328 kez görüntülendi.

XIII. Öğrenci Sempozyumu | 5. Oturum

AHLAKİ KÖTÜLÜK PROBLEMİ BAĞLAMINDA ALVİN PLANTİNGA’NIN ÖZGÜR İRADE SAVUNUCULUĞU

Burak Kazan (Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Lisans Öğrencisi)

 

Kötülük problemi Antik Yunandan beri tartışılagelmiş bir problemdir. Tarih boyunca Tanrı’nın dünya üzerindeki kötülükleri neden engellemediği, niçin her zaman iyilik yapan bir topluluk yaratmadığı, Tanrı mutlak iyiyse neden dünya üzerinde kötülükler oluyor? gibi soruların cevapları aranmıştır. Ateist düşünürlerden olan John Mackie, bu sorulardan yola çıkarak kötülük üzerinden Tanrı’nın varlığının mantıki olmadığını vurgulamaktadır. Alvin Plantinga ise, Mackie’nin aksine “özgür irade savunmasıyla” evrendeki kötülüklerin Tanrı’nın varlığı açısından sorun oluşturmadığını açıklamaktadır.

 

Plantinga, evrendeki kötülük ile Tanrı’nın varlığı arasında mantıksal bir tutarsızlık ya da çelişkinin olmadığını mantık kurallarıyla açıklar. Başka bir ifade ile o, kötülüğün varlığına rağmen her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve tamamıyla iyi olan bir Tanrı’nın varlığının mümkün olduğunu savunmaktadır. Özgür irade savunması, evrende var olan kötülüklerin, özgürlüğün gerçek anlamda gerçekleşmesi için gerekli olduğu düşüncesini savunur. Şayet Tanrı, özgür varlık yaratmayı tercih etmişse o zaman kötülük kavramı kaçınılmazdır. Ayrıca bu kötülük probleminden yola çıkarak Tanrı’nın olmamasını savunmak bir mantık hatasıdır. Çünkü kötülük, şayet Tanrı varsa tarif edilebilecek bir kavramdır. Tanrının neden ahlaki kötülük içeren bir dünya yarattığı sorusuna ise, Tanrının bunun için iyi bir nedeninin olması gerektiği cevabını vermektedir. Bu çalışmanın amacı,  kötülük problemini Alvin Plantinga’nın özgür irade savunuculuğu bağlamında ele alıp kötülüğün Tanrının yokluğuna işaret eden bir anlayış olmadığını aksine bu kavramın tanrının varlığına işaret ettiğini ortaya koymaktır.

 

Çalışmada nitel araştırma paradigmasına dayanan literatür tarama tekniği kullanılmaktadır.


Anahtar kelimeler: Ahlaki Kötülük, Özgür İrade, Alvin Plantinga,  Teodise

İBN SİNA’DA NEFS TEORİSİ

Kebire Karaoğlan

Nefs teorisi Platon tarafından sofizme karşı bilginin temellendirilmesi, Aristoteles tarafından ise canlılık ve harekete dair bazı açıklamalar yapmak üzere kullanılmıştır. Bu iki önemli filozofun takipçisi olan ve ikisinin felsefelerini mezcetmeye çalışan Helenistik dönem filozofları tarafından ise bu girişimin bir sonucu olarak bu teori her iki problem alanını temellendirmek üzere ele alınmıştır. Bununla birlikte bu teori Yeni-Platoncu filozoflar elinde, geliştirdikleri sudur ontolojisiyle uyumlu hale getirilmiştir. Müslüman Meşşaî filozoflar da nefs teorisinin bu son halini kabul ederek felsefi sistemlerine dahil etmişlerdir. Dolayısıyla, İbn Sina’nın en mütekâmil haliyle ele aldığı nefs teorisi hem fiziksel hem de metafiziksel temellere sahiptir.  Nefs teorisinin fiziksel temelleri onun hem bazı nesnelerin belirli türdeki hareketlerini hem de canlılığı açıklamak üzere kullanılmasıdır. Metafiziksel temelleri ise insan türünün düalist bir yapıda olduğunu ortaya koyarak metafiziksel bir yönünün de bulunduğunu açıklamak üzere kullanılmasıdır. İbn Sina’nın kabul edip kullandığı madde-suret ontolojisine göre fiziki alemde her şey madde ve suretten meydana gelmiştir. Nefs de canlı varlıkların suretidir ve onların diğer nesnelerden farklı olarak irade ve ihtiyara dayalı fiillerinin de kaynağıdır. Yine İbn Sina’nın kabul edip kullandığı sudur metafiziğine göre de nefs, bilfiil varlıklara tekabül eden “akıl” türündeki suretlerin bilkuvve halidir. Ancak nefs sahibi olan bitki, hayvan ve insan türünden yalnızca insan nefsinin, bu bilkuvveliği aşarak yani yetkinleşerek akıl haline gelebilme imkanı vardır. Bu durum da nefs teorisinin insan özelindeki metafizik imalarını ortaya çıkarmaktadır. Bununla birlikte düşünce tarihi boyunca farklı düşünce sistemleri içerisinde nefs teorisi ile aynı imaları içeren ve ona çok benzeyen teorilerin olduğunu görmekteyiz. Bu durum da bize nefs teorisinin belli bir ontoloji ve metafizik ile kayıtlanamayacağını göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Nefs, Ontoloji, Metafizik, İbn Sina, Düalizm

İSLAM DÜŞÜNCESİNDE ENGELLİLİK

Süleyman Akbayram (Çukurova Üniversitesi Temel İslam Bilimleri Kelam Anabilim Dalı)

 

Çalışmamız İslam geleneği içerisinde engellilik sorununa çözüm olabilecek düşüncelerin analizlerini içermektedir. Yapılmış kadim yorumların günümüz dünyasına çözüm odaklı neler sunabileceği araştırılmaktadır. Çalışmanın merkezinde engellilik vakıasının bulunması ve insan kavramının bütün dinleri ve teolojik yorumları kapsayıcı olmasından dolayı diğer dinlerin ( hıristiyanlık, yahudilik, zerdüştlük vb) engellilik üzerine yaptığı yorumlarda göz önünde bulundurularak ortak bir çözüm önerisinin ne kadar mümkün olduğu irdelenmektedir.

 Çalışmamızın iki sabitesi bulunmaktadır. Bunlardan birisi sosyal düzenin mimarı olan insan iken diğeri bu sosyal oluşumun harcı vazifesi gören İslam düşüncesidir. Bundan dolayı toplumun engellilik gibi ciddi bir sorununa, toplumun çoğunun aidiyet hissettiği İslam düşüncesi açısından bakmanın çalışmayı hakikata daha çok yaklaştıracağı yönündeki ön görümüz, çalışmamızın metodunu ve gerekliliğini ortaya koymaktadır.

 Çalışmanın önemli gördüğümüz katkılarından bir diğeri de İlahiyat alanında yapılan bu çerçevedeki çalışmaların sosyal alanda yapılacak çalışmalarıda teşvik edici potansiyeli bulunmaktadır. Dinden bağımsız bir toplum yoktur hakikatinden hareketle teolojinin referansları ile yapılmış çalışmanın toplum zemininde de karşılık bulabileceği büyük bir ihtimal olarak zikredilebilir.

 

Sadece engelli bireyi değil sağlıklı her bir insanıda tefekküre sevkedecek bir amaca matuf olan çalışmamız teolojik sorgulamaların en zayıf olduğu konuları amaç edinmiş olmaklada, alan çalışmaları statüsünde özgün bir yere sahiptir denebilir.


Anahtar Kelimeler: Engelli, İslam, Yahudilik, Hıristiyanlık, Din

İmam Birgivi’de İnsanın Mükellefiyeti Konusunda “İrade-i Cüziyye” Kavramı

M. Musa Çiçekdağı


Eserden (âlem) müessire (yaratıcı) gitme metodunu kullanarak Allah’ın varlığını ispatlamaya çalışan Kelam ilmi, insanın mükellefiyeti konusunda da bir takım görüşler belirterek insanın sorumluluğu olan bir varlık olduğunu göstermek istemektedir. Kelam ilmi, Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de de belirtiği üzere insanın imtihan sebebiyle bu dünyada var olduğunu, yaptıklarından sorumlu olup işlemiş olduğu fiillerden dolayı sevap kazanacağını veya günaha düşeceğini belirtmektedir.


Şayet insanın mükellef yani sorumlu olduğu açıklanamaz ise bir mükâfat veya cezadan daha doğrusu bir hesap sormadan ve adaletten bahsedilemeyecektir. Birçok İslam âlimi de bu konu ile ayrıntılı bir şekilde ilgilenmiş ve birçok farklı görüş ortaya koymuştur. İnsanın mükellef/sorumluluk sahibi bir varlık oluşu İslam alimleri tarafından ele alınırken merkeze alınan soru “İnsan nasıl sorumlu bir varlık olmaktadır?” sorusudur.


Bu soruya verilen yanıtlardan birisi Cebriye Mezhebi’ne aittir. Bu mezhebe göre insanda herhangi bir kudret ve irade bulunmamaktadır. Dolayısıyla insan fiillerinde zorunlu ve mecbur bir varlık olarak ele alınmaktadır.


Cebriye Mezhebi’ne karşı konumlandırılabilecek bir diğer görüş ise ilk başlarda Kaderiyye, sonradan Mu’tezile olarak isimlendirilen gruba aittir. Bu mezhepteki âlimler ise insanın sorumlu olabilmesi için özgür bir varlık olması gerektiğini savunmaktadırlar. Özgür varlık düşüncesinden hareketle insanın kendi fiillerinin yaratıcısı olduğu fikrini benimsemektedirler.


Eş’ari Mezhebi’ne mensub âlimler ise konu ile ilgili olarak çeşitli görüşler dile getirmişlerdir. Mezhep içerisindeki görüşlerden birine göre her ne kadar kulda bir “kesb” olduğu kabul edilse de insanın muhtar görünümünde mecbur olduğu ileri sürülmektedir. Son olarak İmam Birgivi’nin de mensubu olduğu Mâtürîdî mezhebi kulun mükellefiyetini çeşitli görüşlerle açıklamaya çalışmaktadır. Bu görüşlerden biri de Sadrû’ş-Şeria’nın hâl görüşü üzerinden temellendirilmiştir. Ne var ne de yok olan (hâl) “irade-i Cüziyye” kavramı ile kulun mükellefiyeti açıklanmaktadır. Söz konusu olan bu çalışmada irade-i cüziyye kavramı üzerinden İmam Birgivi’nin insanın mükellefiyeti konusunda yazmış olduğu risale esas alınarak mezkur konu işlenmiştir.


Anahtar Kelimeler: Mükellefiyet, İrade-i Cüziyye, Kesb, Hâl, İmam Birgivi

5. Oturum Fotoğraf Galerisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir