432 kez görüntülendi.

Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim

1)   Emile Durkheim’ın Hayatı ve Eserleri

Durkheim, XIX. ve XX. yüzyıl Fransız sosyologlarındandır. Modern sosyolojinin kurucularından sayılmaktadır. Pozitivizm ekolünden yetişen Durkheim, sosyolojinin “kesin bir bilim” olarak inşa edilmesi için çalışmıştır. Sosyoloji, her ne kadar kendisinden çok önce Auguste Comte, Spencer ve Mills tarafından kavram olarak kullanılmış olsa da Durkheim’ın söz konusu bilimsel çabanın yöntem bilimsel bir zemine oturmasında ve sosyolojinin akademik güvenirliğinin ve etkinin yayılmasında emeği büyük olmuştur. Durkheim, Auguste Comte’un takipçisidir.

A)  Hayatı

Emile Durkheim, 15 Nisan 1858 yılında Fransa’nın küçük bir şehri olan Epinal-Loren’de dünyaya gelmiştir. Bir Yahudi ailesinin oğludur. Babası Musevi bir dini lider (hahambaşı) olduğu için onun da haham olmasını istemiştir. Lisesinde başarılı bir öğrenci olan Emile Durkheim, babasının ölümü üzerine 1879’da mezun olduğu Fransa’nın seçkin öğretim kurumlarından yüksek öğretmen okulu Ecole Normale Supérieure’e girmiştir. Öğrenimi sırasında felsefeyle ilgilenmeye başlamıştır. Fransa’daki sosyal olaylar ve bunlarla ilgili reformlar yapılmasıyla yakından ilgilenmiştir. Durkheim, toplumsal konularda kendini geliştirmiş fakat o dönemde sosyoloji eğitimi verilmediğinden dolayı kariyerine felsefe öğretmeni olarak başlamıştır. 1882’de Doçent olmuştur. Aynı senede felsefe öğretmeni olmuş ve çeşitli Fransız liselerinde felsefe öğretmenliği yapmıştır. 1885’te araştırma yapmak için Almanya’ya gitmiştir. Burada sosyal bilimler ve ahlak felsefesi üzerine çalışmalar yapmıştır. Daha sonra bu çalışmaları raporlaştırmıştır. 1872de Bordeaux Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak atanmıştır. Burada çalışmalarını sürdürmüş ve sosyolojinin temellerini oluşturmuştur. 1892 yılında Toplumsal İş Bölümü ve 1894’te Sosyolojik Yöntemin Kulları adlı kitapları yayınlamıştır.

Durkheim, sosyoloji alanındaki önemli dergilerden biri olan Année Sociologique dergisini 1896’da Bordeaux’da kurdu. 1902’de Sorbonne Üniversitesi’ne atandı. O sıralarda en köklü ve yaygın etkisi, bir öğretici olarak yaptığı çalışmalara ve Année Sociologique çevresinde topladığı genç sosyologlara bağlanır. Durkheim’ın düşünceleri zamanla Fransız III. Cumhuriyeti’nin resmi felsefesini oluşturmuştur.

Durkheim sosyolojinin yanında antropoloji ve teoloji alanında da çalışmalar yapmıştır. Marsel Mauss, Claude Lévi-Strauss, Henri Bergson ve Pierre Bourdieu gibi önemli isimleri etkilemiştir.

I.Dünya Savaşı’nda Fransa’yı savunan broşürler yazdı ve bu savaşta parlak bir sosyolog olmaya aday olan oğlunu kaybetti. Biraz da bu kaybın etkisiyle geçirdiği kalp krizi neticesiyle 15 Kasım 1917’de Paris’te ölmüştür.

B)   Eserleri

Emile Durkheim’ın birçok kitapları ve makaleleri bulunmaktadır. Emile Durkheim’ın, Toplumsal İş Bölümü (1893), Sosyolojik Yöntemin Kuralları (1895), İntihar 1897), Din Hayatının İptidai Şekilleri (1915) gibi başlıca eserlerin yanında, Türkçeye çevrilmiş çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Bu çalışmamızda Emile Durkheim’ın önemli eserlerinden birisi olan Sosyolojik düşünce Kuralları[1] adlı kitabının Durkheim’ın görüşleri ışığında açıklamaya çalışacağız.

2)   Sosyal olay nedir?

Durkheim, sosyal olayların araştırılması için en uygun yöntemin ne olduğuna bakmadan önce, sosyal olay dediğimiz şeyin ne olduğunu bilmemiz gerektiğini öne sürmüştür.

Durkheim’a göre sosyolojinin çalışma konusu sosyal olaylardır.

“Bir toplumda olup biten ve belli bir umumiyetle toplumsal bir meseleyi yansıtan bütün olaylardır“[2]

Durkheim kitabın başında sosyal olayın nasıl olması konusunda detaylı olarak anlatmaktadır. O, bir olayın sosyal nitelikte olması için o olayın genel bir nitelik taşıması gerektiğini söylemektedir. Sosyal olayın gerçekleşmesi için insanlar arasında sosyal ilişkinin olması gerekmektedir. Ona göre olaylar, bir yandan bireylerden bağımsız varlığını devam ettirirken diğer yandan da bireylerin bilinçlerinde içselleşmektedir.

Bu olaylar bireylere indirgenemeyecek kolektif bir niteliğe sahiptirler (aile, din, mesleki örgütlenme) ve kendilerini bireylere zorla kabul ettirirler.

Buna örnek olarak Durkheim’ın şu ifadelerini nakledebiliriz: “Bir dindar kendi dinsel yaşantısındaki inançları ve pratikleri doğduğu zaman hazır olarak bulur, bunların o dindar kişiden önce var olmasının nedeni onun dışında var olmalıdır”[3]. Bireyler aile kurumu içinde eş, koca, kardeş olarak çeşitli görevleri yerine getirirler. Onlar, bu roller aracılığıyla aile kurumunun işlevselliğini sağlamaktadırlar. Aile, bireyin dışında var olan, insanların istemi dışında buyurucu ve kısıtlayıcı yönüyle bireye varlığını kabul ettiren sosyal olaydır. Durkheim daha sonra kolektif bilincin (conscience collective) kendine özgü (sui generis) bir gerçekliğe sahip olduğunu söylemektedir.

Gördüğümüz gibi Durkheim bir sosyolog gibi sosyal olayları araştırmak için en uygun yönteme geçmeden önce ilk olarak sosyal olayın ne demek olduğunu bizlere açıklamıştır.

3)   Sosyal olayların gözlenmesine yönelik kurallar

İlk ve en temel kural sosyal olayların birer şey (nesnel) olarak değerlendirilmeleridir.“[4]

Durkheim sosyal olayın ne olduğunu açıkladıktan sonra, sosyal olayın gözlenmesine ilişkin bir takım kurallar olduğunu söylemektedir. Bu kurallar bizlere sosyal olayların daha net bir şekilde açıklamasına yardımcı olacaktır.

Durkheim, kuralları açıklamadan önce, ona göre en temel kural sosyal olayı birer şey olarak nitelemek olduğunu söylemiştir. Böylelikle bu olayları bizi kuşatan dünya ile uyumlu hale getirmiştir.

Durkheim bu bölümü üç kısma ayırmıştır. Bu üç kısımda kuralları açıklamaktadır.

İlk olarak sosyal olayı gözlemlediğimiz zaman daha sağlıklı sonuçlar alabilmek için önceden edinilmiş bütün ön yargılardan kurtulmamızı söylemektedir; yani bilimsel çalışma ile edinilmemiş tüm bilgilerden sıyrılmamız gerektiğini ifade etmektedir. “Bütün önsel düşünceleri sistematik olarak dışarıda bırakmak gerekir”[5]. Durkheim bu durumun özellikle sosyolojiyi ilgilendiren konularda oldukça zor olduğunu belirtir, çünkü bilgilerimize duygularımız karışmaktadır.

İkinci olarak Durkheim, ön yargılardan sonra bir sosyolog ele aldığı sosyal olayı tanımlamak durumundadır[6], demektedir. Bu tanımı yaparken de deneyden önce, zihinde var olan fikirleri değil olguları göz önüne almalıyız. Böylelikle neyin söz konusu olduğunu hem o hem de biz bilmiş oluruz. Durkheim’a göre bir şeyi tanımlamak her türlü kanıtlamanın ve doğrulamanın ilk ve vazgeçilmez koşuludur. Örnek olarak, suç olayını anlamak istiyorsak ceza olgusunu da araştırma sürecine dâhil etmemiz gerekmektedir.

Son olarak bunları yaptıktan sonra Durkheim, bir sosyolog, sosyal olayları araştırmaya girişirken bu olayları kendi tekil ve değişken görünümlerinden soyutlayarak incelenmeyi sağlayacak bir bakış açısı benimsenmelidir, demektedir. Yani nesnel bir biçimde incelemek gerekir. “Fazla bireysel olma ihtimali taşıyan duyumsanabilir verilerin elenmesi ve yalnızca yeterli düşünce nesnel olan verilerin seçilmesi bir kuraldır.”[7]

Sonuç olarak görüyoruz ki Durkheim, sistematik olarak bir sosyoloğun yapması gereken kuralları bizlere göstermiştir.

4)   Sosyal Olayların “Normal ve Patolojik” Ayrımına İlişkin Kurallar

Durkheim sosyal olayın gözlemlenmesine ilişkin kuralları açıkladıktan sonra sosyal olayın normal ile anormali ayırmaya yönelik kuralları bizlere açıklamaktadır.

Olduğu gibi olan olaylar ile olması gerekenden farklı olan olaylar, yani normal olaylar ile patolojik olaylar”[8]

Durkheim, sosyal olayları gözlemledikten sonra birbirinden çok farklı olan iki tür olay olduğunu fark etmiştir. Bu olayları biyolojik olaylar gibi, temel olarak kendisi kalmakla birlikte bazı durumlara göre farklı biçimler kazanabilmiştir.

A)  Normal Olaylar

Durkheim’a göre bir olay oluşumun belirli dönemlerinde bir toplumda genel olarak çoğunluğunda görülüyorsa ve bu olaylar bir bireyden diğerine değişiklik gösterseler bile, birbirlerine yakın olaylardır. Örnek olarak suç, normal bir olgudur çünkü suç, her toplumda sıklıkla görüldüğü (yaygın) ve kaçınılmaz bir olay olduğu için normal sayılmaktadır.

B)  Patolojik Olaylar

Diğer bir ad ile hastalıklı veya anormal diye adlandırdığımız bu olaylar, küçük bir sayıda bireylerde görülürler ve ayrıca gözlemlendikleri yerlerde genellikle bireyin bütün yaşamı boyunca devam etmezler. Bu tür olaylar sabit değildir ve değişme ihtimali içerir. Örnek olarak suç, belirli bir oranın dışında seyreden bir suç ise patolojik (topluma zararlı) olarak kabul edilmektedir.

Durkheim’a göre, bir sosyolog, anlattığımız yöntemle hareket ederse bu zorlukları aşabilir. Bir olayın genel olduğunu gözlem yoluyla ortaya koyduktan sonra, geçmişte bu genelliği belirleyen koşullara ulaşacak ve ardından bu koşulların şimdiki zamanda da mevcut olup olmadığını ya da değişip değişmediğini inceleyecektir.

5)   Sosyal Tiplerin Kurulmasına İlişkin Kurallar

Durkheim sosyal olayların normal ile anormali anlattıktan sonra, ona göre sosyolojinin başka bir dalı olan toplum türlerini oluşturmakta ve sınıflandırmaktadır. Bu bölümde Durkheim değişik kabilelere bakarak toplum türleri oluşturmuş ve onları sınıflandırmıştır.

Sosyolojinin bir dalı bu türlerin oluşturulmasına ve sınıflandırılmasına ayrılmalıdır.”[9]

Durkheim, tarihçiler gibi toplumların kendine özgü bir fizyonomisi, kendi özel yapısı, kendi hukuku, ahlakı ve ekonomik sistemi olduğunu söylemiştir. Durkheim gözlem yöntemiyle beraber toplumları basitten karmaşıklık derecesine göre sınıflandırmıştır ve benzer olan toplumları belirli gruplara ayırmıştır.

Emile, sınıflandırmaya tek parçalı toplumlardan başlar, daha önce hiç bir parçalanmanın izini taşımayan, sadece var olan haliyle tek bir parça olan toplumdur. Buna da horde[10]adını verir. Horde’ların birleşmesiyle klan ortaya çıkacaktır, bunlar tarihsel olarak bilinen en basit toplumlardır. Örnek olarak Avustralyalı, İrukualı kabileler, bunlar basit çok parçalılık toplumlardır.

Bu kabilelerin birleşmesiyle yeni toplumlar oluşmuştur. Örnek olarak İrukualılar konfederasyonu, bunlar basit şekilde oluşmuş çok parçalı toplumlar.

Bu toplumların birleşmesiyle yeni toplumlar oluşmaktadır. Örnek olarak Germen kabilesi, bunlar ikileme olarak oluşmuş çok parçalı toplumlar.

Durkheim burada bize göstermek istediği şey, bütün toplumları açıklamak ya da göstermek değil, sadece her üstün toplum tiplemelerin zorunlu olarak alt düzeydeki toplumların tekrarlamasıyla oluşturduğunu göstermektir. Bazen yeni oluşan toplumların içlerinde çok farklı toplumları barındırdığını fark etmiştir, Örnek olarak Roma imparatorluğu vermiştir. Durkheim böyle olan toplumların oluşma biçimlerine göre değişkenlik gösterdiğini söylemiştir.

6)   Sosyal olayların açıklanmasına ilişkin kurallar

Durkheim, sosyal olayları gözlemledikten, ayırdıktan ve tasnif ettikten sonra şimdi bu olayları açıklamaktadır. Durkheim’ın gerçek bir sosyolog olduğunu gösteren hipotezi: Bir sosyal olayın nedeni ancak başka bir sosyal olayda aranmalıdır.

Sosyal olayların nedenleri yine başka sosyal olaylarda aranmalı[11]ve nedensel olarak açıklanmalıdır, yani bir sosyal olayı açıklamak onu zorunlu olarak ortaya çıkaran önceki olayı ortaya çıkarmaya bağlıdır. Başka bir ifadeyle, Durkheim sosyal olayların nedenlerinin toplumsal ortamda aranması gerektiğini düşünmektedir. Bir olayın nedeni tespit edildikten sonra açıklanacak olayın işlevi ve yararlılığı araştırılmalıdır.

Durkheim, toplumun birey üzerinde sahip olduğu üstünlük yalnızca fiziksel değil de aynı zamanda düşünsel ve ahlak bakımından üstün olduğunu söylemiştir.

Sonuç olarak Durkheim, daha önce belirttiğimiz gibi toplumsal yaşam doğrudan doğruya kendi içerisinde sui generis yani kendine özgü bir doğaya sahip olan kolektif bir şuurdan doğduğunu söylemiştir.

Bu bölümde görüyoruz ki Durkheim, birçok kere Auguste Comte’a atıf yaparak onun fikirlerinden esinlenmiştir.

7)   Sosyal olayların ispatına ilişkin kurallar

Son olarak Durkheim, sosyal olayları açıkladıktan sonra bu olayları ispatlayarak bir sonuca varmak istemiştir. Ona göre olayları aynı anda var olduğu ya da var olmadığı durumları karşılaştırmak ve onların sergiledikleri değişkenleri birbirine bağlı olduğunu gösterip göstermediğini araştırmaktır.

Karşılaştırmalı yöntem sosyoloji için uygun olan tek yöntemdir”[12]

Durkheim bu bölümde sosyoloji için en uygun yöntemin karşılaştırmalı yöntem olduğunu söylemektedir. Durkheim bu yöntem ile alakalı Comte’u eleştirmiştir çünkü Comte, bu yöntemi yeterli görmemektedir ona göre tarihsel yöntem ile sonuca varırız ve ona göre sosyolojik yasalar her şeyden önce nedensellik koşullara göre değil, genel olarak insanlık evriminin izlediği yönü açıklamalıdır. Dolayısıyla bu yasalar karşılaştırmalı yöntemle keşfedilemez.  Karşılaştırmalı yöntemi anlatmak için Durkheim bu önermeye temel olarak almıştır: “Aynı sonuca her zaman aynı neden denk gelir “[13]. Sonuç olarak, eğer intihar birden fazla nedene bağlıysa, bu demektir ki aslında birden fazla intihar çeşidi vardır. Örnek olarak baktığımızda Durkheim, intiharı aynı toplumda ya da birbirine yakın toplumlar içindeki intihar oranını karşılaştırmıştır.

Durkheim’a göre, belli bir türe ait bir toplumsal kurumunu anlayabilmek için, o kurumun yalnızca aynı türdeki toplumlarda değil, aynı zamanda daha önceki bütün toplum türlerinde aldığı farklı biçimleri karşılaştırırız. (Aile örgütlenmesi)[14]

Sonuç
Genel olarak baktığımızda, Durkheim sosyolojiyi diğer bilimlerden bağımsız bir bilim yapma niyetindedir. Durkheim bu kitabında sosyolojiyi yöntemlerle beraber sistematik bir hale getirerek müstakil bir bilim olduğunu göstermiştir. Kitabına genel olarak bakarsak Durkheim sosyolojiyi 3 başlıkta özetlemektedir. İlk olarak; sosyoloji, felsefenin bünyesinden bağımsızlığını kazandığı için, sosyologların felsefi bir sisteme dayanma alışkanlığını muhafaza ettiğini belirterek, onların her türlü felsefeden uzakta pür sosyoloji yapmaları gerektiğini belirtmiştir. Ona göre sosyoloji, “nedensellik ilkesi” ile toplumsal olayları incelemelidir. Durkheim ikinci olarak, kullandığı metodun objektif olduğu görüşündedir. O, sosyolojinin uğraş alanı olan varlığı bir “şey” olarak görme fikrindedir. Ona göre, sosyoloji somut varlık alanına ait sosyal olayları incelediğinden, varlığın bilgisinin deneyle ortaya çıkarılabileceği görüşündedir. Bu bağlamda deneyi de objektif bir araç olarak görmektedir. Durkheim son olarak, sosyolojinin başka hiçbir bilimin eklentisi olmadığını, kendi başına bir bilim olduğunu, bu nedenle de bir sosyal olayın ancak başka bir sosyal olayla açıklanabileceği düşüncesindedir.

 
KAYNAKÇA
[1]Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, 172 sayfa.
[2]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 31.
[3]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 32.
[4]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 44.
[5]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 60.
[6]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 63.
[7]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 73.
[8]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 76.
[9]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 105.
[10]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 111.
[11]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 130.
[12]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 153.
[13]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 156.
[14]Sosyolojik Yöntemin Kuralları, Emile Durkheim, Çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınevi, Ankara, 2016, s. 163

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir