72 kez görüntülendi.

Sekülerleşme Teorisi ve Kırılma

İtirazlar uzun zaman önce yapılmış ve farklı dönemlerde tamı tamına bir teori olmaklığıyla (ya da tam tersi) ayırabileceğimiz serencamda revize edilmiş olsa da sekülerleşmenin yeterli, geçerli ve vaki olduğuna dair pek çok görüş bulunmaktadır. (Lechner, 1991) Uzun yıllar boyunca bizim ortaya koyduğumuz şekliyle sorun ele alınmamış, konu karşı cihetten incelenmişti. İşte tam burada yaşanan dönüşümü açıklayabilmek için sekülerleşmenin neden verili kabul edildiğini açımlamaya çalışıp önermeler bütündeki tekdüze tarih gibi kabullerin altını oyan olay ve fikirleri belirli şahıslar üzerinden inceleyeceğiz. Dört başı mamur bir açıklayıcı desen yani teori olmaktan çok bir dünya görüşüne bağlanabilecek bölümleriyle beraber asıl tartışmanın kapsamlı ve kendi içinde bütünlüklü olduğu 50’ler ve sonrasında sosyal bilimler-kültür çalışmalarında yaşanan kırılmayla bağlantılar kuracağız. (Turner, 2015) Altından kalkamayacağımız, uzunca bir tarihçe ya da kapsamlı tekil şahısların serimlemesi yerine dönemi ve paradigmayı anlatabilecek isimlere göz atılacaktır. Zeitgeist’a dikkat kesilmek için ilk modernite ve sonraki etkileri atlanamayacak kadar önemlidir. Baştaki cümleler ve Davie’nin dikotomileri bu amaçla sarf edilmiştir. Tasviri aşamayı geçmemizi ise -geçmişi yargılamayı- bugünden yapılan kapsamlı topoğrafya ve kutuplar mümkün kılacaktır. (Weber, 2012) Vurguladığımız gibi nihai sözü ancak nihai sözlerin ne söylediği üzerinden yürütebiliriz. 

1. Sekülerleşme Ne Anlama Gelir?

Sekülerleşme teorisi modernleşmeyle birlikte gerek toplumsal gerekse bireysel düzlemde dinin gerileyip yok olacağını öne sürer. Bunun da ötesinde hali hazırda toplumların sekülerleştiği ve moderniteyle eş-süremli, toplumların girmek zorunda olduğu bir koridor teorinin çekirdeğinde yatmaktadır. Sekülerleşmenin bu açıdan Weberci anlamda sosyal değişimi açıklayan gayet genel bir teori olduğu söylenebilir. Söylenenlerin içerimleri ve Weberci rasyonelleşme anlayışı ise şu şekildedir: Rasyonelleşme; kültürel çokluk, sosyal farklılaşma ve uzmanlaşma (iş bölümü)’yı beraberinde getirir. Bu süreçte dini dünya görüşü ve kurumlar sosyal ve kültürel etkilerini kaybedecektir. Bu iddiaya ise sıradaki adımlarla ulaşılabilir. Dini kimlikler yutucu özelliğe sahiptir. Dini ve dinden kaynaklı dışlayıcılık pre-modern topluluklarda hâkimken bahsettiklerimiz cemaate üyeliği hukuk devletinde yurttaşlığa dönüştürmüştür.  Resmî kiliselerin ilk bakışta pek çok açıdan sermaye kaybetmesi, devletin meşrulaştırma türünün akılcı ve hukukî türe kayması ile bağlantılı olan hayatî aşamalardır. En önemlisi ise sosyal vasat, bilim, sanat ve ahlak dini bir zemini gereksinmeyi çoktan bırakmıştır. Weberci “sosyodise” artık ratio tarafında salınmaktadır. Bütün bunlar demistifikasyonu getirir ve demistifikasyonla güç kazanır. (Lechner, 1991, s. 1104) Bu açıdan rahatlıkla ‘’büyü-bozumu’’’nun weltanschauung’un temellerinin çözülmesini açıklamaya çalıştığını söyleyebiliriz ki bu kullanımıyla terim bütüncül dönüşüm ve kaçınılmaz mikro-makro etki varsayımına ışık tutar. Hepsini bir araya getirdiğimizde sonuçsal önermenin diğer bir ifadesi, modernleşme kendini gerçekleştirdikçe ve gerçekleştiği oranda geleneksel din ve kutsal inançların yok olacağıdır. 

2. Tarihsel Arkaplan

Aydınlanmanın çocuğu Avrupa’da, Darwin’in geleneksel anlatıya meydan okuyan teorisinin, bilimin bütün tiranlık biçimlerinin üstesinden geleceği düşüncesi yaygındı. Fransız devrimi sadece tahta değil dini otoriteye karşı da gerçekleşmişti. Diğer bir deyişle yeni siyasî düzen ana rahminden kavgalı doğmuştu. Sadece siyasî yapı değil bilimsel insan anlayışı da reason adına zihnin işleyişi ve zihni anlamanın tekel kuran kiliseye karşıt olarak insanlığın iyiliği için kullanılabileceği yönündeydi. Aklın gerçekleştireceği ereğe inanç sonsuzdu. Modernliğin alımlanması ve sosyal bilimlerin kuruluşunda derin bir sekülerlik varsayımı hâkimdir hatta bakışın doğal sonucudur diyebiliriz. (Hadden, 1987) Dikkat edilmesi gereken Batı’da Kilise’yi karşısına alan bir çerçevede geleneksel Hristiyanlıkla alakalı irrasyonel din değerlendirmesidir. 

Tartışmayla alakalı çok uzun bir zaman dilimi içinde farklı alanlardan düşünür ve bakış açısından bahsedilebilir. Elbette ki sadece sosyolojiye ait düşünceler toplamı olmaktan uzaktır. Bu bakımdan 20. yy ve bir önceki dönemi birbirinden ayırmamız gerekiyor. Önceki dönem için etraflı açıklamaya yeltenmeden genelde göz ardı edilen, modernleşme ve sekülerleşmenin yıkıcı yönünden bahsetmek istiyorum. S. Simon ve Comte geleneğindeki insanlık dini (Ataman, 2001), “Tanrı Öldü” sözünün kutlamaya hiç mi hiç uymaması (Fraser, 2002, s. 19), anomie kavramı, Engels ve Marx’taki kendini gerçekleştirecek tarihte komünal iyi zamanlar, moderniteye güvenle beraber değer yitimi olarak ciddi endişelerin mevcut olduğunu gösterir sanırım. Buna rağmen yazının sınırlarını oluşturabilmek ve elverişli önermeler kurabilmek adına teorik açık-seçikliğin olduğu Bryan Wilson ve David Martin karşılıklılığıyla açımlayabileceğimiz entelektüel tartışmadan başlamak istiyorum. Nitekim Martin sekülerleşme teorisinin eleştirisini yapan ilk kişidir. (Martin, 1965) Sekülerleşmenin değer yüklü olduğunu savunmuştur. Vaat ettiğimiz belirlemeye Thomas Luckmann’ın aktardığı Wilson’un görüşleri üzerinden varabiliriz. (Luckmann, 1976) Bu özet zamansal mesafe ve getirdikleriyle yargılayıcı tavrı da sağlayacaktır. 

Seküler olan modern toplumların yapısının bizatihi kendisidir.

İnsanların zihinleri ya da yaşamları seküler ya da değil olarak değerlendirilemez.

Fehva ancak toplumların yapısına uygulanabilir. Toplumlar dini meşrulaştırmaya ihtiyaç duymamaktadırlar. Diğer bir deyişle din toplumda kurucu bir kurum olmaktan çıkmıştır.

Hala mevcut olan meşrulaştırmalar ise merkezî toplumsal etkinlikleri belirlemekten uzaktır.

„Topluluk özünde dinî, toplum ise özünde sekülerdir. (Gemeinschaft-Gesellschaft)

„Dinin örtük işlevleri artık dini olmayan mekanizmalarla aşikâr olarak yerine getirilmektedir. (uzmanlaşma)

Luckmann’ın ortaya koyduğu, yukarıdakilerin cevaplayamayacağı, kapsayamayacağı olguları ya da ortaya çıkışındaki abartılı kabulleri 3 başlık altında ifade edebiliriz. 

„İlkeller ya da antik çağ gibi modernler de hem duygusal hem de rasyoneldirler. Ayrıca fonksiyonel-rasyonel olmasa da kendi taksonomilerine sahip toplumlar kendi içlerinde bir mantığı barındırmaktadırlar. Rasyonaliteyi artık homojen bir nitelik olarak görmememiz iddiaları ciddi oranda zayıflatmaktadır.

„Örtük işlevlerin yer değiştirmesi açık işlevlerin yok olmasını gerektirmez. 

Topluluk ve toplum katı aşamalar değildir. Periferilerdeki varoluşlardan ve yoğunluktan bahsetmek kaçınılmaz olan yaşam krizleri ve hayatın anlamını cevaplamamaktadır. Luckmann’a göre bu ikisi dini sorular ve dolayısıyla dini cevaplardır. Bunların eksikliğinden kaçamayacak insan ve toplumun sekülerleştiği iddiası mevcut zeminde anlamsızdır.

Verilen cevaplarda da görülebileceği gibi bizce genel paradigma geçişi yani ilkel-modern ikiliğinin yeniden masaya yatırılması kırılmada kilit durumdadır. Nitekim Batı’ya has, geri kalmış ötekiler ve gelişmiş Batı kabulüyle bezenmiş sekülerleşme itiraza açıktır. Bunu ise Mary Douglas ile beraber düşünebiliriz. 

3. Douglas’ın Kültür Çalışmalarına Katkılarının Sekülerleşme Tartışmalarına Yansımaları

Douglas’ın modern ve ilkel toplum ikilisini yeniden düşünerek yaptığı çalışmalar, (Douglas, Purity and Danger, 1966) ilkellerin de seküler olduğuna yönelik açıklama ve ampirik çalışmaları kırılmada önemli konuma sahiptir. Dinin geçerlilik ve işlevini yitirmesiyle sonuçlanan serüvene sahip toplumlar ile bireylerin tamamen dini bir yaşam sürdüğü topluluklar katı uzam-zaman ayrımlarından çok beraberce var olmaktadır. İskoçya’daki Cuma Ritüellerinde görülen halk dinî motifleri ve Mbuti pigmelerinin kar odaklı-piyasa güdümlü gevşek örgütlenmeye sahip olabildiğince seküler yaşantıları en bariz örnekler olarak zikredilebilir. (Douglas, 1970, s. 16) Aynı anda olmakla ortadan kalkmayan farklılıkları açıklamak için[1] Douglas Grid-Group kavramsal çerçevesini önermektedir. 

Kafes ve Grup teorisi, inanç sistemlerini doğuran sosyal düzen ve kolektif tecrübeyi anlamaya çalışır ve yapıya tarihsel ve zorunlu bir süreç yerine koşulların getirdiği dönüşümler olarak yaklaşır. (Spickard, 1989) Bu bakışı kullanarak din araştırmaların malul olduğu noktalardan bahsedilebilir. Örneğin Douglas sekt, kült ve hareketle sınırlanan dini araştırmaların İrlanda, Afrika, Arap Yarımadası, Polonya gibi pek çok din-politika arasında vuku bulan olayları Weberyan varsayımlarla gözardı ettiğini, inanç ve değerin sosyal bilimlerde de asli olduğunu, modernleşmeci ideolojinin kibirli antropoloji doğurduğunu ifade eder. Revize edilmesi gereken düşüncelerin altında yatan Tocqueville’in eski rejimi temerküz, Amerika’yı eşitlik, Weber’in ise Batı’yı rasyonellik itkisine indirgemesinde görüldüğü gibi toplumları tek güdüyle açıklama eğilimini kırılmaya ekleyebiliriz. (Douglas, 1982)[2] Modern, Post-Modern dikotomisine geçmeden önce bu dikotomilerin dini çalışmalarda ne gibi aksaklıklara yol açabileceğinden biraz daha bahsedebiliriz. 

Douglas Berger’in Batı’daki dinî tecrübeyi bireyi gerçekleştiren; Doğu’dakini bireyi silen olarak görmesinin kültürel ön yargı olduğunu; teodise, meşrulaştırma, toplumun otoritesini tecrübenin farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini, bilim, gelenek sorgusu, bürokrasi ve doğaya bağımlılığın düşmesinin sekülerleşmeyi getirmesinin zorunlu olmadığından bahsediyor. Dinin geri dönüşü ve de-sekülarizasyon anlayışının da dinî çöküş ve canlanışın yeterince incelenmediğini, maneviyat hareketlerinin şüpheden azade olduğunu söyleyerek tek taraflı olduğunu vurguluyor. (Douglas, 1982) Sonuç olarak halefinin yerine geçen post-modern varsayımlar kırılmayı anlamada vazgeçilmezdir diyebiliriz. 

Modernlik

Post-Modernlik

Sanayileşme

Sanayi Sonra-Bilgi

Kentleşme

İleri-Kentleşme

Üretim

Tüketim

Meta anlatı: dinî ya da gayr-ı dinî

Dinî anlatıların yanı sıra seküler, bilimsel, rasyonel ya da gayr-ı dinî vs. anlatıların parçalanması/dağılması

İlerleme-Sekülerleşme

Kutsala ayrılan bir alan var, ancak çoğunlukla daha öncekinden farklı şekillerde

Tıp bilimi

Şifa/Alternatif Tıp

Kurumsal Kiliseler

Kutsalın Çeşitli Şekilleri

Tarım

Ekoloji/Organik Gıda

(Davie, 2005, s. 205)[3]

Temel ikiliğin içerimleri ve sonuçları hakkında yeterince açıklama yapıp bağlantıları kurduğumu düşünüyorum. Modernite kuramıyla eşlenik çerçevede devam edemeyeceğini vurgulamak ve kırılmayı açıklayabilmek adına teoriyi hırpalayan seçici bir tablo çizdim. Bununla beraber tartışma hızla devam etmektedir. Kullandığımız kaynaklardan da görülebileceği gibi nispeten eski bir dönemi ele aldık. Konunun güncel kapsamı için oldukça sınırlı ve yanıltıcı bir yazı olduğu konusunda okuyucuları uyarmalıyız. Bugünü ve bugünkü görüşleri anlamak için vazgeçilmez olsa da kendi başına yetersizdir. Bu konuda Roland Robertson’ın tartışmanın ortasından kaçan Secularization (teorik, görgül) ve Approval (dinî, sosyolojik)  adlı betimsel tasnifi faydalı gözükmektedir. (Robertson, 1971)

 

KAYNAKÇA

Ataman, K. (2001). Religion of Humanity Revisited. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 197-207.

Davie, G. (2005). Din Sosyolojisinde Yeni Yaklaşımlar: Batılı Bir Bakış, , (Çev. Mehmet Akgül, İhsan Çapçıoğlu). Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 201-214.

Dobbelaere, K. (2002). Secularization: An Analysis at Three Levels.Brussels: Peter Lang.

Douglas, M. (1966). Purity and Danger.New York: Routledge.

Douglas, M. (1970). Natural Symbols.London: Barrie & Rockliff.

Douglas, M. (1982). The Effects of Modernization on Religious Change. Daedalus, 1-19.

Fraser, G. (2002). Redeeming Nietzsche.London: Routledge.

Hadden, J. K. (1987). Toward Desacralizing Secularization Theory. Social Forces, 587-611.

Lechner, F. J. (1991). The Case Against Secularization: A Rebuttal. Social Forces, 1103-1119.

Luckmann, T. (1976). A Critical Rejoinder. Japanese Journal of Religious Studies, 277-279.

Martin, D. (1965). Toward eliminating the Concept of Secularisation. E. J. Gould içinde, The Penguin Survey of the Social Sciences(s. 169–182). Harmondsworth: Penguin.

Robertson, R. (1971). Sociologist And Secularization. Sociology, 297-312.

Spickard, J. V. (1989). A Guide to Mary Douglas’s Three Versions of Grid/Group Theory. Sociological Analysis, 151-170.

Turner, B. S. (2015). Din ve Çağdaş Sosyolojik Teoriler, (Çev. Talip Demir). Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 201-220.

Weber, M. (2012). Sosyal Bilimler Metodolojisi.(Çev. Vefa Saygın Öğütle), İstanbul: Küre Yayınları.

 

 

[1] İkiliği geçersiz bulmaktansa ikilikle eşlenebilecek verili kategorik toplumlar yerine ikiliğe yordayabileceğimiz tezahürlerin beraberce bulunduğu düşüncesini kastediyoruz. 

[2] Douglas aynı çalışmasında modernler kökünden farklıdır ve kültürler otonomdur ya da etkilenme kısıtlı ve tek taraflıdır varsayımlarının dini çalışmaların önünde engel oluşturduğunu söylüyor. Yüzeydeki görüşlerin etiolojik kökenleri açısından açıklayıcı kabuller olduğu söylenebilir.

[3] Tablo hemen hemen aynıyla alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir