013, s.36-63.

[10] Hüseyin Çınar, Osmanlı Toplumunda Vakıf Kuran Kadınlar, Tanzimat Öncesi Osmanlı Toplumunda Cinsiyet, Mahremiyet ve Sosyal Hayat, TDV Yay., İstanbul, 2018, s.355-371.

[11] Kadın şairlere ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz: Serhan Alkan İspirli, Osmanlı Kadınının Şiiri, ABD, 2007

[12] Hilal Kazan, Tanzimat Öncesi Osmanlı Kadınının Sanatsal ve Entelektüel Durumu, Osmanlı Kadını ve Çalışma Hayatı, Tanzimat Öncesi Osmanlı Toplumunda Cinsiyet, Mahremiyet ve Sosyal Hayat, TDV Yay., İstanbul, 2018, s.459-460

[13] Zeynep Süngü, Şiirin Sultanları: Osmanlı’da Kadın Şair Olmak, Uluslararası Türkoloji Çalışmaları tebliği, İspanya, 2016 s.270-27.

[14] Kazan, s.461-463.

[15] İpşirli Argıt, Visual Material as a Source for the Studuy of Ottoman Women in the Early Modern Era,Women’s Memory, Cambridge Scholars  Publishing, 2011, s.29-39.

[16] Esin Atıl, Levni ve Surname(Bir Osmanlı Şenliğinin Öyküsü), Koçbank, 1999, s.192,208.

[17] Metin And, Kırk Gün Kırk Gece Osmanlı Düğünleri, Şenlikleri, Alayları, Toprakbank, s.50.

[18] Jean-Baptiste Vanmour, Lale Devri’nin Bir Görgü Tanığı, Koçbank, 2005, s.38.

[19] Vanmour, s.62,63.

[20] 18. yy Başında Osmanlı Kıyafetleri( Fransa büyükelçisi Marguis de Ferriol’un Hollandalı ressam Van Mour’a  yaptırdığı 100 Resim ile Türklere ait bazı törenler ve açıklamalar), s.45, Paris, 1714.

[21] A.g.e. 53.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir