79 kez görüntülendi.

Türkiye’de Alevîlik-Bektaşilik: Kavramsal Bir Giriş

Türkiye’de Alevilik Bektaşilik meselesini ele almadan evvel burada bir hususa değinmemiz faydalı olacaktır. Günümüzde Alevilik ile bağlantılı olarak “Kızılbaş”, “Bektaşi”, “Rafızi” ve “Caferi” gibi çok sayıda kavram kullanılmakta ve bu nedenle ortaya bir kavram kargaşası çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, gerek bu konu üzerinde bilimsel bir araştırma/inceleme yapan bilim insanlarının gerekse de siyaset, medya gibi alanlardaki kimselerin bu kavramları istediği yönde kullanmaları konuyu daha da karmaşık bir hale sokmakta ve meselenin anlaşılmasını da bir hayli zora sokmaktadır (Yaman, 2012: 17). Dolayısıyla, ilk olarak bu kavramlara açıklık getirilmesi, mevzunun idrak edilmesine katkı sağlayacaktır. 

“Alevî” kavramından başlayacak olursak, sözlükte “Ali’ye mensup” anlamına gelen “Alevî” kelimesinin çoğul şekli “Aleviyye” ve “Aleviyyûn”dur (Ocak, 1989: 368). Bu kavram aynı zamanda Hz. Ali’nin soyundan gelenleri ifade etmek için kullanılmasının yanı sıra siyasi, tasavvufî ve itikadî anlamlarda da kullanılmıştır. Kavramın siyasî anlamda ilk kez kullanılması, Hz. Peygamber’in vefatını (632) müteakiben halifelik tartışmalarının (Hz. Peygamber’den sonra Müslümanları kimin yöneteceği tartışmalarının) ortaya çıktığı zamanlara tekabül etmektedir. Hz. Peygamber’in ölümünün ardından Müslümanların başına Hz. Ali’nin geçmesi gerektiğini kabul edenler için (Yaman, 2012: 20) ve üçüncü halife Hz. Osman’ın öldürülmesinin ardından çıkan anlaşmazlıklarda Hz. Ali’yi destekleyenler için (Ocak 1989: 369) “Şia”, “Şiatü Ali” ve “Alevî” kavramları kullanılmıştır.

Alevî kavramının tasavvufta da kullanıldığı görülmektedir. Bilindiği üzere, tasavvufta kurulan tarikatlar kendilerini genelde dört râşit halife (Hulefa-yı Raşidin: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali) yoluyla Hz. Peygamber’e dayandırmaktadırlar (Öngören, 2011: 97). Diğer sahâbîlere de dayandırılan tarikatlar mevcut ise de ana akım tarikatlar bu halifelere kendilerini dayandırmışlardır. Bunun sebeplerinden biri de bu tarikatların meşruiyetlerini ve otoritelerini (ve insanların gözündeki konumlarını) artırma eğilimi olarak gösterilebilir. İşte kendilerini çeşitli maksatlarla dört râşit halifeden Hz. Ali’ye dayandıranlara şemsiye bir kavram olarak “Alevî tarikatlar” adı verilmiştir (Ocak, 1989: 369). Ne var ki, “Alevî” kavramı asıl anlamını Hz. Ali hakkında sahip olunan inançlara ilişkin olarak kazanmıştır ki, kavram yaygın olan olarak bu minvalde kullanılmaktadır. Genellikle İsnâaşeriyye (On İki İmamcılık), Zeydiyye gibi mutedil Şiîlerin yanında İsmâiliyye, Bâtıniyye gibi Şia dairesinde kabul edilen mezhepler de “Alevî” diye bilinmektedir. Bu noktada önemli bir meseleye dikkat çekmemiz gerekmektedir. Alevî ve Şia kavramları her ne kadar aynı anlama işaret ediyor olsa da, itikadî açıdan bakıldığı zaman Alevî-Bektaşî ile Şiîlik arasında dinî inanç ve uygulamalar (ibadetler vb.) açısından önemli farklılıklar vardır. Bu nedenle, Alevî-Bektaşî topluluklar ile Şiîlik arasında Ehl-i Beyt sevgisi dışında pek ortak nokta yoktur, diyebiliriz (Daha detaylı bilgi için bkz. Yaman, 2012: 21 ve 25-28). Buna ek olarak, günümüzde asıl Alevîlerin Lübnan, Suriye ve Hatay civarında bulunan “Nusayrîlik” ile 13. yüzyılda Anadolu’daki etnik dinî-sosyal kaynaşmaların sonucu olarak ortaya çıkan 16. yüzyılda Safevîler’in propagandası ile gelişen “Kızılbaşlık” olduğu ifade edilmektedir (Ocak, 1989: 369). Türkiye’de bulunan Alevî-Bektaşî topluluklar da –ileride açıklayacağımız üzere– tarihsel olarak mevzubahis Kızılbaşlık ile yakından bağlantılıdır. Ancak birtakım sebeplerden ötürü Kızılbaşlık mensupları kendilerini Alevî-Bektaşî olarak tanımlamaktadır.

Alevîlik-Bektaşilik ile yakından alakalı olan diğer bir kavram “Babaîlik” kavramıdır. Babaîlik, Anadolu Selçukluları devrinde, Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Baba İlyas’a bağlı Türkmenlerin isyanı dolayısıyla ortaya çıkan ve gayri Sünnî bir istikamette gelişen dinî-tasavvufî harekettir (Ocak, 1991: 373). Baba İlyas’ın ve Baba İshak’ın başlatmış olduğu isyan neticesinde ortaya çıkan bu hareket, bugün “halk İslamı” yahut “gayri Sünni dinî anlayış” olarak da bilinen dinî anlayışın Anadolu’daki temellerini atmış olan bir harekettir. Baba İlyas ve Baba İshak’ın halefleri bu dinî anlayışın Anadolu’da yayılmasında büyük gayretler sarf etmiş ve Anadolu’da Alevîlik-Bektaşilik dinî anlayışı yine Babâilik geleneğinden gelen dervişler, şeyhler, veliler tarafından kurulmuştur.  “Rum Abdalları” veya “Abdalân-ı Rûm” olarak bilinen, Babaîlik (Ocak, 1991: 373) içerisinde yer alan Kalenderî, Vefâî, Yesevî ve Haydarî tarikatlarına mensup ikinci ve üçüncü nesilden olan bu veliler ve dervişler (Ocak, 1992: 374), Anadolu’da Bektaşilik benzeri dinî anlayış(lar)ın yayılmasında önemli faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. 

“Bektaşî” kavramına gelecek olursak, bu kavram, “Rum (Anadolu) Abdalları”nın piri olan ve Kalenderiyye tarikatı çizgisinden gelen Hacı Bektâş-ı Velî’nin (ö. 1271 [?]) halefleri tarafından onun an’aneleri etrafında ortaya çıkarılan “Bektaşîlik” tarikatına (Ocak, 1992: 373) mensup kişiler için kullanılan bir kavramdır. Ne var ki, tarihsel süreç içerisinde “Alevî” ve Bektaşî” kavramların birbiri yerine kullanılabildikleri gibi, “Alevî-Bektaşî” şeklinde yan yana da kullanılagelmişlerdir. Örneğin, bazı araştırmacıların Alevîlere “kırda yaşayan Bektaşîler” (Yıldırım, 2016: 73) yahut “köy Bektaşîleri” dediği ve bazılarının ise Bektaşîliğe Alevîliğin şehirdeki versiyonu (Yaman, 2012: 23) dediği bilinmektedir. Yine “Kızılbaş” olarak anılan Tahtacılar, Sıraçlar ve Çepniler gibi göçebe/yarı göçebe Türkmen boyların, Osmanlı Devleti ve halk arasında Kızılbaş kelimesine aşağılayıcı anlamlar yüklemesi sebebiyle, kendilerini “Alevî” (Hz. Ali’ye mensup) olarak nitelendirdikleri ve küçük farklılıklara sahip olmakla birlikte “Bektaşî” kelimesinin de bu doğrultuda kullanıldığı bilinen örneklerdendir (Yaman, 2012: 23). 

“Kızılbaş” kavramına değinecek olursak, bu kavram eski dinî inançlarını ve geleneklerini kendilerine has bir İslamî anlayışla birleştirip sürdüren göçebe/yarı göçebe Türkmenlerin bazı batınî-Şiî anlayışları benimsemesiyle ortaya çıkan ve bu dinî ve sosyal yapıya mensup kişi veya topluluğa verilen addır. Kızılbaş adının verilme sebebi olarak ise, Safevî Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar’ın (ki dedesi Şeyh Safi, babası Şeyh Haydar ve Şah İsmail’in kendisi bu dinî anlayışın kurucusu sayılmaktadır) müritlerine her biri bir imamı temsil eden on iki dilimli ve kırmızı renkli bir “taç” (sufi baş giysisine verilen ad) giydirmesi gösterilmektedir (Üzüm, 2002: 546-47). Yukarıda da belirtildiği üzere, Osmanlı Devleti’nde belirli Türkmen boyları “Kızılbaş” adıyla anılmaktaydı. Ne var ki, devletin ve halkın “Kızılbaş” kelimesine olumsuz anlamlar yükleyerek kullanması bu boyların kendilerini “Alevî”, yani “Hz. Ali’ye mensup” olarak adlandırmasına sebep olmuştur. İşte Anadolu’daki “Alevîlik” kavramının bu şekilde ortaya çıktığı söylenmektedir (Yaman, 2012: 23). 

 “Rafızilik” kavramı ise sözlükte “terk etmek, bırakmak, ayrılmak” anlamlarına gelen Arapça “rafz” kelimesinden türetilmiş olup, terminolojik olarak Hz. Hüseyin’in torunu Zeyd b. Ali’yi terk eden, ondan ayrılan ilk İmamîleri tanımlamak için kullanılmıştır. Lakin daha sonraları ise bütün Şiî grupları ve Şiî unsurları barındıran bazı batınî grupları tanımlamak için kullanılan bir kavram haline gelmiştir (Öz, 2007: 396; Ocak, 2016, 65). Osmanlı Devleti’nde ise bu kavramın Sünnî gruplar dışında kalan topluluklara ithafen, bilhassa Alevî topluluklara karşı yine bir karalama amacıyla ve “sapkın” anlamında kullanıldığı ifade edilmektedir (Yaman, 2012: 25; Ocak, 2016: 64-5).

Son olarak “Caferî” kavramına değinecek olursak, normalde bu kavram, İsnâaşeriyye Şiası’nın altıncı imamı Cafer es-Sadık (ö. 765) tarafından kurulan ve İsnâaşeriyye Şiası’nın fıkıhta tabi olduğu fıkıh mezhebine ve bu mezhebe mensup olanlara verilen genel addır (Karaman, 1993: 4). Ne var ki, bu kavramın aynı zamanda Alevîler için de kullanıldığı görülmüştür. Bunun arkasında yatan sebeplerin ise genelde ilk olarak Alevîlerin İmam Cafer’e olan bağlılıkları (zira kutsal kitapları sayılan “Buyruklar”a onun adı verilmiştir) ve ikinci olarak da Kars yöresinde yaşadıkları bilinen Caferilerin, Anadolu Alevîlerini Şiîleştirmeye çalıştıkları olduğu ileri sürülmektedir (Yaman, 2012: 28).

Kavramlarla ilgili olarak yapmış olduğumuz bu kısa girişten de görülebileceği üzere, Türkiye’de Alevîlik-Bektaşilik bağlamında çok sayıda kavram kullanılmakta ancak bu kavramlar – çok sayıda araştırmacının, medya mensubunun, siyasetçinin vb. yaptığı gibi – rastgele birbirlerinin yerine kullanılabilecek kavramlar olmayıp aksine hepsi birbiriyle ilintili fakat farklı şeyler ifade eden kavramlardır. Dolayısıyla Türkiye’de Alevîlik-Bektaşilik üzerine yapılacak olan herhangi bir bilimsel araştırma, medyatik haber vb. meseleyi karmaşık bir hale sokmamak için kavramlar arasındaki bu farklılıkları dikkate almak zorundadır, denilebilir.   

 

 

KAYNAKÇA      

Karaman, Hayreddin, “Câferiyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV: İstanbul, cilt 7, 1993, ss. 4-10. 

Ocak, Ahmet Yaşar, “Alevî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV: İstanbul,cilt 2, 1989, ss. 368-369.

Ocak, Ahmet Yaşar, “Babaîlik”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV: İstanbul, cilt 4, 1991, ss. 373-374.  

Ocak, Ahmet Yaşar, “Bektâşîlik”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV: İstanbul, cilt 5, 1992, ss. 373-379.  

Ocak, Ahmet Yaşar, “Türk ve Türkiye Tarihinde İslam’ı Çalışmak yahut “Arı Kovanına Çomak Sokmak”, Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik: Tarih-İnanç-Kimlik-Ritüel (derleyenler: Yalçın Çakmak & İmran Gürtaş), İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2016, ss. 55-70.

Öngören, Reşat, “Tarikat”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV: İstanbul,cilt 40, 2011, ss. 95-105. 

Öz, Mustafa, “Râfizîler”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV: İstanbul, cilt 34, 2007, ss. 396-397. 

Üzüm, İlyas, “Kızılbaş”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV: İstanbul, cilt 25, 2002, ss. 546-557. 

Yaman, Ali, Alevilik & Kızılbaşlık Tarihi, İstanbul,: Nokta Kitap, 2012.

Yıldırım, Rıza, “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”, Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik: Tarih-İnanç-Kimlik-Ritüel (derleyenler: Yalçın Çakmak & İmran Gürtaş), İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2016, ss. 71-108.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir