402 kez görüntülendi.

XIII. Öğrenci Sempozyumu | Açılış Oturumu

AÇILIŞ KONUŞMALARI

Prof.Dr. Ali Köse

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA HİCAZ’DA ARAP İSYANI: SEBEPLER-YAKLAŞIMLAR

Burak Duran


Birinci Dünya Savaşı sırasında Hicaz’da patlak vererek tüm Arap Yarımadası’na yayılan ve nihayetinde Osmanlı Devleti’nden tarihin en büyük toprak kaybının gerçekleştiği Arap İsyanı hakkında çeşitli yönlerden ele alınan çalışmalar yapılmıştır. İsyan öncesinde ve sonrasında yapılan anlaşmalarla birlikte kurgulanan planlar bölgenin sadece gelecek yüzyıldaki sınırlarını çizmekle kalmayıp ayrıca bölgenin kaderini de belirlemiştir. Bu yüzden Modern Ortadoğu tarihinin şekillenmesinde bu isyanın önemli bir yeri vardır. Türkiye’de verilen tarih eğitimine göre Araplar devlete ihanet içinde isyan ederek arkadan bıçaklamışlar, Arap devletlerinde verilen tarih eğitimine göre ise Araplar, Osmanlı sömürgesinden kurtularak bağımsızlıklarını kazanmışlardı. Böylelikle uzun yıllar birlikte yaşayan ve birbirinden ayrılmaz iki kardeş toplum, gelecek yüzyıl boyunca birbirlerine adeta birer düşman gözüyle bakacaktı. Peki ya Araplar gerçekten isyan mı etmişti? Yoksa bu sadece Şerif Hüseyin’in ayaklanması mıydı? Şayet isyan ettiyseler bunun sebepleri nelerdi ve halkın isyanda oynadığı rol neydi? Konunun önemine binaen bu sorulara geçtiğimiz bir asır içerisinde çeşitli çalışmalar kaleme alınarak cevaplar bulunmaya çalışılmıştır.

Bu çalışmada Arapların isyan etmesine sebep olarak literatürde yer alan etkenler bir araya getirilmiştir. Bu etkenlerden yola çıkılarak geniş bir bakış açısı ile mesele değerlendirilmiş ve halkın isyanı kabullenmesinde o dönem bölgede hac ibadetine dayalı olarak meydana gelen ekonomik sıkıntıların isyan üzerindeki etkisi vurgulanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Şerif Hüseyin, İsyan, Arap Yarımadası, Hicaz, Osmanlı Devleti

HARİCİLİKTEN AŞIRILIĞA DOKTRİNEL SÜRECİN DOĞURDUĞU TEKFİRCİ BİR TERÖR ÖRGÜTÜ: DAİŞ

Erdi Satılmış

Ortadoğu Bölgesi son yüzyıllık tarihinde birçok terör örgütünün doğduğu bölge haline geldi. Bu örgütlerin ortak yanı ise her birinin aşırı görüşlere sahip olması ve bu görüşlerini desteklemek için uç eylemler tatbik etmeleridir. Basın ve yayın imkanının fazlaca olduğu modern çağda, bu örgütlerin yaptığı sansasyonel eylemler ve tehdit algılarının ne denli ileri düzeyde olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Nitekim terör örgütleri, modern çağda modern imkanları kullanarak kendilerin insanlara tanıtabiliyor ve kendilerine bir tabaka bulabiliyor. DAİŞ, bu terör örgütlerinden biri olarak Türk ve Dünya kamuoyunun gündemine girmiştir.

DAİŞ, 2014 yılında hilafetini ilan etmesiyle Dünya kamuoyuna girmiş bir terör örgütüdür. Bölgedeki bireylerin özellikle gençlerin geleceğe karamsarlık ile bakmaları anında ortaya çıkan bu örgüt; Haricilik’in dahi aşırı haline bürünen, doğal sınırları ile bir devlet izlenimi vermeye çalışan, mevcut bir halifesi olmayan Müslümanlar için halifelik iddiasında bulunan ve kendine biat edilmesini isteyen, basını etkin bir şekilde kullanan, Müslüman ve gayr-ı Müslim bireylerden müteşekkil, normatif, katı ve tekfirci bir terör örgütüdür.   

Bu sempozyumda, İslam tarihinin henüz oluşum zamanlarında Harici fırkanın doğuşu ve fikirlerinin bir kısmının açıklanmasından hareketle, bu fikirlerin DAİŞ tarafından nasıl kullanıldığı göz önüne serilmeye çalışılacaktır. Yine, DAİŞ’in bölgede nasıl taban bulabildiği ve eylemlerini meşru bir zemine yerleştirme çabası üzerinde durulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Haricilik, DAİŞ, Ortadoğu Bölgesi, Tekfir mekanizması, Kimlik Krizi

NUR SURESİ 24/ 11. AYET  BAĞLAMINDA İFK HADİSESİNDE HZ. AİŞE’NİN BERAETİ

Şayan Kılınç

İslam toplumunu derinden etkileyen tabiri caizse Hz. Peygamber’in (s.a.v) yaşadığı döneme damga vuran olaylardan biri de hiç şüphesiz -ehli sünnet vel cemaat akidesini benimseyenlerce- Hz. Aişe’nin başından geçtiğine inanılan ifk hadisesidir. Hadise, Beni Mustalik gazvesinin gerçekleştiği zamana denk gelmesi hasebiyle siyer ve megazi kaynaklarına, Hz. Aişeden nakledilen rivayetlerce hadis mecmualarına ve Allah’ın (c.c) bizzat ibra etmesiyle de Nur suresi/24 11-22 ayetlere konu olmuştur. Ehli sünnet ve şia arasındaki tartışmaların, tefsire yansıması özellikle Hz. Aişe söz konusu olduğunda yaklaşım tarzı farklılıkları dikkat çekici niteliktedir. Meselenin anlaşılması açısından örnek vermek gerekirse Şii tefsirlerinde Ahzap suresi 33. ayette yer alan “Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden her türlü manevi kiri gidermek ve böylece sizi tertemiz kılmak istiyor”  ifadesinin ehli beytten 5 kişiyle sınırlandırılması tathir meselesinin sadece onlara hasr edilmesi peygamber eşleri konusunda Şia’nın dışlayıcı tavrını belirler. Sünni yorum ise ayetin peygamber eşleri hakkında nazil olduğu yönündedir. Bu ayetin farklı yorumlanmasından hareketle ilham kaynağı olması açısından Şii tefsirlerinde genelde peygamber eşleri özelde Hz. Aişe hakkında bir çalışma yapmak istedim. İfk hadisesinde ibra edilen Hz Aişe midir? Sünni tefsir kaynaklarında ve Şii tefsir kaynaklarında ayet nasıl ele alınmaktadır? gibi sorulara cevap aramak çalışmanın temel konusunu teşkil etmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada Kur’an-ı Kerim’de Nur suresi 24/11. ayet bağlamında ifk hadisesiyle ilgili olarak sünni ve şii müfessirlerin görüşleri ele alındı. Kaynak olarak İmamiye Şiasından Ebu Ali et-Tabersi (ö. 548/1153) Feyz-i Kaşani (ö. 1091/1680) ve Tabatabai ( ö.1981) Ehl-i Sünnetten ise Ebu Mansur el Maturidi (ö. 333/944) Fahreddin er-Razi (ö. 606/1210) ve İbn Kesir (ö.774/1372 ) tefsirlerinden yararlanıldı.


Anahtar Kavramlar: Nur Suresi, İfk Hadisesi, Hz. Aişe, Beraet, İmamiyye Şiası

Açılış Oturumu Fotoğraf Galerisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir