67 kez görüntülendi.

İslâmî Bir Hareket Olarak İhvân-ı Müslimîn

İslam dünyası 18.y.y. dan itibaren benlik problemi yaşadığı bir döneme girmiştir. Coğrafyanın farklı bölgelerinden bu buhranlı döneme çözüm arayışında bulunan kitle hareketleri ve düşünürler olagelmiştir ama İslam dünyası bu buhranlı sürece bir çözüm üretememiştir. Birinci Dünya Savaşı başlamış ve İslam dünyası bir bütün olma özelliğini kaybederek adeta çok farklı medeniyetlerin birer uzantısıymış gibi birbirinden uzaklaştırılmış küçük devletlerin kurulduğu bir coğrafya olmuştur. Özellikle 1. Dünya savaşından Osmanlı’nın yenik ayrılması sonrası İslam coğrafyasının işgal edilmesi bu coğrafyada farklı kitle hareketlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bunlar içinde en etkili olanlarından birisi de hiç şüphesiz Mısır’da ortaya çıkan İhvân-ı Müslimîn hareketidir. 1928 yılında bir köy okulunda öğretmen olan Hasan el-Benna’nın öncülüğünü yaptığı bu hareket İslam dünyasının en önemli kitle hareketlerinden biri olagelmiştir.

İhvân hareketi kurulduğu günden itibaren siyasi arenadan ziyade toplumsal alanda hizmet vermesine ve sürekli siyasi arenadan uzak tutulan bir grup olmasına rağmen özellikle Arap baharı dediğimiz Ortadoğu’yu adeta yeni bir başlangıca sürükleyen sürecin en önemli unsurlarından biri olması sebebiyle kendinden sıkça söz ettirmiştir. Bu coğrafyadaki bütün İslami hareketler ya İhvân’a karşı doğmuş ya İhvân’dan ayrılarak oluşmuş ya da İhvân hareketinin bir uzantısı şeklinde varlığını devam ettirmiştir. Bu yüzden İhvân hareketi bu coğrafyanın fikrî yapısının oluşmasında bütün kitle hareketleri için önemli bir mihenk taşı olagelmiştir. 

Hasan el-Benna İhvân hareketini sünnî, selefî, sûfî, siyasî, sportif bir cemaat, ilmî ve kültürel bir cemiyet, ekonomik bir şirket ve sosyal bir fikir sistemi olarak tanıtmaktadır. Benna’nın selefiliğinin Vahhabi eğilimli selefi zihniyetle ilişkisi bulunmamaktadır. Selefiliğin hemen ardından sûfiliğin zikredilmesi bunun kanıtıdır. Sûfî anlayış olarak da bidatlerden uzak bir yapıya sahiptir bu da selefi bir düşünce olarak kayıtlanmasından dolayıdır. Tanımdaki selefilik ilk kaynaklara dönüşcü ama daha ziyade Muhammed Abduh zihniyetine yakın olan Kur’an merkezli bir yapıya sahiptir. İhvân bu yöntemle İslam’ın deruni ve zahiri yönünü ortaya çıkararak insanlara ulaşmayı düşünmüştür.[1] Müslüman Kardeşler adı, İslam’a hizmet yolunda kardeş olan kimseleri ifade ettiği için seçilmiştir.[2]

İhvân hareketinin Mısır hükümetiyle ters düşmesi ve bir tehdit olarak algılanması Hasan el-Benna’nın 1941 yılında İngilizlerin Mısır politikasını eleştiren bir konuşma yapmasıyla başlamıştır 1946 yılına gelindiğinde İhvân hareketinin ülkedeki bütün bürolarına el konulmuş ve İhvân hareketi yasadışı ilan edilmiştir. 1949 yılında Hasan el-Benna’nın şehit edilmesi İhvân’ın yediği birinci darbeydi. 1952 yılında gerçekleşen Hür Subaylar darbesine de destek veren İhvân hareketi zamanla Cemal Abdülnasır’ın tek adam haline gelmesi ve ülkenin yönetimini milliyetçi sosyalist bir çizgiye kaydırmasıyla tekrardan hükümetle karşı karşıya geldi ve 1954 yılında Nasır’a yapılan başarısız suikast girişiminden hareket sorumlu tutuldu. Bunun akabinde çok sayıda tutuklanma gerçekleşti ve İhvân hareketi tekrar yasa dışı ilan edildi. Mısır zindanlarının ağır şartları ve uygulanan işkenceler hareketin bazı mensuplarını İhvân’ın orta yolcu ve uzlaşmacı mücadele yöntemini sorgulamaya sevk etti. Bu dönemde İhvân hareketinden ferdi veya grupsal kopmalar baş göstermeye başladı. Bu süreçte Seyyid Kutub sembol bir isim olarak ortaya çıktı[3]. Seyyid Kutub İhvân hareketiyle tanışmadan önce milliyetçi ve sosyalist olarak kendini tanımlıyordu. Hür Subaylar darbesinden sonra Hür Subaylar’la İhvân hareketi arasında arabuluculuk rolü üstlenmeye çalışan Kutub’un İhvân’la tanışması da bu vesileyle olmuş ve nitekim Kutub kendini 1953 yılında İhvân’ın bir üyesi olarak tanıtmıştır. 1954 yılı suikast girişimi sonrasında Kutub da diğer İhvân üyeleriyle birlikte hapse atılmış ve 10 yıl hapis hayatı yaşamıştır bu süre zarfı Kutub’un fikirlerinin daha radikal bir çizgiye kaymasına sebep olmuştur. Tahliye edildikten sonra Yoldaki İşaretler isimli eseri kaleme almıştır. Yoldaki İşaretler adlı eserinin tavizsiz dilinden rahatsız olan hükümet Kutub ve ekibini hükümete karşı bir darbe yapma girişiminde olma iddiasıyla hapse atmış ve çeşitli işkencelere tabi tutmuştur. Seyyid Kutub da işkence görmüş olarak 1966 yılında idam edilmiştir. 

Hasan el-Benna ve Seyyid Kutub’un kullandıkları kavramlar ve fikirleri büyük oranda birbirinden ayrılmaktadır. Çünkü İhvân hareketinin ilk kuruluş sürecinde karşılaşılan temel problemler İngiliz sömürgeciliği ve Siyasi Siyonizm olmuşken Seyyid Kutub’un karşılaştığı problemler yozlaşmış yönetim, zalim yöneticiler ve sistemin uyguladığı baskı ve zorbalıklardı. Kısacası el-Benna döneminde sorun siyasi ve dış kaynaklı iken Kutub döneminde sosyal ve toplumsal olup daha çok toplumun kendi iç dinamiklerinden kaynaklı sorunlar oluşturmaktaydı.

1970 yılında Cemal Abdünnasır’in vefat etmesinden sonra başa geçen ve İslami hareketlerle daha uzlaşmacı bir çizgi benimseyen Enver Sedat Müslüman gruplarla iyi geçinmeyi denemiş ve onların gelişmesine ve büyümesine göz yummuştur. Fakat Sedat’ın batı yanlısı tutumu İsraile karşı uzlaşmacı bir tavır sergilemesi, İsrail ile kültür anlaşmaları yapması, Mısır’ın ulusal kimliğinin İslami kimliğinden ayrılması Müslüman gruplar tarafından eleştiriliyordu. Nitekim bu eleştiriler zamanla eyleme dönüştü ve 1977 yılında patlak veren olaylar sonrasında Sedat tutumunu değiştirmeye ve Müslüman gruplara karşı bir tavır almaya başladı. Sedat’ın bu sert tavrı 1965-66 yılında hapse giren İhvân mensuplarının Hasan el-Benna’nın ilk yola başlarkenki tabandan tavana değişim metodunu değil de direkt iktidara karşı bir değişim planı içine girmelerine ve tavandan tabana bir değişim modelini benimsemelerine sebep oldu. Nitekim Sedat’a suikast gerçekleştiren Cihat hareketi İhvân hareketinden ayrılarak radikalleşen bir harekettir. Sedat’tan sonra başa gelen Mübarek de Sedat’ın politikalarını devam ettirmiştir. İlk dönemler İhvân’a karşı daha müsamahakâr davranan Mübarek de belli bir zaman sonra İhvân’a karşı cephe almış ve çok büyük baskı uygulamıştır. İhvân hareketi sadece Mısır için değil bütün İslâm dünyası için önemli bir harekettir. Bütün Ortadoğu coğrafyasında söz sahibi olan bu hareketin Arap Baharı’na kadarki tarihsel süreç dikkate alındığında uygulanan baskı ve zorbalıkların daha radikal zihniyetleri doğurduğu gerçeği kabul edilecektir. 2013 yılında Mısır’ın ilk seçilmiş cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi’ye karşı darbe ile başa gelen Abdulfettah es-Sisi sonrasında İhvân hareketi tarihinin en büyük eziyet ve baskı dönemini yaşamaktadır. Tarihsel süreç göstermektedir ki eziyet ve baskılar insanların ve hareketlerin daha radikalleşmesinde en önemli faktörlerden biridir ve ilerleyen dönemde Mısır coğrafyasında daha radikal düşünceler görmek hiç de garipsenmemelidir. 

[1]Mehmet Ali, Büyükkara, Çağdaş İslami Akımlar, İstanbul, Klasik Yayınları,7.Baskı,2018,s.162.

[2]Alev, Erkilet, , Orta Doğu’da Modernleşme Ve İslami Hareketler, İstanbul, Büyüyen Ay Yayınları,2015. s.231.

[3]Mehmet Ali, Büyükkara, age. s.165.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir