309 kez görüntülendi.

Mücadelenin ve Emeğin Timsali: Paulo Freire’ın Kaleminden “Ezilenlerin Pedagojisi”

Yazarın kalemi hayatının da bir yansımasıdır. Brezilyalı yazar Paulo Freire hayatının dolu dizgin acılarını müthiş bir gayret ile çözümleme üzerine gitmiştir. O, hayatını insanlığa ve  eğitime adamış bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Freire, henüz kitabının başında yaptığı ithafla da bunu okuyucuya buram buram hissettirmeyi başarır: “Ezilenlere ve onlarla acı çeken, onların safında mücadele edenlere…”

Freire kitabının başından sonuna kadar insanlaşma probleminin üzerine eğilir. İşçi patron özelinde ezenler ve ezilenler arasındaki çatışmadan söz eder. Bu meyanda okuyucuya insanın farkındalık bilincini arttırmaya yönelik “nasıl” sorusunu sordurtur. Onunki yalnızca basit bir öğütle sınırlı kalmamıştır. Aşama aşama insanın kendisini aşmasını/gerçekleştirmesini sağlamaya çalışır. Ezilenlerin, ezenleri önünde bir “şey” olmaktan çıkarıp kendilerinin unutmuş oldukları varoluşsal farkındalıklarını akıllarına getirmeye uğraşır. Onun ezilenlere yüklediği misyon, kendilerini ve bizzat ezenlerini özgürleştirme çabasında olmaları gerektiğidir. Bu onlar için zorlu bir süreç olacaktır çünkü eski düzenin mitleri ve özgürleşme korkusu bir süre onların yakasını bırakmayacaktır. Yazar bunun çözüm yolunu da getirir elbet: Önce eleştirel bir bakış açısına sahip olmak! İşte yazar bu acılı ve sancılı süreci, ezilenlerin direnişe yönelik psikolojik süreçlerinin nasıllığına eğiliyor.

Kitap başlangıçta kendini tarihsel gibi gösteriyorsa da devamında hiç de öyle olmadığı anlaşılıyor. Birinci bölümde yazarın verdiği “patron-işçiler” modeli ya da ikinci, üçüncü bölümde “öğrenci-öğretmen” modelleri üzerinden evrensel mesajlar verildiği görülüyor. Yazar, ezilenlerin ezenleri karşısında keşfedecekleri özgürlüğün kendilerine olan inancı pekiştireceğini vurgular. Ezenin farkındalıkla başlayacağı bu süreç yalnızca “düşünce” ile aşması durumuyla sınırlandırılamaz, aynı zamanda “eyleme” dökülmesi gerekir. Bu meyanda dönemine ve ifadelerine baktığımızda Marksist zihniyetinin onda var olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Onun önerdiği okuma yöntemiyle ilk etapta 300 işçiye 45 günde okuma-yazma öğretilir. “Öteki” olmasaydı ya da bir dünya olmasaydı insanı eyleme yöneltecek hiçbir şey olmazdı der Freire. Tıpkı insan denen varlık olmadığında kendisini gerçekleştirmenin, “kul” olmanın bir anlamı olmayacağı gibi.

Yazar kitabın devamında eğitim modellerinden bahseder. Buna göre “bankacı eğitim modeli” geleneksel eğitim anlayışını temsil ederken problem tanımlayıcı eğitim modeli modern eğitim anlayışını yansıtır. Karşılaştırmalı olarak bunların keyfiyetinden bahseder. O, bankacı eğitim modelinin mitsel, kaderci, belli olguları gizlemekte olduğunu ve diyaloğa karşı mesafeli durduğunu söyler. Bu eğitim anlayışı öğrencilere özneden ziyade nesne muamelesi yapar. Problem tanımlayıcı eğitime geldiğinde ise yazar onun yaratıcılığa dayandığını, mitleştirmeyi bozmayı görev edindiğini söyler ve devamında bu meyanda birçok örnek sıralar. Bu tür düşüncelerin eleştiriye açık olmayan ortam veya toplumlarda, özellikle radikal kesimlerde tezahürünün olduğu açık ve nettir. Bunlar sadece din, eğitim gibi birçok alanda kendini göstermektedir. Dolayısıyla bu tarz bir düşünce, gelişimin ve değişimin önüne engeldir. Yazar bu tür eğitim modeline karşı alternatif bir söylem dili gelişmeyi sürdürür. İnsana daima sorgulamayı, özgürleşme çabasını, farkındalığı vurgular. Tüm bunların dünyayı, çevremizi anlamlandırma noktasında biz insanlığa çok büyük bir ufuk ve fayda sağladığı su götürmez bir gerçektir.

İslam’da “insan”a nazar edecek olursak yazarın dile getirdiklerini de İslam’dan ayrı bir yere koymamalı. Yazarın da dediği gibi: “..evren bana, kendini sadece uyum sağlayabileceğim kütlesel mevcudiyetini dayatan bir alan değil, ben onun üzerinde eylemde bulundukça şekil alan bir menzil, bir ilgi alanı olarak görülür.” Evet işte bu! Rab olanın evreni yaratması ve içinde halife olarak kulu olan insanı bu denli yüceltmesini başka ne türlü anlamalı siz söyleyin? Bizim kullukla emrolunmamız da bunu tasdik eder nitelikte değil midir? Tabii muhtemeldir ki yazar, insanı Tanrı’nın bu eşsiz övgü ve rahmetinden bağımsız olarak ele almıştır. Ancak el-mühim, bizim onun bu sözlerinden kendi payımıza düşeni almış olmaktır.

Freire, zaman zaman bu zorlu sürecin öznesi için “devrimci” ifadesini kullanmış olsa da onun hararetli, kof bir slogancıdan ziyade fikirleri ve düşünceleriyle yetkin, basmakalıp fikirlerden uzak duran bir insan modeli olduğunu savunuyor. Yazar üçüncü bölümde ezilenlerin bu psikolojiden sıyrılma sürecini adım adım izler ve bu sefer diyaloğa değinir. Onun insan ve dünya sevgisi olmaksızın var olamayacağının altını çizer. Ancak bu şekilde insanoğlu sorumluluk alabilir. Yine diyalog için güçlü bir inancın varlığını ve ye’se kapılmaması gerektiğini ekler. Bu minvalde bireysellikten ziyade birliktelik ve grup dinamizmi dünyayla yüzleşme konusunda önem arz eder. Yazar bu bölümde kendine ait birçok terim ve açıklamaya da yer verir: kod çözme, sınır-durumlar vb. Kodlamaların insanın varoluşsal durumlarını temsil ettiğini, propagandalardan kaçınmak için çeşitli kod çözme olanaklarının olduğunu söyler; bu süreçten ve olanaklardan uzunca bahseder. Bu da insanın ezik psikolojisinde sıyrılmasına yönelik çabanın kanıtıdır. Onun düsturu, insana yol göstermek değil, bir yolun varlığını düşündürtmeye sevk etmesi ve sonra insanın keşfettiği o yola refakat etmesidir.

Yazar dördüncü bölüme geldiğinde ise boyun eğdirme, böl ve yönet, manipülasyon, kültürel istila vb. gibi diyalog karşıtı kuramlardan bahseder ve açıklar. Diyalogcu eylemde ise özgürleşme için birlik, örgütlenme, kültürel sentez gibi bunlara paralel bazı özellikleri dile getirir.

Freire’ın gerek sosyolojik gerek psikolojik tahlillerle sunduğu bu eserin her bir satırı adeta manifesto niteliğindedir. O bu kitabıyla ezilenlerin mevcudiyetini sadece üçüncü dünya ülkelerinde olmadığını dile getirmiş ve onları siyasi alana da taşıyarak seslerini duyurmuştur. Eleştirilip tartılaşacak yönlerinin de var olduğu açıktır. Biz bunları burada naçizane dile getirmeye çalıştık. Bizce Freire’ın döneminde yaşadığı acılarının adeta bir nüvesi sayılabilecek olan bu eser, günümüz dünyasına da fikren ve ruhen merhem olur niteliktedir. Bize de kalemine, emeğine sağlık demekten başka bir söz düşmüyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir