253 kez görüntülendi.

Yazı ve Yazmaya Dair

Bir konuşma ya da yazma, içeriksel niteliği, yazarı ve muhatapları açısından farklı değerlendirme ve adlandırmalara sahip olmaktadır. Akademik çevrelerce kabul görmüş temelde beş çeşit konuşma/yazma türünden bahsedilmektedir. Yazımız bu adlandırmalar altında sadece akademik olan ve akademik olmayan türlerle alakalı kısa bir değerlendirme mahiyetindedir. Bunlar (belli bir hiyerarşiye göre) şu şekilde sıralanabilir:

(1) Tartışma, Münakaşa (Polemic)

(2) Vaaz (Preaching)

(3) Gazetecilik (Journalism)

(4) Münevverlik (Public Intellectualism)

(5) Akademik/”Akademiklik” (Academic Scholarship)

Bu şekilde bir hiyerarşinin oluşmasında veya türsel katmanların birbirinden ayrılmasında etkili olan niteliksel özellikler ise söz konusu türde ele alınan problemin;

(1) Duygusal zemine çekilme(me)si,

(2) Sebep-sonuç ilişkisi dikkate alınarak yazılma(ma)sı ile alakalı olup temelde iki tanedir.

Söz gelimi, bir doktora tezinde bilgi formatında ortaya konan materyallerin, doğru ve kaynaklandırılmış şekilde olması beklenirken, savunulan argümanların da sebep-sonuç ilişkisi içinde ortaya konması beklenir. Yine en son zikretmemize rağmen aslında hiyerarşinin en tepesinde bulunan akademik yazı veya konuşma “değer yükleme” (value-load) olmaksızın “değer yüksüz, değer yüklemesiz” (value-free) olmalıdır. Daha açık ifade ile yazı boyunca objektif bir tavırla gerekçelendirilmiş ve hesabı verilebilir şeyler etrafında dolaşılmalıdır. 

Akademik yazı dışındaki türlerde ise genel manada işler daha kolay ve daha heyecan yüklüdür. Zira bunlar doğaları gereği heyecana daha müsait olmakla beraber, akademik yazının o soğukkanlı, düzenli ve “sıkıcı” halinden uzaktırlar. Yine türler bağlamında yukarıda sayılan konuşma/yazma şekillerine eklemeler yapılabilir. Örneğin, belli bir alanın (tıp, ilahiyat, sanat, matematik, fizik vs.) uzmanı olmayan kişilere, söz konusu alanın konularına dair genel bir görüş kazandırmak maksadıyla yazılan ansiklopedileri bu katmanlardan birinde veya yeni bir katmanın içinde zikretmek mümkündür. Fakat bu yazı için hiyerarşinin sayım şeklini veya sayısını (ta’dâdını), neden böyle bir sayım yapıldığından (ta’lîlinden) daha önemsiz bulduğumuz için bu şekliyle bırakıyoruz. Farklı şekilde bir taksime gitme seçeneğinin yanında yapılan bir çalışma içinde  farklı katmanlardan aynı anda faydalanma da oldukça yaygındır. Mezcetme diyebileceğimiz bu faaliyet sonucu yapılan işin niteliğinin artıp artmayacağı ise söz konusu yazının günün sonunda hangi katmana girmesinin istendiği ve bu amaca uygun şeylerin yapılıp yapılamadığı ile doğrudan alakalıdır. Bunlardan en risklisi ise akademik bir iş ortaya koyması beklenenlerin içinde kalan gazetecilik veya entelektüel ruhtur. Bu şekilde olmayıp deneme, biyografi gibi edebî bir tür kaleme alacak yazarın veya bir söyleşi (konferans veya sempozyum değil) yapacak konuşmacının diğer katmanlara girip çıkması yapılan işi olumlu manada etkileyecektir.

Tüm bunlardan sonra özellikle bizler ve yazımızın muhatapları için birkaç hususu da samimi bir şekilde dile getirmek istiyorum.  Bilginin, bilmenin kişiye güç kattığını inkar edecek olan azdır. Bahsi geçen ayrımları ve bu ayrımların gerekçelerini de bilmenin önemsiz olduğunu söyleyecek fazla kişi de çıkmayacaktır. Fakat yukarıda geçen bu hiyerarşik dizimin içten içe dayattığı iyi yazı akademik yazıdır, iyi konuşma akademik konuşmadır şeklindeki bir anlayışın kabul edilmesi gibi bir zorunluluk yoktur. Hele yazmaya (ne kadar geç olursa olsun) yeni başlayanlar için bu şekilde bir kabul yazmanın önündeki mevcut engellere bir yenisini ekleme riskini içinde barındırmaktadır. Bu bağlamda oldukça yaygın halde birilerinin diline dolanan ve benim kanaatimce yanlış bir düzlemde, yanlış muhataplara karşı söylenen bir sözü de zikretmek istiyorum. O da “Herkes akademi ile ve doğal olarak akademik yazma işiyle uğraşmak zorunda değil” sözü. Elbette böyle bir zorunluluk olamaz. Fakat bana kalırsa burada, belki hayatında yazmak denen şey üzerine tecrübesi oldukça sınırlı olan bir kitleye (ki bana göre buna lisansüstü çalışmaya başlamamış tüm öğrencileri katabiliriz) henüz denemediği bir şey üzerinden şevk kırıcı ve zaten herkesin akledebileceği seviyede bir cümle kurmak dışında bir şey yoktur. Belki bu türden bir söz tam da bu tarz cümleleri kuran kişiler için gerçekten yetkin olan ve otorite kabul edilen kurum veya kişiler tarafından söylenmelidir. Oysa zaman zaman yetkinlik veya otorite olma şartını yazılan yüksek lisans veya doktora tezinin bir şekilde jüri onayından geçmesine indirgeyenler çıkmakta ve bu tarz söylemler yaygınlık bulmaktadır. Denemediği bir alana intisap etmiş öğrenci, kendisine rehber olacak merciler ararken henüz lisans yıllarında yukarıda bahsettiğimiz türden sözleri işitebilmektedir. Söz konusu becerilerin sonradan kazanılan şeyler olduğu ve bu konuda hiçbir insanın istisna olmadığı unutulmamalıdır. Yine öğrencilere yönelik eleştirilerin ve öğrencilerin yazıma dair düzeltilmesi gereken yönlerinin belirlenip yapıcı bir tarzda dile getirilmesinin gerekliliği de öğretici konumda bulunanlar için inkar edilemez bir görevdir. Fakat bu görevlerin nasıl yapıldığı (şevk kırmamak gibi üslup bağlamında) ve nasıl yapıldığından da önce yapılması gerektiği anlaşılmalıdır. Yukarıda bahsedilen ve yapıcı olmaktan uzak yaklaşımların, akademik manada iş yapacakların şevkini kırması yanında ileriye dönük başka sonuçları da olacaktır. Söz gelimi akademik olmasa da okuma, yazma işlerine ilgisi olan aynı zamanda entelektüel birtakım çabalara kalkışması halinde verimli olabilecek bir birikime ve yeteneğe sahip olacak birinin hayatında, yazmaya başladığı vakitlerle yazma/okuma faaliyetlerinin sadece akademik alana indirgendiği vakitlerin aynı zaman dilimine denk geldiğini düşünelim. Sonuç gerçekten de olumsuz olacaktır. Oysa tüm bu yetenek ve ilgilere sahip bireylerin edebiyat, gazete yazarlığı, vaizlik vs. gibi alanlarda yapabilecekleri hayal edilemez. Bahsi geçen akademik “title”ı olmasa da yazmayı, çizmeyi, konuşmayı bekleyen alanlar toplumsal manada oldukça önemlidir. Bu alanların yalın önemleri bir kenara, ilahiyat formasyonu almış birinin öteki ile kuracağı iletişim ve bu tarzda iletişime duyulan fıtrî ihtiyaç önemi ikiye katlamaktadır. Bu bağlamda İslam ümmeti olarak sorumlu olduğumuz “iyiliği emretme, kötülükten sakındırma”[1]görevi ve “insanlarla akılları nispetinde konuşma”[2]emr-i nebevisi birlikte düşünüldüğünde, hem yazma hem konuşma işlerinde kendisini geliştirerek, çeşitli üslup ve anlatım özelliklerine sahip bir halde yeri geldiğinde konuşma ve yazmanın bizler için bir çeşit sorumluluk olduğu anlaşılacaktır. Öyleyse bildiğimiz halde ve yeri geldiğinde yazmaktan, yazdıklarımızdan, konuşmaktan ve konuşabileceğimiz şeylerden çekinmek yerine yazmamaktan, henüz yazmadıklarımızdan, konuşmamaktan ve konuşabileceğimiz halde konuşmadığımız şeylerden müteessir olmalıyız.

 

[1]Kur’ân-ı Kerîm, Âli İmrân, 3/110

[2]Ebû Davud, Edeb, 20; Münâvî, Feyzü’l-Kadir, 3/75.

YORUMLAR

  1. Bir akademik yazının “objektif” olması gerektiğini belirmişsiniz. Oysaki akademik yazı yazanın, başvurduğu kaynaklardan ele aldığı konu hakkında belli bir düşünceye ve sonuca varmış olması gerekir. Ve bu nedenle yazarın, kafasındaki o düşünce ve sonuca göre de yazısını şekillendirmesi icap edecektir. Nitekim okumuş oldumuz akademik yazılar(tezler vs.)da da bunu açıkça müşahade etmekteyiz. Velhasıl sonuç olarak bir akademik yazının “objektif” olmasını söylemek yanlış olacaktır. Selametle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir