118 kez görüntülendi.

İlk Şeyhülislam: Molla Fenârî

Molla Fenârî Osmanlı Devleti’nin ilk Şeyhülislâmıdır. Aklî ve naklî ilimlerin çoğunda kaleme almış olduğu eserler ile döneminin en büyük âlimi olarak kabul edilmiş, Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde medreselerde okutulacak eserleri ve fikirleriyle tarihteki yerini almıştır. Fahreddin Râzî’den gelen icâzetnâme geleneğini Osmanlı ilmîyesine taşımakla birlikte, İbnü’l-Arabî geleneğindeki vahdet-i vücûd anlayışını benimseyerek hem ilmî birikimi hem de tasavvufî bağlantılarıyla Osmanlı’da mutasavvıf-âlimlerin yetişmesine önayak olmuştur.

Asıl adı Şemseddin Muhammed b. Hamza el-Fenârî er-Rûmî olan Molla Fenârî, Safer 751/Nisan 1350 tarihinde dünyaya gözlerini açmıştır. Kimi rivâyete göre Fenar köyüne nispet edilmesi sebebiyle, kimi rivâyete göre ise babasının fenercilik işiyle uğraştığı varsayılması sebebiyle Fenârî yahut İbn Hacer el-Askalânî’nin ifadesiyle İbnü’l-Fenerî lakabıyla anılmıştır. Fenar köyünün Bursa, Horasan, Karaman veya Amasya’da bulunduğuna dair farklı iddialar mevcuttur. Molla Fenârî hakkında yapılan çalışmalara göre en çok kabul gören yaklaşım, onun Mâverâünnehir’den Anadolu’ya erken yaşta gelen bir Türk aileye mensup olduğudur. Fenârî’ye genç yaşlardan itibaren Molla denilmiştir. Arapça aslı “من لا نظيرة له” (kendisinin bir dengi, benzeri olmayan) şeklinde ifadenin kısaltılmışı kendisine ait yazma eserlerde Munla/Monla veya Mualla diye zikredilir. Zamanla bu ifade Molla şeklini almıştır. Osmanlılarda özellikle birinci kademe kadılar için de Molla kelimesi kullanılmakta olup, aynı zamanda medresede eğitim gören talebeler, hocaları ve kendilerinden yaşlı kimseler tarafından yine Molla diye çağrılırlardı.

Molla Fenârî hayatta olduğu süre boyunca Orhan Gazi (1281-1360), I. Murad (1360-1389), Yıldırım Bayezid (1389-1402), Çelebi Sultan Mehmed (1413-1421) ve II. Murad (1421-1451) olmak üzere Osmanlı Devleti’nin kuruluşundaki beş padişahı görmüştür. Yaşamış olduğu bu dönemin en bariz özelliği şüphesiz Osmanlı Devleti’nin askerî, siyasî, sosyal, kültürel ve ilmî açıdan bir yükselişe ve kurumsallaşmaya başlamasıdır. Molla Fenârî de bu sürecin özellikle ilmî manada en önemli aktörleri arasında bulunmaktadır.

Çeşitli ilim adamlarından tahsil alarak kendini geliştiren Fenârî Mısır’da Bâbertî’den de icâzetini aldıktan sonra Bursa’ya döndüğünde Yıldırım Bayezid kendisini önce Manastır Medresesi müderrisliğine, 795/1393 yılında ise Bursa kadılığına atamıştır. On yıl süren bu kadılığın ardından 1402 yılında Ankara Savaşı’nın meydana gelmesiyle birlikte görevini bırakan Fenârî, Karaman’a geçerek yaklaşık on iki yıl orada müderrislik görevinde bulunmuştur. 1414 yılında Bursa’ya geri dönmesinin ardından 818/1415 yılında Çelebi Sultan Mehmed döneminde Fenârî ikinci kez Bursa kadılığı görevine getirilmiştir.

822/1419 yılında ilk kez hacca giden Fenârî, dönüş yolculuğunda Kahire’ye uğramış ve bir süre orada kalmıştır. Bu süre zarfı içerisinde ilmî müzakerelerde bulunan ve dersler veren Fenârî, İbn Hacer ve Kâfiyeci gibi büyük alimlere de yine bu dönemde icâzet vermiştir. 823/1420 yılında Kudüs’e uğradıktan sonra Bursa’ya tekrar dönmüş ve görevine devam etmiştir. Her ne kadar Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla birlikte birtakım ulemâ ilmî üstünlükleri sebebiyle Şeyhülislâm olarak anılsa da devlet tarafından yetkili olarak görevlendirilen ve resmî sıfatı ilk defa taşıyanın 828/1425 yılında II. Murad tarafından tayin edilen Molla Fenârî olduğunda genel manada görüş birliği vardır. Ancak bu şekilde anılmasının 16.yy ortalarında ulaşılan “devletin bütün ilmiye sınıfının resmî mercii” anlamında düşünülmemesi gerektiğini savunanlar da bulunmaktadır. 832/1429 yılında oğlunun vefatına olan üzüntüsü sebebiyle gözleri görmez olup, daha sonra şifa bulması üzerine şükrünü eda etmek için 833/1430 yılında, 82 yaşında tekrar hacca gitmiştir. Haccını eda ettikten sonra bir öncekinin benzeri şekilde Kahire’ye uğradıktan sonra Bursa’ya dönen Fenârî, vefatına kadar Şeyhülislâmlık görevini sürdürmüştür.

Molla Fenârî, hayatı boyunca gelirini gündelik ücretlerden yapmış olduğu tasarruflardan ve hükümdarların, beylerin kendisine vermiş olduğu hediyelerden, ihsânlardan, değerli topraklardan ve satın aldığı çiftliklerden elde etmiştir. Bununla birlikte ticaretle meşgul olmuş, kazzâzlık(ipekçilik) yaparak maişetini temin etmiştir. Bu zenginliğiyle birlikte kalıcı eserler de ardında bırakmıştır. Kardeşi İsa Bey ile Cemâziyelahir 833 / Mart 1430 tarihinde düzenledikleri vakfiyeye göre Bursa’da Manastır Mahallesi, Debbağlar Çarsısı ve Pınarbaşı’nda üç mescit yaptırmıştır. Bunlardan Pınarbaşı’nda bulunan mescit günümüze kadar ulaşmış ve halen kendi ismini taşımakta, Molla Fenârî Camii olarak bilinmektedir. Yine bu caminin yakınında Mevlâna Fenârî, Fenârî veya Şemseddin Fenârî diye adlandırılan bir medrese inşa ettirmiştir. Ancak bu medrese günümüze ulaşamamıştır. Fenârî’nin ardında bıraktığı hayır eserleri Bursa sınırlarını aşmış, o dönemde Osmanlı toprakları dışında bulunan ve Osmanlılarla aralarında hiçbir bağ bulunmayan Memluklu sultanları idaresi altındaki Kudüs’te 1398-99 yıllarında inşa edilen Toluniye Medresesi’ni satın almıştır. Toluniye, Tayluniye olarak da adlandırılan bu medresenin Arap literatüründeki ismi el-Medresetü’l-Fenârî’dir. Fenârî’nin bu medreseyi ilk hac yolculuğu dönüşünde 1419 yılında satın aldığı düşünülmektedir. Farklı coğrafyalarda Fenârî’ye nispet edilen ancak kaynaklarda net olarak bir delile dayandırılamadığı için zikredilemeyen benzeri daha birçok eser de bulunmaktadır.

Molla Fenârî, 1 Recep 834/15 Mart 1431 yılında, 83 yaşında Bursa’da vefat etmiştir. 838/1434-1435 yılında vefat ettiği de öne sürülmektedir. Cenazesi Bursa’da kendi yaptırdığı Molla Fenârî Camii’nin haziresi içine defnedilmiştir.

İlim Yolculuğu

Osmanlı devletinin kuruluş dönemi ve önceki zamanlarda ulemâ kendisini yetiştirmek ve tahsillerini tamamlamak için Suriye, Mısır ve Mâverâünnehir gibi kadîm ilim havzalarına giderlerdi. Osmanlı devletinin yükselişi ile birlikte Anadolu’daki medreselerde de naklî ilimlerle birlikte aklî ilimlerin okutulmasına önem verilmeye başlanmış ve kalitenin daha da artırılması hedeflenmiştir. Molla Fenârî de böyle bir zenginliğin içinde yetişmiş ve mevcut durumun daha da iyileştirilmesi için ciddi bir çaba sarfetmiştir.

Fenârî ilk ilmî tahsilini küçük yaşlardan itibaren babasından tasavvuf yolunu öğrenmeye başlayarak almıştır. Sadreddin Konevî’nin eseri Miftahu’l-Gayb’ı da ilk defa bu dönemde babasından okumuştur. Erken yaşta böyle yoğun bir felsefî-tasavvufî eseri okuyabilmesi ve ileride ona şerh yazması Fenârî’nin küçüklükten itibaren gerek Arapça’ya vukûfiyeti, gerekse o eseri anlayabilecek kültür ve birikime sahip olduğunu göstermesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Yaşı ilerledikçe Anadolu’ya giderek önce Kemaleddin Mehmed b. Mehmed’den eğitim almış, ardından İznik Orhaniye Medresesi’nde ilk olarak Alâeddin Esved’den daha sonra ise Tâceddin Kürdî’den eğitimine devam etmiştir. Akabinde Amasya’ya geçerek orada Fahreddin Râzî’nin torunu Cemâleddin Aksarayî’nin öğrencisi olarak 778/1376 yılında ondan icâzetini almıştır. Daha sonra Seyyid Şerîf Cürcânî ile birlikte Mısır’a giderek orada Ekmelüddin Bâbertî ve İbn Mübârekşah başta olmak üzere çeşitli ilim adamlarından dersler ve icâzet almıştır. Bursa’da kadılık yaptığı dönemde Somuncu Baba’nın ilim ve irfânından da yakından istifade etmiştir. İlim tahsilini tamamladıktan sonra hayatının sonuna kadar yirmi bir yıl Kadılık, altı yıl Şeyhülislâmlık ile birlikte elli yıldan fazla bir süre dersler veren ve ilmî çalışmalarda bulunan Molla Fenârî’nin hayatı boyunca birçok ulemânın yetişmesinde ciddi katkıları olmuştur. Başta Kadızâde Rûmî (ö.1436), İbn Hacer el-Askalânî (ö.1449), Molla Yegân (ö.1473), Muhyiddin Kâfiyeci (ö.1474), Emîr Sultan gibi isimler olmak üzere kendi dönemlerinin en muteber ilim adamları olarak kabul edilen birçok isim onun öğrencileri arasında bulunmaktadır.

Biyografi kaynaklarında ve klasik kaynaklarda çoğunlukla Molla Fenârî’nin, devrinde hiçbir âlimin ulaşamadığı ilmî bir seviyeye ulaştığı, sadece bir alana değil, aklî ve naklî ilimlere tam vukûfiyeti olduğuna dair notlar bulunmaktadır. Aklî ilimlere dair başarısını ifade etmek için bir rivâyette kendisinin yüzyıllarca medreselerde okutulan İsagoci Şerhi’ni sabah namazından yatsıya kadar süren bir günde yazdığından bahsedilmektedir. Yazmış olduğu bu mantık eserleriyle de Aristo’yu Anadolu’ya tanıtanın yine Molla Fenârî olduğu söylenmektedir. Kendisinin 30 yılda tamamladığı ve Usûl/Fıkıh birikiminin bir ürünü sayılabilecek eseri Fusûlu’l-Bedâyi’ fî Usûli’ş-Şerayi’ ise onun İslam Hukuku ve metodoloji konusundaki derin yetkinliğine işaret etmektedir.

Molla Fenârî’nin bu ilmî kişiliğine hürmeten Fenârî ailesi de yıllarca hükümdarlar ve halk tarafından saygınlık ve muhabbet görmüşler, çeşitli görevlerle taltif edilmişlerdir.

Molla Fenârî’nin fikirlerinin beslendiği ve düşünce yapısının dayanmış olduğu bazı ana damarlar vardır. Kelâmî düşüncede Eşarî ve Mâturîdî çizgiye, felsefi gelenek noktasında İbn Sînâ’ya, Sühreverdî’nin başını çeken işrakî düşünceye ve İbnü’l-Arabî’nin şekillendirdiği tasavvufî düşünceye sahiptir. Fenârî’nin fıkhî çizgisi hocası Bâberti üzerinden Ebu Hanîfe’ye dayanmaktadır. İbnü’l-Arabî ile olan bağlantısı ise babasının Konevî’ye uzanan tariki iledir. İbnü’l Arabî’nin oluşturmuş olduğu vahdet-i vücûd sistemi Anadolu’da onun öğrencisi Sadreddin Konevî tarafından yayılmıştır. Dâvûd-i Kayserî tarafından burada iyice yerleştirilen sistemin yaygınlığının artması noktasında Molla Fenârî bu ekolün mirasçısı olmuştur. Nitekim Dâvûd-i Kayserî’nin vefatı ile Fenârî’nin doğumunun aynı yıla tekabül etmesi bu açıdan oldukça manidardır. Bununla birlikte İbnü’l-Arabî’ye nispet edilen Ekberiyye mektebinin görüşlerini Anadolu’da temsil eden ulema arasında bulunmaktadır. Kezâ Fahreddin Râzî’nin görüşlerinin Anadolu’da benimsenmesinde de Molla Fenârî’nin payı oldukça büyüktür. Zira Osmanlı medreselerinin teşkilatında Râzî’nin fikrî ekolünün büyük ölçüde esas alınmasına da bizzat Fenârî öncülük etmiştir.

Molla Fenârî’nin düşüncesinde mantık, din ilimleri metodolojisi ve tasavvuf metafiziği birbiriyle çelişmeden ilişki içine sokulmuştur. Usul ilmi mantıkla bütünleştiği gibi tasavvuf da şer‘î ilimlerle tam bir uzlaşı içinde bulunmaktadır. Tahsin Görgün’e göre Molla Fenârî’nin kendisinden önceki entelektüel birikimden yararlanma hususunda kapsayıcı bir bakış açısına sahip olması, farklı ya da çatışan düşünce geleneklerini birbiriyle uyuşacak tarzda yeniden ele alabilmesini sağlamış ve daha yüksek bir düzeyde gerçekleştirilecek bir sentezi düşünürün asıl gayesi haline getirmiştir. Böylelikle din ilimleri olarak fıkıh ve kelâm, felsefe analiz ve teorik kanıtlama yöntemi olarak mantık, vahdet-i vücûd metafiziği olarak tasavvuf bu düşünce sisteminde dinî ve aklî meşruiyet sorunu yaşamadan bir arada bulunmaktadır. O, Anadolu’da akıl, nakil ve keşif merkezli beyânî, burhânî ve irfânî bilgiyi sentezleyen anlayışı temsil etmiş, sûfî-fakîh-mantıkçı âlim tipolojisinin yetişmesinde önemli bir pay sahibi olmuştur. Bu bakımdan Fenârî’nin kendisinden sonraki ilim ve medrese geleneğinin gidişatını belirlemede inkâr edilemez etkisinin olduğu söylenebilir.

Eserleri

Molla Fenârî, dinî ve aklî ilimlerin neredeyse tamamına dair birçok eser kaleme alarak İslam âlemindeki haklı yerini almıştır. Her ne kadar Molla Fenârî Türk olsa da tespit edilebilen tüm eserlerini Arapça yazmış olması oldukça manidardır. Üstelik bu eserlerin vahdet-i vücûd gibi felsefî ağırlığı yoğun olan konuları barındırmasına rağmen sağlam ve anlaşılır bir üslupla yazılmış olması Fenârî’nin ilmî meziyetlerinin ufak bir göstergesidir. Molla Fenârî’nin düşüncesi genel olarak mantık, tefsir usulü, fıkıh usulü ve metafizikle ilgili eserlerinde ifadesini bulmuştur. Eserlere dair daha detaylı bilgi için TDV İslam Ansiklopedisi’ndeki Molla Fenârî maddesine bakılması faydalı olacaktır.

  1. ʿAynü’l-aʿyân (Tefsîru Sûreti’l-Fâtiḥa): İşârî tefsir türünün örneklerinden olup Karamanoğlu Mehmed Bey’e ithaf edilmîştir. Eserde tefsir usulüne dair geniş bir mukaddime yer almaktadır.
  2. Taʿlîḳāt ʿalâ evâʾili’l-Keşşâf: Zemahşerî’nin el-Keşşâfadlı tefsirinin Fâtiha sûresiyle Bakara sûresinin bir bölümüne yazılmış ta‘lîkāttır.
  3. Fuṣûlü’l-bedâyiʿ: Usûl-i fıkha dair bu eser müellifin en meşhur çalışmalarından biri olup iki cilt halinde basılmıştır (İstanbul 1289).
  4. Şerḥu’l-Ferâʾiżi’s-Sirâciyye: Hanefî fakihi Secâvendî’ye ait eserin en güzel şerhlerinden biridir.
  5. Şerḥu Telḫîṣi’l-Câmiʿi’l-kebîr fi’l-fürû’: Hanefî fakihi Hılâtî’nin, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Câmiʿu’l-kebîr’inin muhtasarı olan Telḫîṣü’l-Câmiʿi’l-kebîradlı eserinin bir bölümünün şerhidir.
  6. Şerḥu Fıḳhi’l-Keydânî
  7. Miṣbâḥu’l-üns beyne’l-maʿḳūl ve’l-meşhûd fî şerḥi Miftâḥi’l-ġayb: Sadreddin Konevî’ye ait eserin şerhi olup Muhammed Hâcevî tarafından neşredilmiştir. Fenârî’nin vahdet-i vücûd metafiziğiyle irtibatının güzel bir göstergesidir.
  8. Şerḥu dîbâceti’l(muḳaddimeti’l)-Mes̱nevî
  9. Sûfiyyenin Libâs ve Etvâr ve Meslekine Dair İtirâzâta Reddiye
  10. Taḥḳīḳu ḥaḳāʾiḳi’l-eşyâʾ ve deḳāʾiḳi’l-ʿulûm ve’l-ârâʾ (Risâle fi’t-taṣavvuf, el-Muḳaddimâtü’l-ʿaşere): Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye’sinde yer alan ve “künnâ hurûfen âliyât” şeklinde başlayan beytin şerhi olup Muhammed Hâcevî tarafından yapılan Farsça tercümesiyle birlikte neşredilmîştir.
  11. Taʿlîḳa ʿalâ Iṣṭılâḥâti’ṣ-ṣûfiyye: Kâşânî’nin eserine bir ta‘liktir.
  12. el-Fevâʾidü’l-Fenâriyye: Esîrüddin el-Ebherî’nin Îsâġūcî(er-Risâletü’l-Es̱îriyye) adlı mantık kitabına yazılan şerhlerin en meşhurlarından olan eser Osmanlı medreselerinde son zamanlara kadar okutulmuştur. Bu şerh üzerine yapılan hâşiyeler arasında Kul (Kavil) Ahmed diye tanınan Ahmed b. Muhammed b. Hıdır’ın Kul Ahmed’i ve Burhâneddin b. Kemâleddin Bulgarî’nin el-Fevâʾidü’l-Burhâniyye’si önemlidir. Molla Fenârî’ye ait şerhin mukaddimesi Mehmed Emin Şirvânî tarafından tahşiye edilerek Cihetü’l-vaḥde adıyla basılmıştır.
  13. ʿAvîṣâtü’l-efkâr fi’ḫtibâri üli’l-ebṣâr: Kelâm, ferâiz, fıkıh ve âdâb olmak üzere dört bölümden meydana gelmektedir.
  14. Ḥâşiye ʿale’ḍ-Ḍavʾ: Mutarrizî’nin nahiv ilmîne dair el-Miṣbâḥadlı eserine Tâceddin el-İsferâyînî’nin yaptığı şerh üzerine yazılmış bir haşiyedir. Bazı araştırmacılar bu nüshanın Fenârî’ye aidiyetinin ihtiyatla karşılanması gerektiği görüşündedir.
  15. el-ʿİşrûn ḳıṭʿa fi’l-ʿişrîne ʿilmen: Müellifin oğlu Mehmed Şah tarafından Şerḥu Manẓûmeti’l-elġāz li’l-fârihadıyla şerhedilmîştir.
  16. Esâṣü’ṣ-ṣarf fî ʿilmî’t-taṣrîf: Mehmed Şah bu esere de Teʾsîsü’l-ḳavâʿid ḥarfen bi-ḥarf fî şerḥi maḳāṣıdı Esâsi’ṣ-ṣarfadıyla bir şerh yazmıştır.

Molla Fenârî’nin kaynaklarda adı geçen diğer eserlerinden bazıları da şunlardır: Şerḥu Muḫtaṣari’l-Mevâḳıf, Taʿlîḳāt ʿalâ Şerḥi’l-Mevâḳıf, Baḥs̱ fi’n-nâsiḫ ve’l-mensûḫ min tefsîri’l-Fâtiḥa, Ḥâşiye ʿalâ Ḥırzi’l-emânî, Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’ş-Şemsiyye, Risâle fî âdâbi’l-baḥs̱, Risâle fî mâhiyyeti’ş-şeyâṭîn ve’l-cin, Risâle fî menâḳıbi’ş-Şeyḫ ʿAlâʾiddîn en-Naḳşibendî, Şerḥu’l-Fevâʾidi’l-Ġıyâs̱iyye, Risâle fî ricâli’l-ġayb, Risâle fî beyâni vaḥdeti’l-vücûd, Mürşidü’l-muṣallî.

 

 

Kaynakça

AYDIN, İbrahim Hakkı, “MOLLA FENÂRΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/molla-Fenârî#1 (12.01.2021).

GÖRGÜN, Tahsin “MOLLA FENÂRΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/molla-Fenârî#2-dusuncesi (12.01.2021).

HIZLI, Mefail, Osmanlı Bilim Tarihi’nin İlk Büyük Siması Molla Fenârî, Bursa, 2009.

HIZLI, Mefail, Osmanlı Klasik Döneminde Bursa Medreseleri, İstanbul, 1998.

Uluslararası Molla Fenârî Sempozyumu (4-6 Aralık 2009 Bursa): Bildiriler, Bursa, 2010.

YURDAGÜR, Metin, Mâverâünnehir’den Osmanlı Coğrafyasına Ünlü Türk Kelamcıları, İstanbul, 2017.

YILDIRIM, Aydın – YILMAZ, Edip, “İlk Osmanlı Şeyhülislamı Molla Fenârî”, Diyanet İlmi Dergi, Ankara, 1995, XXXI, sy.3, s.71-82.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir