250 kez görüntülendi.

Üsküdar Sırtlarında Bir Sinan İncisi: Vâlide-i Atîk Külliyesi

Rivayete göre Nûrbânu Vâlide Sultan, âhir ömründe sadaka-i câriye yerine geçmesi için bir külliye vakfetmek istemektedir. Ancak bu külliyeyi nereye inşa ettireceği hususunda karasızdır. Bu kararsızlığı yaşadığı günlerden birinin akşamında rüyasında veli bir zât ona, Beşiktaş’tan yaşmağını bırakmasını ve yaşmağın konduğu yere külliyeyi inşa ettirmesini tavsiye eder. Bu tavsiyeye uyan Nûrbânu Sultan günümüze kalan harika bir eseri Atik Vâlide külliyesini Üsküdar’ın hâkim konumlarından Toptaşı’na inşa ettirir.

Atik Vâlide Külliyesi, Üsküdar’ın sırtlarında dikey mimari cinayetinin ortasında gizli kalmış bir inci. Geçmiş zamanda denizden görülen külliye, Nûrbânu Vâlide Sultan tarafından 1570-79 tarihleri arasında taşları konuşturan mimar Koca Sinan’a yaptırılmıştır. Camii, medrese, tekke, dârüşşifa, dârulhadis, dârulkurrâ, sıbyan mektebi ve imaretten oluşan tesis Mimar Sinan’ın inşa ettiği, tam teşekküllü ve tek parça kalabilmiş son külliye olarak kabul edilmektedir.

İstanbul’un en büyük külliyelerinden olan eser, önceleri Valide Sultan Külliyesi olarak bilinirken 18. Yüzyılın başlarında Gülnûş Vâlide Sultan tarafından Üsküdar’da İskele Meydanı’nda yaptırılan Yeni Valide Külliyesi (Vâlide-i Cedîd) ile “Eski Vâlide” yani “Vâlide-i Atîk” ismiyle anılmaya başlamıştır.

Külliyenin merkezini oluşturan cami ve medrese, kompleksin ortasında yer almaktadır. Şadırvan avlusunun alt tarafında bulunan kapıdan, esas girişi Kartal Baba Caddesinde olan medreseye geçiş sağlanabilmektedir. Bu kapının üzerine müderris için bir oda yapılmıştır, ayrıca bu odaya müderrisin medreseyi görebilmesi ve öğrencileri takip edebilmesi için bir pencere yapılmıştır.

Külliyenin ana yapısını oluşturan camii üç aşamada tamamlanmıştır. Mimar Sinan’ın inşa ettiği camii vefatından sonra talebesi Davud Ağa tarafından genişletilmiştir. Son olarak da II. Mahmud döneminde eski İstanbul evlerini andıran ve müstakil bir girişi bulunan hünkâr kasrı ve mahfili eklenmiştir.

Külliyenin ana yapısını oluşturan ikinci birimi medrese ise yine Mimar Sinan’ın bir eseri olup yamuk planlı bir avluya sahiptir. Revaklarla süslü medresenin on beşinin talebeye, ikisinin muîdlere, birinin de bevvâba tahsis edilmiş olan toplam on sekiz hücresi bulunmaktadır. Avlunun ortasında bulunan şadırvan ise özellikle çiçeklerin ve güneşin tebessüm ettiği aylarda ders çalışan talebelere huzur vermektedir. 

Geçen zaman içerisinde farklı işlevler için kullanılan külliye çeşitli tahribatlara uğramıştır. Şu anda sadece cami, medrese ve hamam aslî hüviyetini devam ettirmektedir. Diğer birimler ise farklı amaçlar için kullanılmıştır/kullanılmaktadır.

Külliyenin büyük bölümü önce Sultan III. Selim döneminde Nizâm-ı Cedîd’in kurulmasıyla askeri amaçlarla kullanılmıştır. Darüşşifa binası ise binlerce kişinin ölümüne neden olan 1865 ve 1870 büyük kolera salgınlarında önemli rol almıştır. Kısa bir süre askeri depo olarak da kullanılan darüşşifaya 1873 yılında Süleymaniye Darüşşifası’nda meydana gelen bulaşıcı bir hastalık sebebiyle buradaki akıl hastaları nakledilmiştir. Uzun bir süre akıl hastalarına hizmet etmiş olan bu yapı, buradaki hastaların 1927 yılında yeni kurulan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne nakledilmesiyle bu işlevini yitirmiştir.

Dârulhadis ve dârulkurrâ ise ülkemizin yetiştirdiği önemli isimlere zindan olmuştur. Toptaşı Cezaevi olarak bilinen yapı böyle bir amaç doğrultusunda kullanılmasından ötürü en büyük tahribata uğrayan binadır. Nâzım Hikmet, Necip Fazıl, Can Yücel, Metin Oktay, Nihal Atsız ve Yılmaz Güney gibi isimlerin mahpus kaldığı bu birim 1970’lerde kapatılmıştır.

Tekke ve Medrese ise 1963-1964 yıllarında onarılmış, ancak herhangi bir hizmete tahsis edilmemesinden dolayı evsiz ve yoksulların meskeni olmuştur. Tekke 1970’lerde tamir edilerek İlim Yayma Cemiyeti’ne yurt olması için tahsis edilmiştir. Cezaevi olarak da kullanılmış olan bölüm 2003 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Marmara Üniversitesi’ne tahsis edilmiştir. Bu kısım hâlihazırda Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve Eğitim Fakültesi’ne ev sahipliği yapmaktadır.

Uzun yıllar âtıl kaldıktan sonra İlim Yayma Cemiyeti tarafından restore edilen medrese ise, Cemiyet bünyesinde kurulan İlimler ve Sanatlar Merkezi’nce (İSM) 2007 yılından beri ilk kuruluş gayesine uygun bir şekilde eğitim veren bir medrese olarak kullanılagelmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir