463 kez görüntülendi.

Akıllı Türk Makul Tarih | Kitap İnceleme

Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, 1966 yılında Ankara’da doğdu. Kadıköy İmam Hatip Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümüne başladı. 1989 yılında mezun olduktan sonra aynı üniversitede yüksek öğrenimine devam etti. 1993 yılında “İbn el-Havvâm (ö.1324) ve el-Fevâid al-Bahâiyya fî e-Kavâid el-Hisâbiyye Adlı Eseri: Tenkitli Metin ve Tarihî Değerlendirme” başlıklı teziyle yüksek lisansını, 1998 yılında “Aristoteles’te Nicelik Sorunu” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi bölümünde asistan olarak başlayan Fazlıoğlu, yurtiçi (Ircica, Bisav, İstev, İlem, Kagem, İde) ve yurt dışında (Ürdün Üniversitesi, Oklahoma Üniversitesi, McGill Üniversitesi) birçok kurumda görev alarak araştırma ve eğitim faaliyetlerini sürdürdü. Halihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi İslam Felsefesi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Felsefe, Bilim Tarihi, Matematik Tarihi ve Felsefesi üzerine yoğunlaşan Fazlıoğlu, Kayıp Halka – İslâm-Türk Felsefe-Bilim Tarihinin Anlam Küresi, Kendini Aramak, Kendini Bulmak ve Fuzuli Ne Demek İstedi? başta olmak üzere birçok eser kaleme aldı. Ayıca Nazarîyat, Anlayış, İtibar, Arka Kapak gibi birçok ilmî, edebiyat ve düşünce dergisine katkı sağladı. Akıllı Türk Makul Tarih adlı eser ise müellif tarafından 2014 yılında kaleme alındı. Bu eser Fazlıoğlu’nun, Tarih, İslâm Medeniyeti, İstanbul, vatan, itilaî aidiyet ve medenî mensûbiyet, devlet ve siyaset gibi temalar etrafında dönen ve Haziran 2003 ile Mayıs 2010 tarihleri arasında Anlayış dergisinde yayımlanan 42 yazısının bir araya getirilmesi sonucunda oluşturuldu.[1]

Fazlıoğlu, eserin takdiminde bilgiye bağlı bir yoruma eşlik eden tarih anlayışının ibret ve kuvvet devşirilecek imkanlar sunduğuna ve bu imkânların bir milletin varlık duyuşu olan siyasetine sahih bir istikamet sağlama adına temel ilke ve ölçüler vereceğine vurgu yapıyor.[2] Siyaset: Bir Milletin Varlık Duyuşu başlığını attığı bölümde ise her siyaset etme tarzının kendi nesne alanını yaratacağını ve ancak bu alanı yaratırsa başarılı olacağını dile getiriyor. Bu alanı yaratma imkanının sınırlarını ise Hegel’in konuya yaklaşımıyla pekiştiriyor:

Tarihin belirli bir mekân ve zamanında, kendine özgü siyaset etme tarzıyla kendine has nesne alanı üretebilen ancak beş-altı devlet olabilir; öteki devletler, söz konusu beş-altı devletin hem kendi aralarındaki hem de öteki devletlerle kurdukları ilişkilerin yarattığı ağın içinde var olabilirler.[3]

 Kendine has nesne alanını yaratmada başarılı olmayı ise neyi, niçin ve nasıl yaptığını bilen zihinlerin bulunmasıyla mümkün kılınacağını çünkü ancak bilenin, eyleyebileceğini ifade ederek şartlandırıyor. İnsanın eylemini ise Ahmet Cevdet Paşa’nın yaklaşımıyla pekiştiriyor:

İnsan eylemi, üçlü bir yapı gösterir: Eylemeyi bilmek (ilim), eylemeyi istemek (irâde) ve eyleyebilmek (kudret). Eylem bu üç unsurun cisimleşmesidir, tezahürüdür; öyle ki, bir kez vuku bulduktan sonra eylem, kendini oluşturan unsurlardan hiçbirine tek başına geri götürülemeyecek derecede yeni bir olgudur.[4]

Tarih ise müellif tarafından insanın irâde-i akliyesine dayanan eylemlerin tecessüm ettiği küllî bir zemin olarak tanımlanıyor. Buradan hareketle tarihi bir olgunun yani cisimleşen iradenin duyu, duygu ve düşünce cihetinden tüm yönleriyle idrak edilmesi gerektiğini; bunlardan herhangi bir boyutun ihmalinde ise idrak değil tatmin, bilgi değil mit ve neticede ilm-i tarih değil mitoloji’nin ortaya çıkacağını ifade ediyor. Ve ekliyor; modern dönemde tarih, ulus devletin mitolojisidir. [5]

Düşünce Saksıda Yeşerir mi? başlıklı bölümde ise, tabîat ile hayâtı birleştiren, insanın doğası şeklinde tanımlıyor tarihi. Ve Nurettin Topçu’nun deyişi ile destekliyor:

… İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nispette otomat ve taklitçi olmaya mahkûmdur. İçindeki âleme kuvvetle dalmayan, onu tanımayan insan etrafındakileri taklit eder, kendini umumî cereyana kaptırır, herkes gibi olur. /…/ Millet de öyledir. Milletin iç hayatı, tarihi ve onun her günkü mahsulü olan mukaddesâtıdır. Bunlara dalarak kendini tarih ve mukaddesâtı içinde aramayan bir millet, başka milletleri taklide çalışır.[6]

Bu taklidi Türklerin Manevî ve Fikrî Soykırımı başlıklı bölümde ele alarak derinleştiriyor; üç öncül -ki bunlar yosma-damızlık-turist kavramlarından müteşekkildir- ve dört sonuç ortaya koyuyor. Burada Osmanlı münevveri ve Türk aydınına ve onların nezdinde halkın değerine, daha doğrusu değersizliğine; buna karşın Batı’nın değerlerine ve bu değerlerin kutsanmasına; boşalan bir kabı başka şeylerle doldurma gayretlerine; metafizikten yoksunluklarına ve uğradıkları madenî ve fikrî soykırımlara değiniyor ve eleştirilerini sıralıyor.[7] Avrupa Vicdanı Türkleri İstemiyor?başlıklı bölümde ise zikredilen bu çabaların ne denli boşa olduğunu ifade ettikten sonra “Bir medeniyetin tarih ve medeniyet perspektifinde yoksanız vicdanında da karşılık bulamazsınız.” diyerek başta sorduğu soruya cevap veriyor.[8]

İlerleyen bölümlerde ise bir başka soru yöneltiyor: Melekler Haklı Mıydı? Ve ardından İngiltere ve Fransa başta olmak üzere sömürgeci güçlerin Afrika’da, İspanyolların Güney Amerika’da, Rusların Orta-Asya’da, Almanların Avrupa’da, İtalyanların Kuzey Afrika’da, Çinlilerin Doğu Türkistan’da, Japonların Çin’de ve nicelerinin Balkanlarda, Kafkaslarda yaptıklarına değinerek haritanın hiç de iç açıcı olmadığını ifade ederek; “Bir zamanlar Rabb’in meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım’ demişti. (Melekler): ‘Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbîh ve takdîs ediyoruz’ dediler. (Rabb’in): ‘Ben sizin bilmediklerinizi bilirim’ dedi.” (Bakara 2/30) mealindeki ayet üzerine düşünülmesi gerektiğini vurguluyor.[9]

Yedi senelik zaman diliminde peyderpey kaleme alınan yazı dizisinden müteşekkil olan bu eseri bir bütün olarak incelediğimizde, müellifin -yukarda örneklerine yer verdiğimiz gibi- yer yer birbirinden farklı sorulara cevap aradığını, yer yer ortaya koyduğu yargıların kendisi tarafından izah edildiğini görüyoruz. Ele aldığı hususlar bağlamında okuyucuya önemli bakış açıları sağlayan bu eser dikkatli bir okumayı ve üzerine düşünmeyi hak ediyor.

 


 

[1] Akıllı Türk Makul Tarih, İhsan Fazlıoğlu, Ketebe Yayınları, İstanbul, 2020, s. 7.

[2] a.g.e., s. 7.

[3] a.g.e., s. 113.

[4] a.g.e., s. 25.

[5] a.g.e., s. 59.

[6] a.g.e., s. 157.

[7] a.g.e., s. 63-65.

[8] a.g.e., s. 53.

[9] a.g.e., s. 127.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir