536 kez görüntülendi.

Yazık Ettiler Cânım Nedîm’e..

1681 yılında İstanbul’da doğan şairimiz Nedîm Ahmet Efendi’nin soylu bir aileye mensup olduğu bilinmektedir. Pek tabiî bir İstanbul beyefendisi olduğu hepimizce mâlum.

Büyükbabasından tevarüs eden Mülâkkab-zâde lakabıyla da zaman zaman anılan şairimiz, İstanbul’da kültürlü bir muhitte yetişmiş, devrin büyük alimlerinden medrese tahsili görmüş, Arap ve Fars edebiyatlarını çok iyi öğrenmiş ve imtihanlardan geçerek iyi bir müderris olmuştur. Şehit Ali Paşa, Damat İbrahim Paşa gibi devlet büyükleri ile iyi ilişkiler içinde olması müderrislik makamından daha da âli makamlara yükselmesini sağlamıştır. Parlak zekâsı ve nüktedân kişiliği ile saray eğlencelerinin sevilen simâlarından olan şairimiz, paşalar ve padişah ile beraber birçok eğlence meclisinde bulunmuştur.

Eğlence meclislerinin aranan yüzü olarak geçirdiği bir hayatı, Patrona Halil İsyanı’nda kaybeden Nedîm, henüz genç sayılabilecek bir yaşta arkasında soru işaretleri bırakarak çok sevdiği dünyaya, İstanbul’a ve eğlence meclislerine vedâ etmiştir. Kaynaklarda şairin isyan dolayısıyla korkudan cinnet geçirdiği ve evinin damından aşağı atladığı bilgisi yer almakla birlikte geçirdiği cinnet halinin içkiden olduğunu söyleyenler de mevcuttur. Meselenin kıylükal kısmını bir kenara bırakalım, Üsküdar’da yaşayanlar, okuyanlar ve dahi çokça gezenler bilir, şair Nedîm Karacaahmet’te Miskinler Mezarlığı’nda tabiatının aksine sükûnet içerisinde yevmü’l kıyameti beklemektedir.

Türk edebiyatı tarihinde müstesnâ bir mevkîye sahip olan şair Nedîm, mahallileşme cereyânının önemli isimleri arasında zikrolunmaktadır. Divan şiirinin değerine halel getirmeden halkın anlayabileceği, keyif alabileceği, kemikleşmiş kurallardan uzak bir divan şiiri ortaya koymuş mahâretli bir şairimizdir. Etkisinin büyüklüğü Nedîm Mektebi denilen bir ekolün ortaya çıkmasına sebep olmuştur ki kendinden sonra tarzının bir ekol olarak devam ettiği şairlerimizin sayısı tahmin ettiğiniz üzere pek de fazla değildir. Nedîm ile birlikte yeni mazmunlar, ince ve zevkli hayaller, söz sanatları ile süslü zarif söylemler şiire iyice yerleşmiş, anlaşılır lisânı, açık ve sâde üslûbu onu diğer şairlerden ayırmıştır. Şairimiz, körü körüne kurallara bağlı kalmayarak vezinden kafiyeye ve söyleyişe kadar serbest bir tavır içinde olmuş, bu tavrı ile de devrin şairleri tarafından çokça eleştirilmiştir. Belki de nev-i şahsına münhâsır bir şair olması devrin tabularından sıyrılamamış diğer şairlerimizi rahatsız etmiştir, kim bilir?.. İçinde bulunduğu devri her açıdan tasvir etme kabiliyeti Nedîm’i diğer şairlerden ayıran en karakteristik özelliklerdendir.

Şairimizin Türk edebiyatına kazandırdığı bir başka unsur ise güzellik kriterleridir. Divan şiirinde güzel; ceylan gözlü, selvi boylu, ince belli, kara saçlı iken Nedîm ile birlikte sarışın güzeller şiirimizde boy göstermeye başlamıştır. O, olması gereken güzeli değil gördüğü güzeli anlatmayı tercih etmiştir. Bu hususta bir parantez açmak gerekirse, şairimizin “Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş” mısraından anlaşılayacağı üzere Müslüman bir toplum içerisinde genellikle sosyal hayatın içerisinde olan yani kaba tabirle görülen güzeller Hıristiyan güzelleridir. Eh be Nedîm, ta’n edilirsin tabi!

İstanbullu bir şair olarak Nedîm, şiirlerinde İstanbul’u anlatmayı da ihmâl etmemiş, İstanbul’un güzellikleri, eğlence mekânları, hanları, hamamları her dâim onun şiirinde en güzel şekilde tasvir edilmiştir. Fakat şairin yazdığı en iyi şiirler coşkun duygular ve aşklar yaşayarak kaleme aldığı şiirleridir. Nedîm bu şiirlerinde de aşkını olması gerektiği gibi değil yaşadığı ve hissettiği gibi dile getirmiş, maddi arzularını açıkça dile getirmekten çekinmemiştir. O’nun şiirinde tasavvufa, mantığa, felsefeye yer verilmemiştir. Hâl böyle olunca da tâlihsiz şairimiz devrin ulemâsından halkına kadar herkes tarafından zemmedilmiştir ve hâlâ zemmedilmektedir. İşte tam olarak şairimize yazık ettikleri nokta burasıdır.

Osmanlı toplumu kurulduğu günden itibâren tasavvuf kanadı ağır basan bir toplum olmuş, Osmanlı insanı hangi zümreden olursa olsun ekseriyetle tasavvufî meşrebini korumuştur. Son dönem ıslıhatları ile birlikte zevk ü sefâya ve dünyaya rağbet fazlalaşsa da bu temel genel itibâri ile hep korunmuştur. Tahmin edileceği üzere tasavvufî temellerden beslenerek inşâ edilmiş bir toplumun elbette en hisli, en duygusal insanları olan şairlerinin de belli etkilerin te’sîrinde kalmış olması kaçınılmazdır. Bu sebeple şairlerimizin çoğu mutasavvıf bir kimliğe sahip olmasa da dîvânlarında tasavvufî temalar içeren manzumelere yer vermeleri ile topluma uyum sağlamışlardır. Nedîm uyum sağlamayan ve sağlamamakta ısrarcı olan şairlerimizin en güzel örneğidir. Her ne kadar bazı kaynaklarda Nedîm’in de bir tarikata intisâb etmiş olduğu bilgisi yer alsa da bu bilgi pek kuvvetli bir temele dayanmamaktadır. Bunun yanısıra şairimizin dîvânı incelendiğinde de durum âşikârdır. Peki bu şairi ayıplamak için yeterli midir? En nihâyetinde kalemden dökülen kişinin meşrebi değil midir?

Öte yandan mutasavvıf bir kisveye bürünmemesinin aksine bir de şûh tasvirler ve alışılmışın dışında rahat söylemler ile gündeme taşınan şairimiz maalesef günümüze çok çirkin sıfatlar ile taşınmıştır. İşin ilginç tarafı Nedîm’e bu çirkin yakıştırmaları yapan insanların aslında Nedîm’den daha fazla Nedîm gibi davranıyor olmalarıdır. Belki de bizlere bu lüksü birkaç yüzyıl önce yaşamamış olmak sağlıyordur, kim bilir? İsmini hatırlayamadığım bir kitabında İskender Pala günümüz söz yazarları ile Nedîm’i mukâyese ediyor ve oldukça popüler bir şarkının dörtlüğünü vererek “Nedîm’den daha mı edepsiz?” diye soruyordu. El-cevap; Nedîm zemzemle yıkanmıştı, vesselam…

 

İSTİFADE EDİLE KAYNAKLAR

-Banarlı, Nihad Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Yenigün Neşriyat, İstanbul 1940.

-Kutkan, Şevket, Nedîm Divanından Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1981.

-Macit, Muhsin, “Nedîm”, TDV İslam Ansiklopedisi, XXXII, İstanbul 2006, s. 510-513.

-Nedîm, Dîvân (haz. Abdülbaki Gölpınarlı), Saka Matbaası, İstanbul 1951.

 

Kapak Fotoğrafı: https://islamansiklopedisi.org.tr/nedim–divan-sairi