1.262 kez görüntülendi.

İki Düşman Ülke, Bir Ortak Ajan: Ashraf Marwan’ın Bilinmeyen Hikayesi

İsrail’in kurulmasından önce ve kurulduktan sonra kendisine en büyük tehditlerden biri olarak gördüğü Mısır, Camp David anlaşması ile beraber Arap Devletleri arasında İsrail’i ilk tanıyan devlet unvanını elde etmiştir. Mısır’ın İsrail’i tanımasına iten bu süreçte bir isim var ki, yaptıklarıyla bu iki ülke arasındaki ilişkilerin sil baştan değişmesine yol açmıştır. Hem Mısır’ın hem de İsrail’in ulusal kahraman ilan ettiği Süper Ajan, 27 Haziran 2007’de, sırları bugün bile net aydınlatılamayan bir biçimde evinin balkonundan düşerek ölmüştür. Bu yazımdaysa süper ajan Ashraf Marwan’ın geçmişini, kurduğu bağları ve iki ülke açısından ifade ettiği ortak anlamı kendi penceremden izah etmeye çalışacağım.

2000’li yıllara kadar Marwan ve içinde yer aldığı derin ilişkiler gündemde yer edinmemiştir. Sonraki yıllardaysa İsrailli tarihçi-yazar Ahron Bregman’ın “yüzyılın casusu” adlı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkmıştır. İsrail İstihbarat Servisi bu süreçten sonra Bregman’ı istenmeyen adam ilan etmiş ve adeta bir hain gibi kamuoyuna lanse etmiştir. 

Tüm eleştirilerin odak noktasında olan Bregman içinse dönüm noktası Filistin İntifadası olmuştur. Ahron Bregman, yüzyıllarca dünyanın farklı yerlerinde zulme maruz kalan Yahudilerin bugün aynısını Filistinlilere yapmaya başladığını düşünmüştü. Batı Şeria’da öldürülen ve yaralanan insanları gören Bregman, bu günden sonra bir daha İsrail’e dönmeme kararı aldı ve Birleşik Krallık’a yerleşti. İngiltere’de Arap-İsrail savaşları üzerine doktorasını bitirdikten sonra 1998’de büyük bir askeri belgesel danışmanlığı görevine geldi. Bunun için İsrail’de ordu istihbaratının direktörüyle bir röportaj yaptı. Bu röportajdan sonra istihbarat şefinin Bregman’a söyledikleri hayatını tamamen değiştirmişti ve artık yeni bir dönemin kapısını aralamıştı. İstihbarat Şefi ona “Mossad”adına çift taraflı bir ajanın varlığından bahsetmişti ve verdiği bu bilgiyle beraber hem Bregman’ın hayatı değişmişti hem de Yüzyılın Ajanı’na ait bilgiler gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Şimdi ise kaseti biraz geri sarıp arka plandan Ashraf Marwan ve hikayesine göz atalım.

1948’de İsrail Devleti kurulmuş, hemen akabinde Mısır ve komşuları tarafından kendileri açısından beklendik bir tepkiyle karşılaşmıştı. Realitede her ne kadar öyle olmasada kağıt üzerinde Mısır ve İsrail 1948’den bu yana birbirlerine karşı nefret içerisindedir. Ashraf Marwan ise ileride bu kavganın tam göbeğinde yer alacak modern ajanlardan biridir. 1989’dan 1996 yılına kadar Mossad’ın genel direktörlüğünü yapan Shabtai Shavit’e göreyse Marwan İsrail İstihbaratı’nın bir numaralı kaynağıdır. 

Şubat 1944’de Kahire’de bir generalin oğlu olarak dünyaya gelen Ashraf Marwan, ordu ile ilişkileri ana-baba seviyesinde olan Mısır gibi bir ülkede toplumsal olarak yüksek bir statüde hayata adımını atmıştı. Lisans eğitimini kimya üzerine yapan Marwan bu bölümden mezun olduktan sonra aynı zamanda Mısır’ın Devlet Başkanı olan Cemal Abdünnasır’ın kızı olan Mona ile tanıştı.

1967 senesine gelindiğinde Altı Gün Savaşları olmuştu ve İsrail Mısır’dan Sina Yarımadasını almıştı. Bu olay şüphesiz Nasır ve Mısır halkı için oldukça utanç vericiydi. Ülkesinin onuruna leke geldiğini düşünen Mısır Hükümeti orduyu yeniden kurma çabalarına ara vermeden başlamıştı. Bunun tek bir amacı vardı: Sina’yı geri almak vedolayısıylahalkın kaybettiği onuru onlara iade etmek. Tam da bu zamanlarda Mona ve Marwan çifti, tanıştıktan kısa bir süre sonra evlenme kararı almışlardı ve Marwan, Mısır’ın en tepesindeki aileye damat olarak girmişti. Sürekli yükselme arzusunda olan Marwan’ın bu evliliğini stratejik bir karar olarak düşünenler günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Çünkü sadece Mısır değil Araplar için de bir fenomen olan Nasır’ın kızıyla evlilik yapmak konjonktüre en tepeden dahil olmak demektir. Ama işler ilk başlarda Ashraf Marwan’ın istediği şekilde gitmemişti. Kendisine yüksek makamların verileceğini düşünen Marwan, Nasır’ın güvenini yeterince kazanamadığı için sürecin biraz uzağında kalmıştı ve aklındaki görevlerde kendine yer bulamamıştı. Nasır’ın güvensizliğinin altında yatan sebepse yukarıda zikrettiğim şekilde bu evliliğin bir aşkın sonucu olmayıp kendi sahip olduğu konuma isnaden yapıldığını düşünmesiydi. Marwan’ı kendisinden tamamen uzaklaştırmayı da doğru bulmayan Nasır, ona çok düşük bir görev vermişti.

Bu süreç Ashraf Marwan’a kendini küçük düşürmüş hissettirdi ve eşini de alıp Londra’ya yerleşme kararı aldı. Londra’da ülkesindeki durumun aksine çok lüks ve şatafatlı bir hayat süren Marwan’ın bu tutumu, ülkesinde haberlere konu olmuştu. Tutumlu hayat tarzıyla bilinen Nasırda bu haberlerden rahatsız olmuş olacak ki bu çifti apar topar ülkesine geri çağırdı. Kendisini ikinci defa aşağılık bir duruma düşürülmüş hisseden Marwan kayınpederinden kendince bir intikam almak istiyordu. “Düşüncelerine dikkat et sözlere dönüşür, sözlerine dikkat et hareketlere dönüşür” sözünün vuku bulmuş bir hali gibi hayat sürdürüyordu. Bu intikam hissini farklı yollardan önce eşine sunan Marwan, Mona’yı yavaş yavaş babasından ve ailesinden koparmış ve bu doğrultuda hareketler yapmaya başlamıştı. 67 Savaşı’ndan hemen sonra İsrail İstihbaratı’nın birincil önceliği Mısır meselesi oldu ve olası bir savaşın önüne geçmek ya da bu savaşı destekleyecek bulgulara ulaşmaya önem verdi.

1970 senesine geldiğimizde Cemal Abdünnasır beklenmedik bir şekilde vefat etmişti ve yerine çalışma arkadaşlarından olan Enver Sedat, seçimleri kazanarak gelmişti. Sedat başa geçtikten kısa bir süre sonra Abdünnasır döneminden daha farklı bir portre çizmeye başlamıştı bile. Başkanlığın getirdiği ağırlığı kompleksli bir şekilde omuzlarına geçirmişti. Nasır’ın ölümü, kendini hep ikinci planda hisseden Marwan içinde şüphesiz bir fırsattı. Nasır dönemine ait gizli bilgileri ve evrakları ele geçiren Ashraf Marwan, bu bilgileri Enver Sedat’a vermesiyle planladığı intikamı da almış oldu. Marwan’dan bu belgeleri alan Sedat, ağırlığı Nasır’ın çalışma arkadaşlarından olmak kaydıyla kendine düşman olarak gördüğü kişileri yargının önüne attı ve birçoğuna müebbet hapis kararı verdirdi. Kayınpederini ve arkadaşlarını menfaatleri uğruna kullanan Marwan’ın ödülü de, aldığı riske binaen azımsanmaması gereken bir şey olmalıydı. Nitekim Enver Sedat ona kabinesinden yer vermişti ve Marwan’ı Dış İşleri Bakanı yapmıştı. Henüz 30 yaşına dahi basmadan bu makama gelebilen Marwan bu zamana kadar doğup büyüdüğü topraklarda bu göreve gelen en genç isim olmuştu. 

Buraya kadar olayları hep Mısır bağlamında değerlendirdik, Marwan’ın bu makama gelmesinden sonra artık devreye İsrail de giriyor.

Ashraf Marwan’ın makama ve ihtiraslarına olan düşkünlüğünden bahsetmiştik. Ülkenin Dış İşleri makamının başına getirilmesi bile onun için yeterli değildi artık. Göreve geldikten birkaç ay sonra Londra’ya seyahat eden Marwan, burada İsrailli yetkililer ile bağlantı kurdu ve kendini tanıtıp onlar adına da çalışmak istediğinden bahsetti. İsrailli yetkililer başta buna inanmamıştı ama yine de böyle önemli bir istihbarat kaynağını ellerinin tersiyle itmek istemiyorlardı. Bu sebeple hemen aynı gün içerisinde onunla Londra’da bir otelin lobisinde buluşma düzenlediler. Bu buluşma esnasında Marwan kendini ispat edebilmek için onlara dış işlerine dair birtakım belgeler vermişti. Peki zaten belli bir göreve gelen Marwan kendini riske atıp neden İsrail ile iş birliği içine girmek istemişti? Bu soruya çok farklı cevaplar vermek tarihsel açıdan her ne kadar doğru olmasa da bu durum, Nasır’dan almak istediği intikamla beraber, kendini önemli hissetmeye olan ihtiyacı ve daha çok para isteği ile açıklanabilir. Ya da tüm bu cevapları es geçip Sedat’ın ona özel bir görev tayin ettiği de verilen cevaplar arasındadır.

Yetmişli senelerin başlarında İsrail Marwan’a çok yüklü miktarlarda ödemeler yaptı ve Marwan artık onlar için, içine düştükleri siyasal krizde çok önemli bir rolü üstleniyordu. Enver Sedat’ın katıldığı hemen hemen her ulusal ve yerel toplantısında onun arkasında olan Marwan, bu toplantılarda elde ettiği önemli bilgileri düzenli olarak İsrail’e iletiyordu. Bregman’ın aktardığına göre, bu buluşmalar Londra’da olurdu ve Marwan parasını alır almaz oradan hızlıca uzaklaşırdı.

Uzun zaman boyunca düzenli olarak İsrail’e istihbarat uçurmuştu Marwan; ama bunların arasında en önemlisi Mısır Ordusu’nun muharebe düzenine ait bilgileri sızdırmasıydı. 67 savaşından sonra tüm dünyanın önünde rezil olan Mısır’dan kendilerine bir saldırı bekleyen İsrail, bu bilgiyle beraber olası bir saldırıda Mısır’ın nasıl hareket edeceğini artık biliyordu. Ülkesinde Altı Gün Savaşlarının yaralarını sarmak isteyen Sedat, İsrail’e karşı bir harekât hazırlığı içindeydi ama İsrail’in ABD ve Batı destekli askeri gücünü düşündüğünde kendisini çaresiz hissediyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyet bloğuyla yakınlık kuran Mısır için ABD bloğunu karşısına almak büyük bir riskti aynı zamanda. Enver Sedat Sovyet bloğundan ziyade ABD bloğuyla yapılacak olan ittifakın çıkarlarına daha çok hizmet edeceğini düşünüyordu ve bir şekilde bu geçişin yapılması gerektiğinin farkındaydı. Bu bağlamda İsrail’e ciddi bir gözdağı verip Amerika’ya göz kırparak bu geçişin sağlanabileceğini düşündü. ABD’nin, Orta Doğu’da gayrı resmi bir üssü gibi arka çıktığı İsrail’i ateşe atamayacağının farkındaydı Sedat ve bunu doğru kullanması gerekiyordu. İşte tam da bu noktadan sonra madalyonun diğer yüzü yani Ashraf Marwan’ın Mısır tarafından Ulusal Kahraman olarak anılma süreci devreye giriyor.

Mısır İstihbaratına yönelik çalışma yapanlar, Marwan’ın Sedat tarafından bilerek İsrail ile buluşmalara gönderdiği söyleniyor. İsrail’in çalışma prensiplerini iyi bilen Sedat bu iş için en uygun ismin Marwan olacağını düşünmüştü ve “alan memnun satan memnun” prensibiyle Marwan’ın hem onlara hem de kendi adlarına çalışmasına göz yumdu. İsrail bu vesileyle içerde adamları olduğunu düşünecek ve ona güvenecekti. Sedat daha sonra ise bu güveni suistimal etme niyetindeydi, nitekim öyle de yaptı.

Ashraf Marwan’ın verdiği istihbarî bilgiler ışığında İsrailli yetkililer, Mısır’ın herhangi bir büyük gücün desteğini almadan savaşa giremeyeceğini biliyordu. Ama bilmedikleri bir şey vardı o da Sedat’ın bu saldırıyı başlatması için Rusya’nın desteğine ihtiyacı olmamasıydı. İsrail’i öyle bir anında yakalamalıydı ki elindeki imkanlar ile İsrail’i çaresiz bıraksın ve İsrail bu saldırıya hazırlıksız yakalansın. Doğru zamanı kollayan Sedat, bu saldırı için İsraillilerin bayramı olan Yom Kippur gününü seçmişti. Tüm halk ve cephedeki askerler Yom Kippur gününde ibadethanelerde olacaklardı ve bu durum tam da Sedat’ın işine gelen türdendi.

6 Ekim 1973 günü Mısırlı birliklere “vur” emri gelmişti ve savaş resmen başlamıştı. Yüz bin Mısır askeri hızlı bir şekilde Süveyş’i geçmeye başladı. Bayram dolayısıyla cephelerde çok az askerin olması Mısır’ın işine geldi ve İsrailli askerlerin teslim olmasıyla yenilmezlik vurgusuna bir son verildi. Mısır ve Sedat adeta bir zafer kazanmıştı. Sina’dan 5 km daha ilerleyen Mısır, İsrail’i hiç beklemediği bir durumla karşı karşıya bırakmıştı cephede. Mısır halkı çok iyi bir şekilde konsolide olmuştu ve var güçleriyle Sedat’ı destekliyorlardı. Çünkü yıllar sonra kaybettikleri onuru ve güveni geri almışlardı.

Mısırlı tarih yazarları bu başarıda en büyük pay sahiplerinden birinin Ashraf Marwan olduğunu söylerler. Onun İsrail istihbaratına yaptığı yanlış yönlendirmeler, İsrail Ordusunun Yom Kippur çıkartmasına hazırlıksız yakalandığını gösteriyor. Tüm bu gelişmelerin ışığında Mısır için Marwan neden ulusal bir kahraman ilan edildi,daha iyi anlayabiliyoruz. İsrail ise Mısır ile aynı görüşte değildi. Marwan’ın onları yanlış yönlendirmediğini düşünüyorlardı. Marwan, onlara harekâtın gün batımında başlayacağını söylemişti ama harekât öğlen saat 14.00’da başlamıştı. Mossad’ın dönem şefinin dediklerine göre Marwan yurt dışında görevdeyken operasyonun saati değiştirilmişti ve onun bu durumdan haberi yoktu.

Fotoğrafta Yom Kippur savaşı esnasında Mısır Kuvvetlerinin ilerleyişi görülmekte.

Savaştan sonra on binlerce İsrailli vatandaş sokaklara dökülmüştü ve yas ilan edilmişti. Bilanço açıklandığında ise durumun onlar adına vehameti göze çarpıyordu. Yaklaşık iki bin asker cephede ölmüştü. Olayın üzerinden yıllar geçmesine rağmen halkın öfkesi hâlâ geçmiş değildir. Ellerinde bu denli güçlü istihbarat varken neden orduyu doğru bir şekilde hazırlamadıkları hâlâ merak konusudur. Tüm bu bağlantıları ortaya çıkaran Bregman, Marwan’ın İsraillileri kandırdığını düşünüyordu ama o zamana kadar bu konuyu kimse irdelemediği için kendisi de pek girmek istemiyordu. İçini kurcalayan şüphelerden bir türlü kurtulamayan Bregman, History of Israel isimli kitabında bu konuya Ashraf Marwan’ın ismini zikretmeden yer vermiştir ancak hiçbir yetkiliye bu bilgileri teyit ettirememiştir.

Aradan belli bir zaman geçtikten sonra Bregman evindeyken ona bir telefon gelir. Telefonun ucundaki isim Bregman’a: “Hakkında yazdığınız kişi benim ve sizinle görüşmek istiyorum” der. Bregman bu konuşmanın üzerinin soğumaması için Marwan ile hemen görüşmek ister. Bu ikili Londra’da, Ashraf’ın ilk defa İsrailliler ile buluştuğu otelde bir araya gelir. Bregman ona, saldırının saatinden haberi yok muydu yoksa bilerek mi İsraillilere harekatın gün batımında başlayacağını sorar. Marwan ise yüzünün kenarında oluşturduğu tebessüm ile geriye yaslanıp tarihe geçecek şu sözleri söyler: “Aramızda birkaç saatin lafı mı olur?” Marwan’ın bu cevabı Mısırlı tarih yazarlarının sözlerini doğrular nitelikteydi.

Ashraf Marwan’ın aradan çok zaman geçmemesine rağmen ölümünün üzerindeki sır perdesi hâlâ kalkmış değildir. Kimilerine göre Mısır İstihbaratı tarafından hain olduğu gerekçesi ile öldürülmüşken kimilerine göreyse İsrail tarafından ilişkilerin açığa çıkmasının istihbarat değerlerine zarar getirecek gerekçesiyle öldürülmüştür. Eşi Mona Marwan ise ölümün ardından gazeteye verdiği demeçlerde eşini Mossad ajanlarının öldürdüğünü söylemiştir.

Ashraf Marwan’ın cenazesinden bir kare.

Kendi düşünceme göre özellikle son yıllarda İsrail’in bu tarz konuları ele alan yapımlara destek vermesi, dünyaya bir nevi bizim için artık bu meselenin üzeri örtülmüştür ve bu metodu artık kullanmıyoruz deme şeklidir. Kendi hatalarını ve zayıflıklarını bu tarz çalışmalara destek vererek giderdiklerini dile getiriyorlar. Tüm dünyanın ilgi odağında olan mecralarda özellikle son yıllarda bu tarz içeriklerin artması modern bir mesaj içeriyor. 

 

KAYNAKÇA

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir