445 kez görüntülendi.

Afrika’nın Renkli Ülkesi: FAS

Bir ülke düşünün ki her bir şehrinde tarihin tozlu sayfalarına ziyaret mümkün olsun. İşte bu ülke Berberilerin anavatanı Fas. Gelin bu büyülü ülkeyi beraber keşfetmeye çalışalım.  

Türkiye’den uçakla 5 saat uzaklıkta olan bu ülke bir Kuzey Afrika ülkesidir. Ayrıca Afrika ile Avrupa’yı birbirine bağlayan Cebelitarık Boğazı da ülkenin hemen kuzeyinde yer alır. Doğusunda Cezayir, güneyinde Moritanya yer alır. Batısında ise Atlas Okyanusu serilidir. Başkenti Rabat olan bu ülke uzun yıllar Fransız sömürgesinde kaldığından dolayı resmî dilleri Fransızca ve Arapçadır. Fakat halk daha çok “Darija” denilen farklı bir Arapça lehçesiyle konuşur. 

3 ay boyunca Rabat’ta ikamet ettim. Başkent olduğundan dolayı diğer şehirlerine nazaran daha çok gelişmiş bir şehir. Bundan dolayı çalışma hayatının merkezi diyebiliriz. Fakat buna rağmen burada dikkatimi çeken ilk şey her adımımda tarihi bir nesneyle karşılaşmam olmuştu. Zira gezmeye gittiğim ilk yer olan şehrin çarşısında bile (Bab Chala) iki tezgah arasında renkli mozaiklerle süslü tarihi çeşmeler yer alıyordu. Ama gezdikçe bunun Fas’ın her şehri için çok olağan bir durum olduğunu anladım. Çünkü bu ülkenin her bir şehrinde kendini modernizeden korumuş eski şehirler (medina kadime) mevcut. Zamanın adeta durduğu bu eski şehirler koca birer mahalleye benzer. Bu şehirlere girince kendinizi adeta bir labirentte hissedersiniz çünkü sizi hemen uzun dar sokakları karşılar. Bu sokaklardan geçerken sıra sıra dizilmiş renkli evler sizi selamlar. Adı Kasbah olan Rabat’taki bu eski şehrin renkleri ise mavi beyazdır. Evlerin birbirinden otantik eski kapıları da sanki her biri sahibinin özel tasarımıymış gibi kendini diğerlerinden öne çıkarmaya çalışır. Burada yaşayanlar ise bunu fırsata çevirerek evlerinin bir kısmını restauranta ya da hediyelik eşya satan dükkanlara çevirmişlerdir. Zaten şehirlerin en çok turist çeken mekanlarının başında da bu eski şehirler gelir. 

 

Rabat’taki eski şehir Kasbah’ta bir sokak

Dikkatimi çeken ikinci şey ise sokak lezzetlerinden olan salyangoz çorbası tezgahları olmuştu. Türklerin çoğunun asla deneyemeyeceği bir tat olsa da başka ülkelerden gelen turistlerin durak noktası oluyordu bu kokulu tezgahlar. Tamamen puslu ve kokulu bir mekana tanıklık ediyor Fas sokakları ve bu durum gerek restoranlardan gelen yoğun baharat kokularından olsun gerek akşamları kurulan yemek tezgahlarından olsun her daim mevcut.

Salyangoz çorbası tezgahı

 

Fas lezzetlerine değinmişken Fas’ın en meşhur geleneksel yemeğini de es geçmemek gerekir: Kuskus. Fas’ta her evde Cuma namazları sonrasında kuskus pişer ve yoğun safran kokusu bütün sokakları sarar.

Kuskus

 

Tabii bütün bu kadim kültür bir yana, modern dünyanın hızına ayak uyduran mekanların varlığına da şahit oluyoruz. Agdal, Rabat’taki bu mekanların en meşhuru diyebiliriz. Rabat’ta gittiğim ikinci mekan Agdal’dı. Burası ulaşımın çok kolay olduğu merkezî, uzunca bir caddeydi. Sağlı sollu ünlü markaların ve kafelerin yer aldığı, daha çok genç nüfusun takıldığı ve asıl yoğunluğun akşam yakalandığı bir cadde. 

Bir sonraki durağım Hasan Kulesi’ydi. Bu kule, inşasına 1195 yılında başlanan ve o dönem için dünyanın en büyük camisini inşa etme gayesi taşıyan bir projenin yarım kalan minaresidir. Kuleyi gezerken yarım kalan caminin yüzlerce kolonunu da görme imkanına sahip oldum.

Hasan Kulesi

 

Fas’ta tren çok yaygın bir ulaşım aracıdır. Hemen hemen her şehre trenle yolculuk yapmak mümkün. Ben de bütün şehir dışı gezilerimi bu trenlerle yaptım ve Rabat’tan sonra rotayı başkente yakın bir mesafede olan, Fas’ın ekonomik ve demografik olarak en büyük şehrine çevirdim: Kazablanka! Bir liman şehri olan Kazablanka’nın anlamı “beyaz ev”dir. Bir tepeden baktığınızda buradaki çoğu evin beyaz olduğunu görürsünüz. Bu ülkede her şehrin ayrı bir rengi vardır ve bu Fas için gelenek haline gelmiştir. Hepsinde farklı bir masala tanıklık edersiniz. Fas’ı ayıran şey de tam da bu masalsılık olsa gerek. 

Buradaki tek durağım II. Hasan Camii oldu. Atlas Okyanusu üzerinde yer alan bu cami dünyanın en uzun minaresine sahip ve aynı zamanda Afrika’nın en büyük camisidir. Camide aynı anda 100.000 kişi namaz kılabilir. Ancak camiyi sadece namaz saatlerinde ziyaret etmek mümkün, zira Fas’ın her yerinde camiler namaz saatleri dışında kapalıdır. Bunda ülkedeki hırsızlık oranın fazla olmasının payı büyük.

II. Hasan Camii

 

Kazablanka’dan sonra rotamda Fas’ın en çok ziyaret edilen şehri vardı: Marakeş.

Marakeş, Berberîce “Tanrı’nın Kızıl Toprakları” anlamına gelir. Her şehrin bir rengi var demiştik. Bu şehrin rengi ise kızıl. Şehri gezmeye ünlü meydan Jemaa el-Fnaa’dan başladım. Bu meydan asla uyumuyor! Gündüzleri oynatılan yılanlar ve maymunlar, kurulan tropikal meyve suyu tezgahları ve eğlenceli oyun alanları akşamları yerini o alışık olunan puslu ve kokulu tezgahlara bırakıyor. Burada kurulan yemek tezgahlarına diğer şehirlerden farklı olarak şarkı ve dans da eşlik ediyor. Bu coşku öyle bir hal alıyor ki istemsizce kendinizi el çırparak onlara eşlik ederken buluyorsunuz. Şarkı ve dans Marakeşlilerin ata sporu olsa gerek. 

Şehirde görülmeye değer birçok mekan olduğundan konaklama da kaçınılmaz olmuştu. Günlük 70-80 Fas dirhemine konaklama mümkün bu ülkede. Bu da 40-50 Türk lirasına tekabül eder. Üstelik bu durum Jemaa el-Fnaa meydanına sadece iki dakika yürüme mesafesinde olan ve sahip olduğu meşhur Fas avlularıyla geleneksel mimariyi yansıtan bir otelde bile geçerli.

Jemaa el-Fnaa meydanı

Dansı seven bir Marakeşli

 

Marakeş’teki bir sonraki durağım Majorelle Bahçeleri olmuştu. Fransız ressam Jacques Majorelle 1917’de ilk kez geldiği Marakeş’e aşık olmuş ve bir arazi satın alıp burada yüzlerce farklı bitki yetiştirmeye başlamıştır. Yaptığı bu bahçeye bir de mavi bir villa yaptırmıştır. Yeşil ve mavinin eşsiz uyumunun bir kez daha kanıtlandığı bu bahçe ayrıca Yves Saint Laurent’ın ilham bahçesidir. Öyle bir ilhamdır ki bu, kendisine “Marakeş bana rengi öğretti, Marakeş’ten önce her şey siyahtı” dedirtmiştir.

Majorelle Bahçeleri

 

Majorelle Bahçeleri’nden sonraki durağım Bahia Sarayı‘ydı. Bu saray adının anlamı gibi harika bir saray. Rengarenk mozaiklerle kaplı duvarlarının çevrelediği avlularında gezerken zaman duruyor ve limon ağaçlarının kokusuyla bu büyüden kurtulmanız daha da zorlaşıyor..

Bahia Sarayı

Marakeş’te kapanışı Kutubiye Camii ile yaptım. Bu cami Berberi Kral Yakup Mansur zamanında 1184-1199 yılları arasında inşa edilmiştir. Caminin hemen yanında bulunan portakal ağaçlarıyla dolu Cyber Park ise camiyi ziyarete gelenler için güzel bir dinlenme mekanı diyebiliriz. 

 

Rotamda sırada Fas’ın Avrupa’ya en yakın şehri vardı: Tanca! 

Afrika ile Avrupa kültürünün harmanlandığı bir havayı solumak istiyorsanız Tanca tam size göre. Cebelitarık Boğazı’na bakan bu şehirde herkes İspanyolca bilir. Zaten sahilde karşıya baktığınız zaman İspanya’yı görmeniz mümkün. Tanca’da belki de görülmesi gereken en ilgi çekici yer Herkül Mağarasıdır. Zira okyanus dalgalarının aşındırdığı mağara girişi adeta tersten bir Afrika kıtası görünümündedir!

Herkül Mağarasının girişi

 

Tanca’dan sonra rotamda beni en çok etkileyen şehir vardı: Şafşavan!

Şafşavanı özetleyecek cümle şu olsa gerek: Hayallerinizin şehri… Bir şehir düşünün ki her yer mavi, ama her yer. Mavisine hayran kalacağınız ve kendinizi akvaryumda yüzen bir balık gibi hissedeceğiniz şekilde. Yemyeşil Rif Dağları’nın eteğindeki mavi mavi şirin kutucuklarla size ev sahipliği yapan bu şehir tam bir eski şehir! Dar sokaklarıyla, dağa doğru tırmanan uzun merdivenleriyle, küçük pencereli evleriyle, orijinal renkli kapılarıyla, çiçekleriyle ve sarmaşıklarıyla…

Şafşavan sokakları

Peki bu şehir neden mavi? Bir çok rivayet var bunun hakkında. Rivayetlerden biri, evlerini bu renge boyayanların kötü ruhlar tarafından rahatsız edilmeyeceğine inanmalarıdır. Ancak kesin olarak neden maviye boyandığı bilinmiyor. 

Şafşavan’da gidilecek en muhteşem mekan şüphesiz yaklaşık yirmi dakika gibi bir sürede çıkabileceğiniz ve üzerinde İspanyolların yaptırdığı Jemaa Bouzafar Camii’nin bulunduğu tepedir. Bütün şehir ayaklarınızın altındadır burada! Eğer zamanında gelirseniz güneşin muhteşem doğuşunu bu tepeden rahatlıkla seyretme imkanına sahip olursunuz. 

Şafşavan gezime şehrin meydanındaki meşhur Alaaddin Kafede Fas’ın geleneksel nane çayını içerek son verdim.

Şafşavan’a tepeden bir bakış

 

Keşfedilecek mekanların asla bitmeyeceği bu büyülü ülkedeki bir sonraki rotam ünlü Fes şehrineydi!

Fas’ın en büyük üçüncü şehri olan Fes, ülkenin Rabat’tan önceki başkentidir. Fes’in eski şehri ise (el-Bali bölgesi) dünyanın en büyük trafiğe kapalı şehir yerleşimi ve burası UNESCO tarafından koruma altındadır. Çünkü burada dünyanın en eski deri tabakhanesi yer alır. 

Dar sokakları adım adım aşıp tabakhaneye yaklaştıkça deri kokuları da artar. Deri olduğundan dolayı mekan çok kötü kokuyor, ama çalışanların verdiği emeği görünce bu koku az da olsa kayboluyor. Tabi aslında bunda tabakhaneye girişte ziyaretçilere verilen nane yapraklarının faydası da oldukça çok…

Fes’te ayrıca dünyanın kesintisiz eğitim veren en eski üniversitesi olma özelliği taşıyan Karaviyyin Üniversitesi de yer alır. 

Ünlü deri tabakhanesi

Fas keşfime, ziyaretime gerçekten değecek bir mekanla son verdim: Merzouga Çölü! 

Fas’ın güney doğusunda küçük bir köy olan Merzouga, Cezayir sınırında yer alır ve Sahra Çölü kum tepelerine çok yakındır. 

Çölün girişine geldiğimde konaklama yerine ulaşım için iki seçenek mevcuttu: Pikap araba ya da deve. Tercih tabii ki deve! Zira çölde bedevîleşmenin verdiği özgür ruh bir daha nerede bulunabilirdi ki? Yaklaşık bir saat devenin üzerinde yolculuk yaptım. Tabi bu sırada rüzgarla kum tepelerinin neşeli danslarına, yanımdan geçen kervanların farklı rotalarına ve güneşin hüzünlü vedasına tanık oldum.

Konaklama yerine vardığımda beni büyük bedevî çadırları karşıladı. Akşam yemeğinde Fas’ın geleneksel tatlarından olan kuskus ve tajin ikram edildi. Yemekten sonra ise bir ateş yakıldı ve bu hikayeye tanık olmak isteyenler etrafında toplandı. Sonrası şarkı ve dans! Ateş sönüp eğlence bitince çölün sessizliğine bu sefer yıldızlar fısıldamaya başladı.. 

Merzouga Çölü

 

Bir sonraki gün erkenden güneşin doğuşunu izlemek için bir tepeye tırmandım. Muhteşem bir deneyimdi! Günüm Fas’ın bu saklı çölünde aymıştı ve bu yolculukta attığım her adımda Fas’ın bütün masalsılığı güzel bir hikayeye dönüşmüştü..

 

Çölde gün doğumu

 

Uzun lafın kısası Mevlana değişim programı ile gittiğim Fas; doğal güzellikleriyle, tarihi mekanlarıyla ve eğlenceli kültürüyle büyülü bir ülke. Ancak bu büyü okumakla keşfedilmez, gezip görmek şart. Umarım bir gün bu büyülü çağrıya kulak verme fırsatınız olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir