95 kez görüntülendi.

Tefsirin İlk Çağları | Muhammed Coşkun

Tefsir tarihi genel olarak “tedvin öncesi” ve “tedvin sonrası” şeklinde iki ana döneme ayrılmakta ve bu iki kısmın her ikisinin de en nihayetinde hicri ilk üç asır içerisinde bütünüyle tekâmüle ermiş olduğu düşünülmektedir. Böylelikle tefsir tarihi, belli bir bilimsel disiplinin hazırlık, oluşum ve dönüşüm süreçlerini tamamlaması için öngörülebilecek bütün kriterlerden yoksun bir şekilde tasavvur edilmiş olmaktadır. Dahası tedvin dönemindeki faaliyetler ilk iki asırla sınırlı tutularak sonraki dönemler rivayet-dirayet, atomcu-bütüncül, kelâmî, fıkhî, mezhebî vs. şeklinde bir tasnif çerçevesinde ele alınmakta, böylece tefsir tarihinin tamamlandığı öngörülmektedir. Hâlbuki tarih bir silsileden ibaretse her adımda yeni olgular, yeni anlayışlar, yeni tarzlar ortaya çıkabilir. Tefsir için vâkıa da bizatihi böyle gerçekleşmiştir. Yani tefsirin Hz. Peygamber dönemindeki hâli ile sonrasındaki her bir kuşaktaki hâli arasında sürekli dönüşümler yaşanmış ve nihayet belli ana yapılar teşekkül etmiş, sistemleşme gerçekleşmiştir.
Ancak bütün bunlar tabiatıyla uzunca sayılacak bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir. Bu da tefsirin her bir kuşak içerisinde geçirdiği dönüşümlerin takip edilmesini, her dönemin kendine özgü etkin unsurları eşliğinde müstakil olarak -dönemler arası dikey bağlantılar ve kopuşları dikkate alarak- ele alınmasını gerektirmektedir. Çünkü tefsir eğer Müslüman toplumların Kur’an’ı anlama çabalarına işaret eden bir kavram ise ya da içeriğinde bu unsurları da barındırıyorsa, o takdirde söz konusu çabaların ardındaki siyasi, sosyal, kültürel etkenlerin dikkate alınmaması, tarih yazımı açısından anlaşılabilir bir tutum olmayacaktır. Bunun yerine Müslüman toplumların herhangi bir çağda Kur’an yorumu (tefsir) faaliyetine giriştiklerinde hem geçmişten tevarüs ettikleri birikimin etkisi altında olduklarını hem de kendi dönemlerinin etkin siyasi, sosyolojik, kültürel, entelektüel atmosferinin devreye girmesi ile geçmişten devralınan mirasın şu ya da bu ölçüde dönüşüme uğradığını hesaba katmak, nihayet yorumun tarih ve kültür ile iç içe gelişen bir hikâyesinin bulunduğunu düşünmek ve “tefsir tarihi” yazımında işte bu hikâyenin izini sürmeye çalışmak çok daha aydınlatıcı sonuçlara ulaştırabilir. Bu çalışmada tefsirin ilk Müslüman nesillerin geçirdiği sosyolojik, siyasi ve kültürel dönüşümlerle eşgüdümlü olarak şekillenişinin takip edilecek olması temelde böyle bir ana teoriye dayanmaktadır.

Kitap Hakkında
Yayınevi: Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
Basım Tarihi: 2019
Basım Yeri: İstanbul
Basım Dili: Türkçe
Sayfa Sayısı: 528

Ön söz:

Kur’an’ı anlama/yorumlama çabalarının İslam düşünce tarihinde birebir karşılığının tefsir olduğu kabul edilmektedir. Bununla beraber tefsirin İslam düşünce tarihinde Kur’an’ı anlama/yorumlama çabalarının ancak bir kısmını karşıladığı, nas yorumunu ilgilendiren çabaların pratik düzlemde ağırlıklı olarak fıkıh ve usûl ilimleri çerçevesinde icra edildiği söylenebilir. Diğer deyişle geleneğin tefsir pratiği, isminde/başlığında Kur’an ya da tefsir kelimelerini ihtiva eden kitabiyat ile sınırlı değildir. Aksine fıkıh ve kelam disiplinleri başta olmak üzere dinî ilimlerin hemen her şubesinde Kur’an tefsiri (nas yorumu) şu yada bu ölçüde yer tutmaktadır. Bu nedenle tefsirin ilk çağlarını konu edineceğim çalışmada Müslüman toplumun ilk nesillerinin Kur’an’ı anlama ve yorumlama alanına ilişkin faaliyetlerinin tespit ve tasnifinin yanı sıra tefsir adı altında telif edilen eserlerin biçim ve içerik olarak birkaç nesil içerisinde geçirdiği dönüşümün analizi hedeflenecektir.

Çağdaş ilahiyat akademisinde olduğu kadar klasik metinlerde de “tefsir”in doğrudan Hz. Peygamber tarafından başlatılmış olduğu şeklinde bir kabul yaygındır. Bu düşüncenin güçlü yönleri bulunuyor olmakla beraber belirgin ölçüde abartılı bir değerlendirmeyi içerdiği de söylenebilir. Çünkü inzâl edildiği dönemde Kur’an’ın anlaşılmasına dair güçlü ve yaygın bir kaygının varlığından söz etmek abartılıdır. Aksine anlama ya da yanlış anlama kabilinden sorunlar büyük oranda ikinci nesilden itibaren yaygınlaşmış olmalıdır. Dolayısıyla tefisr kelimesi ile “Kur’an’ı anlama çabası”nın kast edilmesi durumunda “Hz. Peygamber’in tefsiri” tamlamasının nüzul döneminde güçlü bir karşılığının bulunmadığını söylemek mümkündür. Böyle bir sav “Hz. Peygamber’in dindeki yeri”ni ve sünnetin konumunu tartışmaya yönelik yaklaşımları çağrıştırabilir; ancak bu satırların ardında böyle bir tartışma ya da sorgulama niyeti bulunmadığı gibi tam aksine, nüzul sonrasında yaşayan bütün Müslüman nesiller için Hz. Peygamber’in söz ve fiilleri Kur’an’ı anlama ve uygulama konusunda birinci dereceden kaynak olduğu düşüncesi yer almaktadır. Bu yüzden ilk bölümünde Hz. Peygamber’in dindeki yeri hususi olarak değerlendirilecektir.

Bu kitabın yazılmasından kisve-i tab‘a bürünmesine kadar geçen sürede pek çok ismin, karşılığı sözle ifade edilemez desteği oldu. Tabiatıyla bunların başında sevgili eşim Saliha, kızlarım Sümeyye, Ebrar ve Bilge yer alıyor. Metnin değişik bölümlerini okuyup çok kıymetli eleştirileri ile katkıda bulunan, belli noktaları benimle tartışarak zihnimde onları geliştirmemi ve olgunlaştırmamı sağlayan meslektaş dostlarım da minnetle anılmayı hak etmektedirler.

Muhammed Coşkun

Çekmeköy, 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir