138 kez görüntülendi.

Bir Uyurgezerin Hikayesi

İçindeki karanlık gitgide büyüyor, büyüdükçe ruhunu sarıyor, sardıkça ruhunu sıkıyordu. Bu halet-i ruhiye bir iki haftadır Vacip’in içinde debelendiği fakat bir türlü yenemediği bir korku gibi etrafını sarmış onu derin bir eylemsizliğe sevk etmişti. Böylesi zamanlarda Vacip adeta, arzı bitmek tükenmek bilmeyen bir yol ve kendini büyük bir adım olarak telakki eder, düşmanından kaçarcasına yürümeye başlardı. Herhangi bir maksada mebni olmayan bu yürüyüşlerin ne kadar süreceğini nerede biteceğini düşünmeden yürürdü. Belki de artık düşünmemek için yürüyor, rüzgarın taşı yontması gibi zamanın varlığı yontuşuna katılmak hissini tadıyordu bu yürüyüşlerde. Bilinmez bir yere yürümüyordu herhangi bir yere yürümüyordu, neden yürüdüğünü bilmiyor ve neden sorusuna tahammül edemiyordu. İçindeki karanlık genişledikçe Vacip beden denen küçücük alanda iyice sıkışıyordu. 

Yürüdü ve yollara gölgesi yüzlerce kez yeniden düştü. Tepesine gece ha düştü ha düşecek,  ardından gün birden aydınlanıverecek gibiydi. Bir gece bu yürüyüşlerin birinde Vacip birden duraksamak zorunda kaldı. Bu duraksamanın sebebi Vacip’in ayak bileklerinin, yani o etten ve kemikten yaratılmış menteşelerin kilitlenmesiydi. Bacakları, bir metreden uzun birer çivi gibi asfalta çakılmış, kısacık gövdesini taşıma vazifesini ifa ediyordu. Göğe çevirdi yüzünü ve sonra yere oturdu, ıssız bir sokağın tam ortasına bacaklarını tayin edemediği bir yöne doğru uzattı. Sokağın kucağına kendini bırakıp gözlerini göğün kara örtüsüne sapladı. Gece Vacip’in içine doğru akmakta asfaltın soğukluğu onu sıcak bir kucaklaşmanın zıdd-ı kamiliyle sarmaktaydı. Öylece dakikalarca göğü seyre daldı. Soğuk, zihnindeki düşünceleri donuklaştırıncaya dek yerinden kımıldamadı. 

Dakikalar sonra boğuk bir sesin rahatsız edici tesiriyle yerinden doğruldu. Aracın farları Vacip yerinden doğrulunca söndü. Sokağın ortasında gerçekleşen bu karşılaşma eğer fotoğraflanabilseydi bir direnişin sembolik fotoğrafı olarak pek tabi kullanılabilirdi. Nasıl bir halin içinde olduğunu anlamadan aracın açılan kapısına doğru yürümeye başladı. 

Bir kadın yatışmış bir telaşla “İyi misiniz, bir şey oldu sandım” diyerek Vacip’e yöneldi. Vacip’in giyiminden cesaret almış olacak ki kadın Vacip’in yanına yanaşıp yüzünü daha net görmeye çabaladı. 

“Biraz dalmışım, sorun yok, kusura bakmayın” şeklinde mukabele etti Vacip, evine dönmek ve sokağın kimsesizliğinden faydalanarak seyrine daldığı göğün altından bir an evvel kurtulmak istiyordu. Hızlıca etrafına bakınıp evine götürecek yolu aradı ve yürümeye kaldığı yerden bu kez çok daha hızlı bir surette devam etti. Kadında çekingen ve telaşlı bu adamın gecenin o saatinde, ıssız bir sokağın ortasında neden uzanıp göğe bakmakta olduğuna dair bir merak asla yer etmedi. Vacip ise korna sesinden hemen önce koltukta uzandığını anımsıyordu. Bu yürüyüşün ne zaman başladığına dair herhangi bir fikri olmayan Vacip pijamalarıyla evine, sıcak yatağına geri döndü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir