325 kez görüntülendi.

Şiir ve Şair Arasındaki İlişkinin Nüvesi: Poetika

Şi’r için ‘gözyaşı’ derler, onu bilmem, yalnız
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!”

Merhum Mehmet Akif bu satırlarla başlıyor “Safahat” kitabına ve bu düsturla kaleme alıyor şiirlerini. İyi bir şair olduğu sanki sükut ile icma olmuş. Kalemi güçlü, hissiyatı kuvvetli olanlardan… Bu satırlar bir şeyleri daha anımsatıyorlar bana: Merhumun burada şiire olan bakış açısını öteki üzerinden arz ederek bir yöntem belirlediğini adeta… Ve bu iki satıra sığdırılmış “şiir, şair ve poetika” kavramları…

Yazılanlar muhteva itibariyle malumun ilamı olacak yahut yeknesaklık arz edecek. Fark etmeyecek nihayetinde, zira bir beşerin bu alanla intibakı kadar yazdıklarından müteşekkil olacak. Böyle bir girizgahtan zihin dünyamızı şekillendiren kavramlara… Ve kavramlar, insanı diğer beşeri varlıklardan ayıran yegane temeyyüzlerden, bilahare kavramlar kendisine verebildiğimiz doğru mana nispetince derdimizi anlatabilecek, halimizi arz edebilecek, kavramları kullanabildiğimiz nispetince olayları kavrayıp sorunları çözebileceğiz. Bundan dolayı kavramların içini doğru ve tam doldurmak, klasik bir tabir ile; “efradını cami ağyarını mani” edebilmek bizim için esaslı vazifelerden birisi oluyor. Bu sebepten ötürü kavramları kullanıp onlara özünden bir şeyler katabilene “şair”, yazdıklarına ve ortaya koyduğu esere “şiir” ve yazarken takip ettiği yola da “poetika” diyoruz en kısa tabirle.

Şiir insanlık tarihiyle müsavidir desek abartı olmaz kanaatimce. Şiirin olduğu her yerde ise onu nutk eden şair bulunur şüphesiz. İnsanlık tarihinin birçok döneminde önemli şiirler yazılmış yahut sözlü gelenek ile birlikte şiirler toplumsal hafızada yer edinmiştir. Bu sayede birçok ulvi değeri ifade etme imkanı bulmuştur, toplumlar. Kadim medeniyetlerin şiirle münasebetlerinde özellikle bakmamız gereken bir hususu da genel bir ifadeyle söyleyecek olursak; onlara göre şiir tanrıya yaklaşmanın yolu, ona ulaşmanın bir vesilesidir, yahut tanrısallaşmanın…  Ussal arayışın gelebileceği aşkınlık noktasını ifade eder diğer bir nazardan baktığımızda ise . Ama en nihayetinde şiir her daim insanla mutabık ve mütealliktir.

Şiir üzerine birçok tarif ve anlayış asırlardan beri yapılagelmiştir hiç şüphesiz. Salah Birsel “Bir şiir, yalnız o şiire giren sözcükler değil, bir de girmeyen sözcüklerden meydana gelir.”  sözüyle şiirdeki seçiliğe dikkat çekmiştir. Divan edebiyatının büyüklerinden Fuzuli’nin itibar-ı nazarında ise ilimle müteallık bir şiir anlayışı görüyoruz: “İlimsiz şiir, harcı ve hesabı olmayan duvar gibidir.” Fransız yazar, şair Lamartine’ye göre şiir, büyük zekaların rüyaları oluyor. Onu görebilmek için yetkinliğin olması gerektiğini savunuyor adeta. Sembolizmin öncülerinden Mallarme’ın ise şiire kutsallık atfettiğini görüyoruz: “Şiir, kelimelerin dinidir”. Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre ise şiir, sözcüklerle güzel biçimler kurma sanatıdır. Abdülhak Hamit Tarhan’ın şu dizelerinde ise şiirin, sadece tek bir şey üzerine değil, biri de kuşatan ‘her şey’ üzerine bina edilebileceğini anlatıyor bizlere:

“Fikrimi âsmân eder terfi‘

Şi‘irimi ahterân eder tarsi;

Her kim eylerse eylesin teşni‘

Bana lâzım değil beyan u bedi!”

Nabî’nin satırlarından da dökülüyor mana arayışı. Şiiri mahza lafızla iştigal etmiş manadan kopuk bir şey olarak görmüyor divan şairi…

“Âb-ı hikmetle bulur neşv ü nemâ

Gülşen-i şi’r ü riyâz-ı inşâ”

Örneklerini ziyadesiyle çoğaltabileceğimiz bu yakaşımlar, uçsuz bucaksız insanlığın ürünü ortak değerlerin, adeta şiirde yansımasını bulmuşluğunu ve her şairin farklı bir yorum görüşü ile o alanda beliren boşluğu dolduruluşunu anlatıyor bizim dimağlarımıza.

Benim anladığım yahut anlamaya çabaladığım ve bu çaba sonucu gark olduğum şiir; bana göre, insanın anlam arayışının sözcüklere nizam ile dökülmesinin ta kendisidir. Ve şiir; yaşamaktır, ölümü hissetmektir ve yaşadığı kadar ölüm hissinin damarlarda gezinmesidir. Mecaz ve kinayeyi hakikat üzerine kurup insana kaybettiği anlamını buldurmaktır. Hatabî, burhanî ve cedelî düşüncelerin bir potada mezc olmuş yahut var olmanın lezzeti ile yok olmanın haşyetinin birbirine karışmış halidir. Hacmi, koca bir kitabı dolduracak fikirleri birkaç satırla anlatabilmektir şiir. Ve ŞAİR…

Şair, kelimelerini konuşturup dahasını konuşmaya ihtiyaç duymayan, zamansal düzlemde zaman üstü fikirlerle insanlığa ışık tutabilecek donanımda olan, herkesin bitti dediği yerde, “hayır, her şey yeni başlıyor” diyebilme cesaretini gösterendir. Duygularını en sarih bir biçimde aktarabilendir yahut. Bir bakıma şair isyancıdır isyanı haykırır şiirlerinde. Bu isyan bazen kurulmuş sahte düzenlere bazense kalıplaşmış bedihiyattan sanılan fikirlere isyandır. Bazense şairin, kendi benliğinedir isyanı. İsyan görür gözlerde ve isyanı yazar satırlara, İsmet Özel gibi. Bazen de toplumun ilerisinde olan ve yönlendirendir şair, Sezai Karakoç’un şair için “toplum önderidir.”[1]dediği gibi. Ve POETİKA…

Şiir ve şair arasındaki ilişkiye ve bu iki kavram üzerine sözler serd edilip , yeni manalar aşılanmıştır, orijinallikleri ile temâyüz eden “edipler” tarafından. Her önemli şair bir poetika[2]belirlemiş ve o prensiplere uygun olarak oluşturmuştur şiirlerini. Poetika, şairin şiirle arasındaki ilişkinin nasıllığı üzerine bir beyandır. Bir usül bir ekoldür diğer ilimlere iktibasla. Tarihi seyrinde terim olarak “poetika” ifadesini Aristo’da, Türk Edebiyatı’nda ise ilk Necip Fazıl’ın kaleminde görmekteyiz. Ve daha sonrası, alıp başını gidiyor, kendini aşıyor, büyük bir derya oluyor okyanusa dökülen. Nihayet okyanustan bir örnekle biti(rili)yor, bitmeye namzet her oluş gibi…

 

POETİKA(M)

Şiir oldum düştüm sadırlara

Okundum, okutuldum, rücu ettim satırlara

Anlaşılmak için yazılmışken

Vuruldum prangalara

Sarihlikten ödün vermemişken,

kapalılıkla suçlandım,

anlamaya cesaret edemeyen dimağlarda

ben “barışım” dedikçe

“sen savaşsın” yayıldı boşluklara

O isyanmış anlaşıldı sokaklarda

çok şey oldu, ben hiçbir şey söylediğimde

son sözü söyleyemeden

mecbur kaldım bitmeye

ve ben her şeyim dedikçe

hiçbir şey oldurulamadım

Şiir oldum, okundum;

masumiyetten yoksun gözlerle…

– M.F.E.

 

KAYNAKÇA

[1]Karakoç, Sezai, Şiir ve şair anlayışı sf,159

[2]Zamansal anlamda “poetika” kavramı 19-20 yüzyılları arasında şekillense de her şairin belirli bir yönteminin olduğunu söyleyebiliriz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir