311 kez görüntülendi.

XIII. Öğrenci Sempozyumu | 6. Oturum

TOPLU TAŞIMA VASITALARI VE İLGİLİ İSLAMİ HÜKÜMLER

Sümeyya Turan

İstanbul gibi metropol kalabalık şehirlerde toplu taşıma vasıtaları toplumun önemli bir unsurudur. Bu vasıtalar vatandaşa yaş, cinsiyet, maddi durum, toplumsal statü fark etmeksizin eşit şartlarda hizmet vermektedir. İstatistiklere göre İstanbul’da bir vatandaş gidiş-dönüş ortalama 91 dakikasını toplu taşıma vasıtalarında geçirmektedir. Bu yolculuk esnasında yolcuların ve şoförlerin bencilce davranışları neticesinde saygısız, mahremiyetten uzak yolculuk yapılmaktadır. Kalabalık, hareket etmeye hatta nefes almaya yerin kalmadığı, bedenen bütün uzuvlar yapışık yolculuk yapılmaktadır.  Yapılan araştırmalarda taciz-hırsızlık vakaları ve kadınların kendilerini en güvensiz hissettikleri yerin toplu taşıma vasıtaları olduğu görülmektedir. Tüm bu sorunlar karşında toplu taşıma vasıtalarında ahlak ve görgü kuralları topluma ve yolculara anlatılmalıdır. Erkeklere Cuma hutbelerinde toplu taşıma vasıtalarında başkalarını rahatsız etmemeleri, yüksek sesle konuşmamaları, argo kelimelerden sakınmaları, kıyafetlerinden ve ağızlarından gelen kokulara dikkat etmeleri gerektiğini ve bunun İslam ahlakı olduğu anlatılmalıdır. Aynı durum bayanlar içinde geçerlidir. Yoğun parfüm sıkmamaları gerektiği, başkalarını rahatsız etmemeleri gerektiği, yüksek sesle telefonla konuşmamaları gerektiği söylenmelidir.  Yer vermediği için genç öğrenciye tokat atıldığı, şort giydiği için taciz edildiği, çarşaflı olduğu için hareketlerde bulunulduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz ve ne yazık ki bu olayların yüzde 80’ni toplu taşıma vasıtalarında gerçekleşmektedir. Pembe otobüs çözüm olarak sunulsa da birçok kişi bunu pozitif ayrımcılık olarak görmektedir. Günde ortama 91 dakika geçirdiğimiz Toplu taşıma vasıtalarında bu sorunların dile getirilmesi, toplumun bilinçlendirilmesi ve bu sorunlara çözüm bulunması gerekmektedir.

Tüm bu sorunların akademik olarak incelendiği bir araştırma bulunmamaktadır. Tez çalışmam bu sorunları ve sorunlara yönelik çalışmaların ve ilgili İslami hükümlerin bir arada bulunacağı kaynak olması açısından önem arz etmektedir.

Tüp Bebek Uygulamasının Fıkhî Değerlendirmesi

Mustafa Salih Abdulkadir Deniz


Aşılama, tüp bebek uygulaması, mikro enjeksiyon gibi bir çok yardımcı üreme yöntemi bulunmaktadır: Sempozyum için hazırladığım bu özette  kısırlık için tedavi yöntemlerinden biri olan tüp bebek uygulamasını ve İslam Hukukunun uygulama etrafında oluşan meselelere yaklaşımını inceleyip anlatacağım. Tüp bebek uygulamasının tıbbi mahiyetini, kanunlarımızca nasıl bir denetime tabii olduğunu, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki Din İşleri Yüksek Kurulu’nun fetvasını, bazı çağdaş İslam alimlerinin görüşlerini ve ülkemiz dışında faaliyet gösteren fetva kurullarının fetvalarını aktaracak ve kendi değerlendirmemi söyleyeceğim. Tedavi yönteminin modern dönemde ortaya çıkan uygulama olmasından dolayı fıkhın klasik literatüründe bahsedilmesi olanaksızdır. Bu yüzden karşılaştırılacak olanlar çağdaş görüşlerdir. Uygulamanın caiz olabilmesi hakkındaki çoğu şartta İslam alimlerinin görüş birliği içinde olduğunu söylemek mümkündür. Ancak alimler bazı noktalarda birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Tüp bebek tedavisinin caiz olabilmesi için döllenmenin üç unsurunun, yani sperm, yumurta ve rahmin birbiriyle evli çiftlere ait olması gerekir. Bu şarta uyulmadan gerçekleştirilen uygulamaların ise toplumun geleneksel, dinî, ahlâkî ve sosyal değerleriyle çeliştiği kabul edilmektedir. Başarılı bir şekilde uygulanan dondurma teknikleri yumurta, sperm ve embriyo bankalarını gündeme getirmiştir. Buralarda dondurulan yumurta, sperm ve embriyoların aralarında evlilik ilişkisi bulunmayan kişiler tarafından kullanılması kesin olarak caiz değildir. Embriyonun taşıyıcılığını yapacak olan kadın taşıyıcı annelik kapsamına girmekle beraber bazı açılardan bu çalışma ile de ilişkilidir.

Anahtar Kelimeler: Tüp bebek, taşıyıcı annelik, üreme hücreleri dondurma işlemleri, günümüz fıkıh problemleri, yardımcı üreme yöntemleri

Outsourcing (Dış Kaynaklardan Yararlanma) Ve Klasik Literatürde Kesiştiği Uygulamalar

Orhan Adsan

Dış kaynaklardan yararlanma hâsseten günümüzde, şirket ve işletmelerin pek çok alanda başvurdukları hizmet ve mal transferi olarak tarif edilen uygulamayı ifade etmektedir. Yapılan hizmet ve mal temininin Müslüman birey açısından, niteliği ve karakteristik yapısı önem arz ediyor. Eylem ve fiillerin hükmi yapısına etki edecek sınırların belirlenmesinde, zati yapısı ve mücavir vasıfların katılımıyla alacağı hüküm, husûn-kubûh literatürünün sağladığı birikim, tasarrufların yükleneceği anlamı açıklar niteliktedir.

Debûsi’nin ilk kez oluşturduğu “hissi-şer’i” fiil ayrımı daha önce oluşmuş fürû birikiminde hükmünü alan eylemlerin dayanak noktasını tespit açısından faydalı olmuştur. Sonrasında gelen Sadruşşeria’nın “dörtlü taksimiyle” de bu konuya eğilip kavramları incelterek yaptığı çalışmalar, konunun önemini pekiştirir vaziyette olup, fiillerin alacağı hükmü belirlemede açıklayıcıdır. Hanefi literatüründe de helal-haram sınırını belirlerken “biaynihi” ve “biğayrihi” şeklinde ayrıma gidilerek, yapılan fiilin aynından dolayı “haram” olması onun mekruh olduğu, aynından değil de bigayrihi olması “ecrinin temiz” olduğuna hükmedilerek ilkeler oluşturulmaya çalışılmıştır. Dış kaynak kullanımında da yapılacak hizmet veya alınacak malın, ‘aynı’ veya ‘vasfından’ dolayı alacağı hüküm değişkenlik gösterecektir. Faizin işletildiği bankalara veya kumarhane olarak kullanılacak yerlerin kiralanması veya güvenlik şirketinin güvenlik hizmeti sağlaması, içki ve biranın satıldığı, tüketildiği… işletmelere personel taşıma veya yemek hizmeti sunmak gibi “harama destek olmak” başlığı altına alınabilecek konular günümüz müslüman bireyin hassasiyetinin zedelenmemesi açısından çözüme kavuşturulması gerekli konulardan biri olarak önümüzde durmaktadır.  

Anahtar sözcükler: Helal-Haram, Biaynihi-Biğayrihi, Fiil, Hizmet, Mal

6. Oturum Fotoğraf Galerisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir