318 kez görüntülendi.

Gettier Sorununa Yönelik Çözüm Önerilerinden Biri Olan L. Zagzebski’nin Erdem Epistemolojisinin Bir Tasviri

Çağdaş epistemolojinin en tartışmalı konularından biri olan ve “Gettier Sorunu” olarak adlandırılan Edmund L. Gettier’in 1963 yılında yazdığı “Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi midir?” başlıklı makalesi, sadece üç sayfa olmasına rağmen, büyük tartışmalar başlatmıştır. Bu yazıda Gettier sorununa karşı sunulan pek çok çözüm önerisinden L. Zagzebski’nin erdem epistemolojisine değinilecektir.  

Tartışmaya geçmeden önce epistemoloji tarihine kısaca değinip bu sorunun neye karşı konulmuş olduğuna değinmek yararlı olacaktır. Epistemoloji bilindiği üzere felsefenin bilgiyi araştıran bölümüdür. Peki, bilgi nedir? Bilgi nedir sorusu ilk çağlardan itibaren felsefenin en temel sorularından biri olmakla beraber modern dönemde önemini -elimizde çok da bir şey kalmadığı için- daha ziyade arttırmıştır. Bilgi nedir sorusuna farklı geleneklerin verdikleri farklı cevapları bir kenara bırakarak felsefî açıdan meseleyi tartışmaya başlayalım. Platon’un Theaetetus diyaloğunda bilgi gerekçelendirilmiş doğru inanç olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım tarihî süreç içerisinde ve halen kullanılması itibariyle bilginin en önemli ve en yaygın tanımı olmuştur. Bu tanımın çevresinde dönmeye çalışan epistemoloji tarihi, genellikle; klasik, modern ve çağdaş dönem olarak üçe ayrılır. Klasik epistemolojide araştırma konusu nesneyi nasıl bilebileceğimiz iken modern dönemde epistemoloji, bireyin zihnî imkânları ve bir şeyleri bilme yetisi üzerinden bireye odaklanmıştır. Klasik epistemolojiden modern epistemolojiye geçişte bir merkez kayması olmuştur. Bu geçişi, kısa olmasını istediğimiz bu yazıda ele almamız oldukça zordur.

Descartes’in Kartezyen felsefesi ile başlayan modern dönem içerisinde iki önemli gelenek olagelmiştir. Bunlardan ilki Descartes’in ortaya koyduğu temelcilik diğeri ise temelcilik karşıtı olan Hegelci epistemolojik gelenektir. Descartes’in öz bilincini öncelemesi dolayımı ile anladığı, tanrısal ve maddî tözün varlığı üzerinden ortaya koyduğu temel ve buna bina ederek sistemleştirdiği bilgi üretme çabası ‘temelin’ her ne kadar değişse de ‘temel’ fikrinin günümüzde halen geçerli olmasında bir esas teşkil etmiştir. Kimilerine göre Çağdaş Epistemolojinin temeli olarak da kabul edilen Viyana çevresi dahi bu ‘temel’ fikri üzerine kurulmuştur. Modern epistemolojinin diğer geleneği olan, temelcilik karşıtı Hegelci epistemolojiye göre bilgi sürekli ve döngüseldir. Hegel’e göre bilgi sürekli olarak insan eylemlerinde ortaya çıkar. Bununla birlikte Hegelci düşünceye göre temelci düşünceden bahsetmek aslında insanı tanımamaktır. Bu kısa fakat amacına göre uzun epistemoloji tarihinden sonra artık Gettier sorunuyla baş başa kalabiliriz.

Çağdaş epistemolojinin, modern temelci fikirlerden ayrılmasının en temel sebebi bu yazının amacı olan Gettier sorunudur. Gettier’in yönelttiği itiraz bilginin, Platon’dan gelen tanımındaki üç unsurundan birine yöneliktir. Platon’un tanımını hatırlayacak olursak kendisi bilgiyi gerekçelendirilmiş doğru inanç olarak tanımlamıştır. Burada şu üç unsur vardır; doğru, inanç ve gerekçelendirme. Gettier sorunsalında esas eleştiri ‘gerekçelendirmeye’ yöneliktir.

Gettier ilk başta aklımızda tutmamız için şu iki maddeyi dile getirir:

1-    S’nin P’ye yanlış bir gerekçelendirme ile inanmasının mümkün olduğunu

2-    P önermesi için S’nin P’ye inancı gerekçelenmiş ise P, Q’yu içerir ise bu durumda S, Q’yu P’den çıkarır ve Q’yu kabul eder ise bu durumda S, Q’ya inancını gerekçelendirmiş olur.

Bu iki önermeyi Gettier’in anlattığı iki durumdan biri ile ele alalım; Smith’in Jones ve Brown adında iki arkadaşı vardır. Smith arkadaşları hakkında şu yargıları koyar:

  1.   Jones’un bir Ford arabası vardır.

(Çünkü Smith arkadaşı Jones’in geçmişte Ford marka bir arabasının olduğunu biliyor, onu çok kez bu arabayı sürerken görmüş, hatta yanında bile sürmüş ve hatta ruhsatını bile göstermişti. Smith arkadaşı Brown’u son dönemde hiç görmemiş ve onun hakkında bir bilgisi de yoktur.)

Smith varsayımsal olarak şu üç önermeyi kurar:

  1.    Ya Jones’un bir Ford’u var; ya da Brown Boston’dadır.
  2.    Ya Jones’un bir Ford’u var; ya da Brown Barcelona’dadır.
  3.   Ya Jones’un bir Ford’u var; ya da Brown Brest-Litovsk’dadır.

Bu B,C,D önermelerinin her birini Smith A önermesine olan gerekçelendirmesi üzerine kurmuştur.

Burada sorun şu şekilde ortaya çıkar aslında Jones’in bir Ford’u yoktur. Yani A önermesi geçersizdir. Ama şans eseri Brown Barcelona’dadır. Bu takdirde kurduğu C önermesine yönelik bir gerekçesi ve inancı vardır. Bu C önermesindeki ‘ya da/veya’ bağlacının ilk kısmına tekabül eder; diğer taraftan C önermesi doğrudur çünkü C önermesinin ikinci kısmı doğrudur. Bu durumda Jones yanlış bir gerekçelendirme ile doğru bir inanca sahip olmuştur. (Burada okuyucunun ‘veya’  bağlacının özelliklerini bilindiğini varsayıyorum.)

Bu sorunun gündelik hayata bakan önemli sonuçları vardır. İki yoldan hangisini tercih ettiğimizi söylerken sunduğumuz gerekçenin aslında yanlış olabileceğini ya da bir hâkimin suçluya ceza verirken öne sürdüğü gerekçenin aslında yanlış olmakla beraber kendini çok iyi kandırmış olabileceğini veya herhangi bir dine inananların aslında sağlam bir gerekçe olmadan inanıyor olabilecekleri gibi çok geniş yelpazede etkileri vardır.

Gettier sorununa karşı güvenilir bir bilgi mekanizması oluşturmaya çalışan çağdaş epistemologlardan içselciler ve dışsalcılar, gerekçelendirmeyi silmemekle beraber ‘alternatif durumların ele alınması gerektiği’ ya da ‘yaklaşık olarak doğru olması’ veya ‘yanlışlanabilirlik’ üzerinden bir çözüm önerisinde bulunmuşlardır.

Bu önerilerin dışında bir de erdem epistemolojisi vardır. Erdem bilindiği üzere Aristo’nun ahlak felsefesinin en önemli kavramlarından biridir. Erdem kavramı çağımızda ahlak felsefesi içerisinde A. MacIntyre ile yeniden canlandırılmış olmakla birlikte çağımızda erdem kavramına L. Zagzebski tarafından epistemik muhteva ve entelektüel ahlakı içerisine alacak yeni bir anlam yüklenmiştir. Erdem epistemolojisinin temel düşüncesi gerekçelendirmeyle beraber yeni şartlar ekleyerek Gettier sorununun çözülemeyeceği, bunun yerine bilginin tanımından gerekçelendirmenin silinmesi üzerinedir. Kısacası doğruyu gerekçeden ayırmamız gerekir aksi takdirde elimizde hiçbir söylem kalmayacaktır.

Erdem epistemolojisi de kendi içerisinde E. Soso’nın perspektivist erdem epistemolojisi ve L. Zagzebski’nin mesuliyetçi erdem epistemolojisi olarak ikiye ayrılır. Perspektivist erdem epistemologlarına göre bilgiyi elde etmeninin yolu S, P’yi yalnız ve yalnız güvenilir bilgi oluşturma süreci yetisi ya da failinin fiili olması durumunda bilebilir şeklinde sistemleştirilir. Bu bakış A. Plantinga’nın meşhur ‘güven’ teorisini oluşturan ‘sensus divitatis’e (ilk olarak Calvin’in kullandığı) önemli derecede katkı sağlamıştır. Mesuliyetçi erdem epistemologlarına göre bilgi oluşturmada zihinsel imkânlardan ziyade bireyin titizlik, kararlılık ve dürüstlük gibi karakteristik özellikleri önemlidir. Mesuliyetçi erdemin önemli ismi olan L.Zagzebski,  perspektivist erdem epistemologları ve A.Plantinga’nın öne sürdüğü bilgi oluşturma yetisinin de aslında bir gerekçelendirme çabası olmakla beraber yanılabileceğini belirtir.

L.Zagzebski gerekçelendirmeyi iyilik ile değiştirmiştir. Ve ona göre bilgi, entelektüel erdemlilik davranışlarından kaynaklanan gerçeklik ile bilişsel temastır.

Burada öne sürdüğü bilişsel temas ile beraber düşünülmesi gereken iki husus vardır:

  1. Bilgi oluştururken içinde bulunduğumuz mesuliyet; burada mesuliyet içerisinde olduğumuz bilgiler elde ettiğimiz çıkarımsal bilgilerdir. L.Zagzebski çıkarımsal bilgileri, ahlaki iyiliklere benzetir.
  2. Algılarımız ve hafızamız sonucu bizde bulunan bilgiler için mesuliyet taşımayız.

Bireyin karakteristik özellikleri üzerinden bir bilgi düzeneği kurmak pek çok filozofa göre kendi içerisinde büyük problemler taşır; zira herkes bilgi üretmede bu erdemliliği gösteremez veya gösteremeyebilir. Erdemin tam olarak ne olduğu, hangi fiiller içerisinde olduğu, fiiller dışında niyet dediğimiz şeyin erdemin aslını oluşturup oluşturmadığı geçmişten beri tartışılagelmiştir. Bir diğer eleştiri ise hayvanların da bazı bilgilerinin olduğu fakat erdemlerinin olmadığıdır. Bu gibi pek çok soruyla karşı karşıya kalan ve sorulara çözüm üretmesi gereken erdem epistemolojisi, Gettier sorununa yönelik farklı bakışıyla dikkatleri üzerine toplamış ve toplamaya devam edecektir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir