404 kez görüntülendi.

Röportaj | Abdülkadir Macit ile Muhammed Hamidullah Üzerine

Abdulkadir hocam, hoşgeldiniz. Yeni kitabınız hayırlı olsun. Bizleri kırmayıp teklifimizi kabul ettiğiniz için marmarailahiyat.com ailesi adına sizlere teşekkür ederiz.

Hoşbulduk efendim.

Değerli hocam, niçin Muhammed Hamidullah’ı çalışmayı ve yazmayı tercih ettiniz? Kendisini modern dönemin diğer âlimlerden farklı kılan husus nedir?

Muhammed Hamidullah’ı çalışmayı ve yazmayı iki sebep üzerinden izah edebilirim. Birincisi İslam Tarihi ve Siyer alanında önemli çalışmalar kaleme almış olmasıdır. Örneğin; İslam Peygamberi adlı eseri ülkemizde Siyer’de otorite eserlerden birisi olmaya devam etmektedir. Hatta bir İlahiyat öğrencisinin lisans eğitimini tamamlamadan muhakkak surette okumasını salık verdiğimiz iki eserden birisi İslam Peygamberi’dir. Diğeri ise İbn Haldun’un Mukaddime’sidir. Diğer taraftan Hamîdullah’ın, siyer ve İslam tarihi alanlarına dair ortaya koyduğu bakış açısı, kaleme aldığı eserleri ve serdettiği teklifleri, onun günümüzde İslam tarihçiliğinin yeni siması olmasının ötesinde modern dönemde bir Müslüman âlim portresi çizmesi itibarıyla de ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu da ikinci sebeptir. Bu iki sebepten hareketle Hamîdullah’ın özelde siyer ve İslam tarihçiliği olsa da genelde içinde bulunduğumuz asırda prototip bir Müslüman âlim olarak düşüncesini, metodolojisini, görüşlerini, tekliflerini ve etkilerini bütünlüklü bir şekilde ele almayı murat ettik.

Hamidullah’ı modern dönemin diğer âlimlerden farklı kılan hususlar arasında onun tümdengelim yöntemini dikkate alarak bütün ilimlere odaklanması yani ilimleri, bütünün parçaları olarak gören yaklaşımı, diğer bir ifadeyle ilimlere interdisipliner yaklaşımı, bilimsellikten ödün vermeyen yazım biçimi, Doğu’nun ve Batı’nın her yönüyle mezcedilerek itidal çizgisinde vasatı temsili gibi hususiyetleri zikredilebilir. Ayrıca Hamîdullah, 20. yüzyılda meydana gelen işgal ve meydan okumalar karşısında Haydarâbâd’dan İslam dünyasına, İslam dünyasından insanlığa uzanan bir bakış açısı ile Batı karşısında siyasi, iktisadi ve fikrî bağımsızlık mücadelesini esasen ilim mecrasını merkeze alarak vermesi ilave edilmelidir. Bu maksatla Allah-âlem-insan tasavvurundan nübüvvet anlayışına, siyaset ve yönetim yaklaşımlarından iktisadi meselelere, din tasavvurundan varlık, bilgi ve değer bakış açılarına kadar hususen Müslümanların ancak umumiyetle insanlığın karşı karşıya kaldığı temel sorunlar ile ilmî sahada ilgilenmek zorunda kalmasını vurgulamamız gerekmektedir. Bu sayede Hamîdullah’ın İslam Dini’nin insanlığa takdiminde ilmî çalışmalarını bir araç olarak seferber ettiğini belirtebiliriz. Bu durum onu diğer İslam alimlerinden ayıran en temel hususiyetlerinden birisidir.

Bu sizin ilk biyografi kitabınız değil. Mehmed Akif Ersoy, Ahteri Muslihiddin Mustafa Efendi ve Necmettin Erbakan hakkında da biyografi kitaplarınız var. Bu isimlere odaklanmanızın sebepleri nelerdir?

Kur’an’da tarih takdimine dikkatlerimizi çevirdiğimizde tarihin bir fotoğraf karesinin daha büyük bir karenin bir unsuru olduğu hakikatindeki gibi parça-bütün, tikel-tümel veya mikro-makro birlikteliği üzerinden aktarıldığını ifade edebiliriz. Örneğin; insanlık tarihi tüm peygamberler üzerinden makro bir tarih ile sunarken mikro anlamda ise Hz. İbrahim’in M.Ö. 1800’lü yıllarda Mezopotamya’daki hicretlerine, Hz. Yusuf’un M.Ö. 1700’lü yıllarda Mısır yıllarına, Hz. Muhammed’in M.S. 600’lü yıllarda Mekke ve Medine dönemlerine odaklanmaktadır. Yani ayetlerde mikro tarih ile makro tarih iç içe verilirken mikro tarihin makro tarih içinde anlaşılması gerektiği salık verilmektedir. Diğer bir ifadeyle Kur’an, tarihi, tek tek hadiselere bakmaktansa genel bir insanlık bilgisi üzerinden yani “long period” bakış açısı ile sunmaktadır. Tabii olarak bu bütünlük geçmişe geniş bir tarih anlayışı ile bakmaktan veya büyük fotoğraf ile tarihin vakıalarını ortaya koymaktan geçmektedir.

Bu teoriden hareketle 21. yy.’da yaşayan insanlar olarak karşı karşıya kaldığımız temel meselelerden birisi; bir yandan tevarüs ettiğimiz geçmişi bir tarih olarak idrak etme teşebbüsü iken diğer yandan şu an nerede durduğumuza ilişkin sorunun cevabını üretme zorunluluğudur. Bu zorunluluğu husule getiren esas sorun son üç asırdır Batı ile hesaplaşmayı gerekli kılan Modernite’dir. Dolayısıyla 18. asırdan başlayarak günümüze kadar gelen bu hesaplaşmanın temel meselelerini, oluşturduğu değişimleri ve dönüşümleri fikirler, vakıalar ve isimler üzerinden takip etmemiz gerekmektedir. Şayet bu süreci fikirler, vakıalar ve isimler üzerinden bütünlüklü idrak edersek tevarüs ettiğimiz yakın geçmişi idrak eder, şu anda nerede durduğumuza dair de cevaplar üretebiliriz. Üzerinde çalıştığımız Mehmed Akif Ersoy, Necmettin Erbakan ve Muhammed Hamidullah isimleri tam da burada bir anlam kazanmaktadır. Her birinin mikro planda özel bir yer teşkil etse de makro planda Modernite ile bütünlüklü bir hesaplaşma içerisine girmiş olduklarını ve tam bağımsızlık için mücadele verdiklerini zikredebiliriz. Farkları mikro düzlemde zaman, mekân ve imkan farklılaşması olsa da ortaklaşmaları makro planda aynıdır. İslam dünyasının ve Müslümanların Batı karşısındaki yenilgisinin, travmasının ve dönüşümünün farkında olarak siyasi, iktisadi, fikri bağımsızlığı temin ve ittihad-ı İslam’ı tesise yöneliktir. Bu anlamı ile Akif’in Hicaz ile Almanya ve İstanbul-Ankara arasındaki seferleri ile Hamidullah’ın Haydarabad-Paris-İstanbul-İslamabad arasındaki ilim seyahatleri makro planda aynı saikten neşet etmektedir. Yine Erbakan’ın siyasi mücadelesi, Adil Ekonomik Düzen çabası ve ittihad-ı İslam’ı hedefleyen D-8 uygulaması ile Hamidullah’ın Haydarabad’ın bağımsızlığına yönelik siyasi mücadelesi, İslam İktisadı’na dair ilmi çalışmaları ve Yüksek Hilafet Konseyi, Uluslararası Fakihler Cemiyeti, Müslüman Ülkeler Para Birimleri Federasyonu ve Müslüman Ülkeler Faizsiz Borç Fonu gibi ittihada yönelik teklifleri yine makro planda aynı mücadeleden kaynaklanmaktadır.

Diğer taraftan bu üç isim de modern düşüncenin hayatın bütününe yönelik meydana getirdiği tehdit ve Müslümanları karşı karşıya bıraktığı büyük meydan okumalar karşısında bütünlüklü bir mücadele vermek durumunda kalmışlardır. Bu mücadelede onlar, kendilerini ne moderniteye göre veya modernite için (modernist yaklaşımlar) ne de modernite karşısında (muhafazakâr yaklaşım) konumlandırmıştır. İslam’ın farklı milletler ile birlikte bir arada yaşanmasını salık veren anlayışı gereği modern düşünce ile etkileşime girerek onun iptal edilmesi gereken hususiyetlerini iptal, ıslah edilmesi gereken yönlerini ıslah, insanlığın hakikat birikimine verdikleri katkıyı ibka (alıp sürdürme) şeklindeki yaklaşımı, onları aşırılıklardan arındırmış ve vasat (itidal) zemininde konumlandırmıştır. Bu yönü ile onlar, üçüncü bir yol olarak insanlığın girdiği darboğazdan ve büyük meydan okumalardan kendisi kalarak ancak karşıdakinin müspet yanlarından istifade ederek çıkmayı teklif etmişlerdir.

Bu isimler hakkında yaptığınız çalışmalar bağlamında bir biyografi çalışması yaparken nelere dikkat edilmeli veya siz çalışmalarınızda nelere dikkat ettiniz?

Bir biyografi çalışması yapılmadan önce üzerinde çalışılan ismin içinde yaşadığı asrın ve coğrafyanın genel özellikleri bilinmeli, etkilendiği isimler veya ekoller tespit edilmeli, tüm eserleri tetkik edilmeli ve etkilediği isimler takip edilmelidir. Bu sayede öncesi, esnası ve sonrası ile bütünlüklü bir şekilde ele alınma imkanı elde edilebilir. Bu kitabımızda Hamidullah’ın neredeyse bütün kitaplarını, makalelerini, ansiklopedi maddelerini ve röportajlarını tespit etmeye ve okumaya çaba gösterdik. Aynı şekilde Hamidullah hakkında yazılan kitaplara, makalelere, tezlere, özel sayı olarak hazırlanan dergilere ve sempozyum metinlerine ulaşarak tetkik etmeye itina gösterdik. Bu süreçte Abdulazim Islahi tarafından Hamidullah’ın İslam İktisadı’na dair makalelerinden teşekkül eden bir kitabını Muhammed Hamidullah: İslam İktisadının Öncü İsmi adıyla tercüme ederek bu alandaki çalışmasını Türkçemize kazandırdık. Bu sayede Hamidullah’ı bütünlüklü bir şekilde ele alma imkanı bulmuş olduk. Buradan hareketle ilmi portre çalışması yapan birisinin bu bütünlüğü temin etmesi gerekmektedir.

Kıymetli hocam, siz İslam tarihi doçentisiniz. Hamidullah hocanın da öne çıkan uzmanlık alanlarından birisi tarih. Kitabınızda kendisinin İslam iktisadı ve yönetim anlayışının yanı sıra tarih metodolojisine de yer vermişsiniz. Bu anlamda Muhammed Hamidullah’ın tarihçiliğinde öne çıkan kavramları belirtir misiniz?

Hamîdullah’ı “tarihin nabzını tutan birisi” olarak ifade etmemizde mübalağa yoktur. Tarihin nabzını ise muhafazakâr veya Batıcı modernleşme savunucularının iddia ettiği gibi ne evrime dayalı ne ulus-devlet merkezli ne de bölgesel ve ırka dayalı tarih yazarlığı ile değil daha ziyade yaratılışa dayalı evrensel tarih yazarlığı ile tutmuştur. Tabii olarak bunu Hind, Avrupa ve Anadolu’nun ilmî birikimine yaslanarak diğer bir deyişle bu üç medeniyet havzasının perspektifini şahsında mezcederek gerçekleşmiştir. Hamîdullah, tarihi, İslam’ın bütüncül, evrensel ve devamlılık ilkesi mucibince Hz. Âdem’in yaratılışıyla başlayan ve sonsuza kadar uzayıp giden bir süreç olarak değerlendirmektedir. Çalışmalarında Kur’an-ı Kerim ve hadisleri temel kaynak olarak kullanan Hamîdullah, Kitab-ı Mukaddes’i de bir kaynak olarak ancak doğruluklarının araştırılması şartı ile kullanılabileceğini dile getirmektedir. Klasik tarih kitapları başta olmak üzere şiir, seyahat ve gözlemlerinden edindiği bilgiler ile keşfettiği kitabeler, el yazma eserler, fıkıh, tasavvuf ve botanik gibi alanlarda yazılmış pek çok eserden da faydalanmıştır. Bunların yanı sıra çağdaş ilimleri de kaynak olarak kullanan Hamîdullah, bu sayede eski ile yeninin, geleneksel ile çağdaşın kendisinde bir araya geldiği mümtaz İslam tarihçilerinden birisi olmuştur.

Hamîdullah’ın bu yaklaşımı, günümüz tarihçileri için ne modernitenin ilerlemeci ve evrime dayalı bir tarih anlayışı ile zamanın ve tarihin Batılı insanlarca sürekli iyiye doğru gittiği Batılı tarih anlayışından ne de insanoğlunun arz üzerinde fiilleri ile âlemi tahribata uğrattığı ve zamanın ve tarihin kötüye gittiği Doğulu tarih anlayışından azade olmayı telkin etmektedir. Dahası ulus-devlet perspektifine dayalı bir ırka veya devlete dayalı millî tarih yazarlığından arınmayı ikrar etmektedir. Aksine tarihe genel insanlık tarihi olarak bakılması gerektiğini salık vermektedir. İslam’ın ve Müslümanların da Batılı insanın iddiasının aksine bu genel tarihin önemli birer aktörleri olarak görülmesini ve bu konuda peygamberlerin tarihte medeniyetler kurucu aktörler olduğunu ve onların mesajının takip edilerek günümüz şartlarında yorumlanması gerektiğinin altını çizmektedir. Dolayısıyla günümüz tarihçileri, Avrupa merkezci tarih anlayışından arınarak ve Hamîdullah’ı takip ederek bütüncül, evrensel ve geniş çerçeveli bir tarih anlayışını inşa etmek zorundadırlar.

Muhammed Hamidullah’ın hayatında sizi en fazla etkileyen olay hangisidir?

Hamidullah’ın, 1948 yılından sonra Paris’te geçirdiği ömrünün kesinlikle öncesinden daha aktif, bir o kadar sessiz ve organize olduğunu ifade etmemiz gerekmektedir. 1948’e kadar ülkesinin bağımsızlığı için verdiği bağımsızlık mücadelesi, onu âdeta dünyanın bütün sorun ve sıkıntılarını omuzlayan ve yüklenen bir dimağ hâli­ne getirmiştir. Geçirdiği bu zorlu sürecin ardından Hamîdullah’ın başta Müslümanlar olmak üzere insanlığın dert edindiği her meseleye çözüm sunma adına katkıda bu­lunmaya kendini adadığını belirtmem gerekmektedir. Bu adanmışlık sayesinde Paris’te onlarca derneğin kuruluşuna imza atması, Batılı modernist&oryantalist fikir adamlarının İslam’a ve bütün unsurlarına yönelik eleştirileri karşısında İslam’ın bütün alanlarına dair bir yazım sürecine girmesi, İslam dünyasının meselelerini kendi meselesi addederek Türkiye’den Pakistan’a, Hicaz’dan Mısır’a tüm Müslümanların çağdaş problemlerine yönelik teori ve pratik anlamda çözümler sunması ve teklifler getirmesi şahsımı etkileyen en önemli olaylar bütünüdür.

Bu biyografi çalışmanızdan yola çıkarak, Muhammed Hamidullah’ın hayatı ve çalışmaları sizce günümüz ilahiyat öğrencilerine ne tavsiye ediyor? Öğrenciler hocanın hayatı ve çalışmalarından kendilerine ne çıkartabilirler?

Hamîdullah, ne kapitalizmin ne sosyalizmin ne de ulus-devlet sürecinin tüm insanlık için münasip olmadığını dolayısıyla İslam’ın mütekâmil sistemi ve İslam Peygamberi’nin örnekliğine ayak uydurmak gerektiğini ilmî çalışmalar ile ortaya koymaktadır. İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı meydan okumalar karşısında İslam’ın temel esasları ve Hz. Peygamber’in en güzel örnekliği (üsve-i hasene) merkezinde meseleleri yeniden ele almaya gayret göstermiştir. Hamîdullah madalyonun bir yüzü olarak Müslüman yöneticilerin imparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinde devletin hukukunda İslam hukukunu, siyaset ve idare uygulamalarında İslam’ın siyasi ve idari ilkelerini, eğitim sisteminde İslam eğitim sistemini, iktisadi kararlarında ise İslam iktisadının ilkelerini merkeze alarak yönetimlerini inşa etmelerini teklif etmektedir.

Ömrünü İslam araştırmaları, İslam’ın tebliği ve sadece Müslümanların değil esasen tüm insanlığın 20. asırda karşı karşıya geldikleri sorunların üstesinden gelmeleri konusunda yoğun bir ilmî çaba ile geçiren Hamîdullah, İslam ve İslam’ın ilgili alanlarına dair İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça ve Urduca dillerinde 100’den fazla kitap, yaklaşık 1000 ilmî deneme ve makale kaleme almıştır. İlahiyat öğrencilerinin bu eserlerdeki bütünlük ve itidali takip etmeleri gerekmektedir. Ancak Hamîdullah’ın bir yerde sabitkadem bir şekilde kalarak teorilerini yeterince derinleştirememe, teorilerini tartışan ve geliştiren talebeler yetiştirememe ve kurumlar ihdas edememesi durumu, bu bütünlüğün yeterince gündem edilmesini engellemiştir. Hamîdullah’ı takip etmek demek, onun bu noktainazarından yürüyerek modern düşünce ile bütünlüklü mücadele etmeyi ve Doğu ve Batı’nın aşırı düşünceleri karşısında İslam’ın da hedeflediği itidal çizgisinde kalarak bütünlüklü çözümler üretmeyi gerekli kılmaktadır. Bunun için ülkemizde Muhammed Hamîdullah Araştırmaları Merkezi’nin kurularak tüm eserlerinin Türkçeye kazandırılması, bu eserlerin bütünü üzerinden Hamîdullah’ın teorilerinin ortaya çıkarılması ve kritik edilmesi gerekmektedir. İlahiyat öğrencileri kendilerine onun özellikle siyasi ve iktisadi alandaki tekliflerini daha da derinleştirerek pratiğe ve hayata geçirilmesi için ilgililerin gündemlerine taşıma gibi bir ders çıkarabilir. Bu röportajın bu üretime vesile olması ümidiyle.

Kıymetli vaktinizi ayırdığınız için tekrardan teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Abdülkadir Macid, lisans eğitimini 2004 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde, doktora eğitimini de 2015 yılında Marmara Üniversitesi İslam Tarihi ve Sanatları bölümünde nihayete erdirdi. Dünya Tarihi, İslam Tarih Düşüncesi, Orta Asya ve Özbekler, Çağdaş İslam Düşüncesi, İslamcılık ve İslami Hareketler gibi alanlarda çalışmalar yapmaktadır. İlahiyat Fakültesinin yanı sıra İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu olan Macit’in, Ahterî Muslihiddin Mustafa Efendi, Şeybânî Özbek Hanlığı, Önden Gidenler: Necmettin Erbakan, Çağa İz Bırakan Önderler: Mehmed Akif Ersoy ve Necmettin Erbakan, Geçmişten Günümüze Hilafet (ed.) serlevhalı kitapları, Muhammed Hamidullah: İslam İktisadının Öncü İsmi adlı çeviri ve çeşitli kitap ve dergilerde yayınlanmış makaleleri vardır. Hâlihazırda Kocaeli Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Siyer-i Nebi ve İslam Tarihi alanında öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir