183 kez görüntülendi.

Felsefi Düşüncede Kurucu/Bütünleştirici Boyut: Platon Felsefesi’nin Oluşumunda Kurucu/Bütünleştirici Bakış Açısının Etkileri

 

Thales ile başlatılan felsefenin tarihsel süreçleri içerisinde, belli dönemleri temsil eden felsefi yaklaşımlar olmuştur. Genel itibariyle üç ana boyutta incelenen bu formlar belli dönemlere tekabül eden kurucu/bütünleştirici boyut, analitik boyut ve eleştirel boyut olarak zikredilebilir. Bu yazıda bu formlardan kurucu/bütünleştirici boyutun ne anlama geldiği açıklanacak ve bu formun ilk temsilcilerinden birisi olarak zikredebileceğimiz Platon’da nasıl işlendiği kısaca ele alınacaktır.    

Felsefe, hayatı anlama ve anlamlandırma çabası olarak karşımıza çıkarken bu faaliyet çeşitli şekillerde meydana gelmiştir. Kurucu/bütünleştirici boyut olarak adlandırdığımız formda bu faaliyet, dış dünyada bulunan çokluğu kapsayacak ya da çokluğu birlikle bağdaştıracak bir teori üretmeye çalışır. Yani bu formdaki kabul, çevrede bulunan çokluğun bir anlamı olduğunu ve bu anlamların arkasında bir esas gerçeğin bulunduğudur.

İnsan, çevresinde bulunanlardan edindiği çoklu bilgiyi daima zihinsel düzeyde tek bir forma dönüştürür. Örneğin, hayatımız boyunca gördüğümüz daire şeklinde birçok görüntü vardır. Fakat insan zihni bunu bir kavram haline dönüştürür ve bilişsel düzeyde anlamlı bir hale getirir. İşte bu şekilde elde edilen, çokluğun arkasındaki esas gerçekliği işleyen form kurucu/bütünleştirici boyuttur.

Felsefenin bu formu varlığı ele alış biçimi açısından, başta varlık olmak üzere bilgi, değer ve toplum üzerinde geliştirdikleri çokluk arkasındaki birlik teorisiyle büyük ölçüde metafiziksel bir yaklaşım sergiler.[1]

Daha özele indiğimiz zaman bu formun kendi içerisinde en temel haliyle idealizm ve atomcu teori olarak ayrıldığını görürüz. İdealist felsefe gerçekliğin öz ya da kavram olduğunu yani soyut bir özellik sergilediğini söylerken, materyalist felsefe gerçekliğin madde cinsinden olduğunu savunmuştur. Burada materyalist bakış açısını ele almaktan ziyade bu formun, idealist bakış açısına sahip olan ve bu bakış açısının ilk temsilcilerinden kabul edilen Platon’un felsefe anlayışının oluşumunu nasıl etkilediğine dikkat çekeceğiz.[2]

İlk dönem filozoflarının, felsefe yaparken dayandıkları en önemli argümanları, mutlak değişmez olanın var olduğu idi. Platon da felsefesini inşa ederken mutlak değişmez olanı tek bir alanla sınırlamak yerine bu düşüncesini doğaya, ahlaka ve topluma da uygulamaya çalışmıştır.

Platon, hem insan hem de dış dünya için kavrayıcı bir teori ararken doğru, yanlış, iyi, kötü olarak kavramsallaştırdığımız yargıların da bir temeli olması gerektiğini söylemiş ve bunu da ruhun ölümsüzlüğüne bağlayarak insan ruhunun birtakım bilgilerle doğduğunu ve yaşamı içerisindeki öğrenme faaliyetinin sadece bir hatırlamadan (anamnesis) ibaret olduğunu söylemiştir.

Platon sonraki aşamada öğretisinde iki dünya ayrımı yapmıştır. Doğru sanı (doxa) ve bilgi (episteme) olarak yaptığı ayrımda, her ikisinin de karşıt halde insanda bulunduğunu söylemiştir. Doxa kesin olmadığı gibi sürekli de değildir. Bu sanıları göreceli gerçeklikler olarak da adlandırabiliriz. Rüyalar, imgeler ve dış dünyaya ilişkin algıladığımız nesneler bu gruba girer. Bunlar ancak sanı ya da doğru sanı olarak adlandırılabilir, bilgi mevcut değildir. Çünkü bu algıladığımız şeyler sürekli değişkendir ve değişimin olduğu yerde değişmeyen asıl hakikatten söz edemeyiz.

Buna karşılık Platon değişmeyen kavramlar alanı olarak matematiksel objeleri ve en nihayetinde idealar/formlar alanını zikreder. Burası epistemedir, yani bilginin var olduğu yerdir. Burası bir nedene bağlıdır, süreklidir ve sabittir.

İşte Platon, kurucu/bütünleştirici felsefe anlayışı çerçevesinde bilginin var oluşunu, meşhur teorisi “idealar dünyası”nı inşa etmiştir. İdealar bilginin nesnesi durumundadırlar. Platon’un bu kapsamlı bütünleştirici teorisini yani idealar dünyasını öne sürmedeki amacı gerçekliğe/hakikate ancak bu yolla ulaşılabileceğini düşünmesidir. Zira görünüşler aldatıcıdır çünkü değişkendirler. Bir hakikat arayışından söz ediyorsak bu, görünenin arkasındaki hakikati aramaya çalışmak ile mümkün hale gelir.

Platon’a göre dış dünyada algıladığımız şeyler yukarıda da zikrettiğimiz gibi birer sanıdan ibarettirler ve tek tek ele aldığımız bu tikellerden yola çıkarak tümel olan idealara varırız. Söz konusu tikeller ideaların bu dünyadaki gölgesidirler. Yani var olmaları ideaların var olmasına bağlıdır.

Platon’un felsefesi aynı zamanda onun metafizik anlayışını da ortaya koyar. Çünkü o, felsefesini yaparken “neyin gerçekten var olduğu” üzerinde durmuştur. İdealar teorisini öne sürerken her ne kadar gerçekliğin idealar dünyası olduğunu söylese de maddeyi ya da dış dünyayı Parmenides’in yaptığı gibi bir yanılsama olarak değerlendirmemiş, varlığı idealar dünyasına ilişkili bir biçimde açıklamayı tercih etmiştir. [3]

Sonuç olarak Platon, ilk olarak bilginin ne olduğu üzerinde durmuş ve kesin bilginin var olup olmadığını ele almıştır. Felsefe sistemini iki dünyanın varlığı üzerine kurmuş ve buradan peşinde olduğu hakikatin, mutlak değişmez olanın idealar dünyası olduğu sonucuna ulaşmıştır. Ona göre madde ve dış dünyaya ilişkin algıladıklarımız mutlak gerçeklik değildir. Bunu değişkenlik teorisi ile açıklamış, değişenin hakikat olamayacağını savunmuştur. Bu dünyadaki algılarımız asıl ve mutlak gerçeklik olan idealar ile açıklanabilirler. Yani Platon, tüm şeyleri kuşatan en bütünleştirici teoriyi oluşturmaya çalışmış ve en kapsamlı idealist düşünce sistemi olan idealar dünyası fikrini öne sürerek mutlak gerçekliğin empirik yollarla elde ettiğimiz sanılardan ziyade, akılla ulaşılabilen tümel ve mutlak değişmez olan ezeli ve ebedi bilgi(episteme) olan “idea” olduğunu savunmuştur.

 

[1]A.Cevizci, Felsefeye Giriş, 4.baskı, İstanbul, Say Yayınları, 2015, s. 30.

[2]Bknz. COGNIOT, Georges: İlkçağ Materyalizmi (Yunan-Roma); Anadolu Yayınları Mart, 1968. Çev Sevim Belli, s. 204.

[3]Bu konu için ayrıca bknz. Mehmet Taşkan,Fizikte 10 Teori,Cinius Yayınları, 2011, s. 25.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir