80 kez görüntülendi.

Annales Tarih Yazıcılığına Bir Örnek: Braudel ve Kapitalizmin Kısa Tarihi

Annales Tarih Ekolü, tek katmanlı ve geçmişten geleceğe doğru uzanan tarih anlayışına karşı çok katmanlı ve göreceli zaman anlayışları ile tarih sahnesine yeni bir soluk, kavrayış getirmiştir. Bu ekolün en önemli temsilcileri Burke, Febvre ve Braudel gibi isimlerdir. Bu çalışmada, bu tarih yazıcılığının önemli simalarından Braudel’in Kapitalizmin Kısa Tarihi[1]  adlı eseri, Annales Tarih Ekolü bağlamında değerlendirilecektir. Braudel, bu tarih anlayışı kapsamında kapitalizmi sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan bir sistem olarak değil, ticaretin ilk anından itibaren var olan tarihsel bir sürecin doğal sonucu olarak görür.

Annales tarih yazıcılığı, temelde geleneksel devlet/kahraman bağımlı tarih yazımına karşı tepki olarak doğmuştur. Bu tarih yazıcılığı tarihin kapsamını geliştirmeyi ve siyasi tarih odaklı yazımı aşmayı amaçlamıştır. Bu minvalde Annales Tarih Okulu, sosyal bilimleri interdisipliner bir çatı altında toplayarak incelediği olayı coğrafya, sosyoloji, hukuk, siyaset bilimi gibi sosyal bilimler açısından külli bir bakışla ele almayı hedeflemektedir.

Bu ekolün en önemli temsilcilerinden Braudel, kendine özgün tarih yazımı ile Akdeniz Tarihi ve Maddi Uygarlıklar; Ekonomi ve Kapitalizm isimli çok önemli iki eser bırakmıştır. Bu eserler uzun süren bir araştırmanın neticesinde ortaya çıkmıştır. Zira bir olayı farklı vecihlerden araştırmak, uzun ve sabır gerektiren bir ameliyedir. Bu anlamda Braudel şunu ifade eder; “Hayatımın yirmi beş yılını Akdeniz tarihine ve aşağı yukarı bir yirmi beş yılını daha Maddi Uygarlık’a vermiş oluyorum.” Kapitalizmin Kısa Tarihi, bu uzun süren çalışmalar sonucu verilen konferans serisinin kitaplaşmış halidir. Annales Okulu ve Braudel hakkında bu  girişten sonra Kapitalizmin Kısa Tarihi’ne Annales Okulunu anlamak bakımından incelemeye geçebiliriz.

Braudel, eserine yazdığı önsözde şu hususiyeti dile getirir:

“Kabaca bakıldığında ekonomi alanında sınırlı olduğu söylenebilecek bu kitap muazzam bir bilgi yığını toplama gerekliliği, konuyla ilgili zorluklar, yavaş yavaş da olsa, ister istemez, kaçınılmaz biçimde öteki insan bilimlerini de içine alması dolayısıyla sürekli gelişen tarih biliminin getirdiği zorluklar nedeniyle bana sorun çıkarmıştır; doğal olarak ekonomi ekonomiden ibaret değildir.”

Bu bağlamda Braudel, Annales Okulunun metodunu ve tarihin ele alınışını da tanımlamış olmaktadır. Braudel, kapitalizmi anlamak için ekonomik faaliyetlerin ilkel hali olan pazar ekonomisini ele alır. Zira Braudel “…kapitalizm gerçek anlamda pazar ekonomisi üstünde yükselmiştir.” diyerek kapitalizmin ortaya çıkışını pazar ekonomisine bağlamaktadır. Bu sebeple pazar ekonomisini bütüncül bir bakışla bütün toplumlar nezdinde ele alır. Ardından pazar ekonomisini iki alan etrafında inceler; aşağı alan, pazarlar, dükkanlar, işportacılar ve üst alan, panayırlar ve borsalar.[2]

Braudel, tarihsel süreç etrafında insanlığın ekonomi yaşamı[3]devrinde yaptığı alışverişlerin yerel seviyede gerçekleştiğini, uluslararası seviyede sayılabilecek panayırlar dışında ticaretin yerel seviyede pazar ekonomileri ile sağlandığını ifade etmektedir. Ticaretin gelişmesi ile birlikte toptancılar sınıfının ortaya çıktığını ve bu grubun küresel ölçekte iş yapan büyük tüccarlardan oluştuğunu vurgular. Bu tüccarların ise, public market’e karşı private market’in oluşumuna sebep olduğunu belirtir. Public market ekonomisinin en önemli özelliği değiş-tokuş usulünün hala etkin ve yaygın olmasıdır. Buna binaen insanların ihtiyaçları çerçevesinde arz-talep dengesi gözetilerek doğal bir üretimin söz konusu olduğunu belirtmek gerekir. Private market ise, özellikle toptancılar sınıfının artması ve yaygınlaşması ile ortaya çıkacak maddi yaşamın ekonomisidir. Bu ekonominin hususiyeti ise marketlerin daha sistemli ve yerel seviyeden daha küresel bir seviyeye hitap edebilen bir pazar türü olmasıdır. Bu pazar türünde insanlar, arz-talep dengesi ve ihtiyaçlara binaen yapılan üretimden ziyade yapay ve ticari kâr odaklı küresel ölçeğe yetişebilecek büyük üretimler yapmaya başladılar. Görüldüğü üzere pazar ekonomisinin, kapitalizme nasıl kaynaklık ettiğini anlatan Braudel, olayı siyasi bir anlatıdan ziyade Annales Ekolünün bir temsilcisi olarak, ticaretin doğal bir sonucu olarak anlatmaktadır.

Bu aşamadan sonra ekonominin kendi dünyasının ve merkezinin oluştuğunu belirtir. Fakat bu merkezler, devletlerin başkenti/merkezi değil ekonomi odaklı bir sistemin yönetildiği yerlerdir. Braudel’e göre bu merkezler sayesinde kapitalizm tezahür etmekte ve buradan itibaren küresel ölçekte hegemonyasını kurma imkanı elde etmektedir. Bu anlamda kapitalizm, modern devletlerin/başkentlerinin bir ürünüdür tezini reddederek şu çarpıcı ifadeyi kullanır: “Kapitalizm’i modern devlet kurmamıştır, kapitalizm ona miras kalmıştır.”

Sonuç olarak, Annales Tarih yazıcılığının önemli isimlerinden Braudel’in Maddi Uygarlıklar; Ekonomi ve Kapitalizm kitabı çerçevesinde düzenlediği seminer dizisinin kitaplaşmış hali olan Kapitalizmin Kısa Tarihi adlı eseri, kapitalizmin kaynağını pazar ekonomisinde bulması ve tarihsel olarak izlediği külli bakış metodu açısından Annales Tarih Yazıcılığı için önemli ve özgün bir örnektir.

 

[1]Fernand Braudel, Kapitalizmin Kısa Tarihi (çev.İsmail Yerguz), Say Yayıncılık, 4. Baskı

[2]A.g.e, s.27

[3]Braudel, ekonomi yaşamı kavramını özellikle kapitalizmden ayırmak, ondan önceki dönemi ifade etmek için kullanır. Fakat ekonomi yaşamı kavramına karşın maddi yaşam kavramını kullanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir