896 kez görüntülendi.

Osmanlı Ulemasında Kahve Meselesi: İtidal Sanatı ve Katip Çelebi Örneği

Kahve, anavatanı Yemen’den çıktığından bu yana İslam alimleri nezdinde oldukça tartışmaya yol açmıştır. Bu tartışma ortamından Osmanlı uleması da geri durmamış ve kahve kullanımının keyfiyeti ile alakalı fetvalar verilmiştir. Dönemin meşhur alimlerinden Şeyhülislam Ebussuud Efendi, Bostanzâde Mehmet Efendi ve Katip Çelebi’nin görüşleri ise bilhassa izledikleri yollar bakımından incelenmiştir. Bu bağlamda bahsi geçen üç alimin görüşleri, izledikleri yollar açısından üç farklı metodu temsil ettikleri düşünülmektedir.

“Yemen’den İstanbul Tophane limanına doğru 1543’te birkaç gemi yanaştı. Bu gemilerde çuval dolusu kahveler taşınmaktaydı. Fakat bu kahveler Ebussuud Efendi’nin fetvası gereğince tek tek delinerek denize döktürülmüştür.” Katip Çelebi’nin kaleme aldığı Mizanü’l Hakk’ta tasviri yapılan kahvenin İstanbul’a geliş serüveni incelendiğinde kahvenin payitahta daha önceleri ulaştığı sonucuna varılabilir. Kahvenin yasaklanmasından sonra kahve ve kahvehanelere gösterilen ilginin devam etmesi, hatta bu ilginin Katip Çelebi’nin ifadesiyle “cana can katar buldukları kahvenin bir fincanı uğruna neredeyse can vermeyi göze alacak seviyeye ulaştığı gözlemlenmiştir.” Osmanlı toplumunda bu konumda bulunan kahveye yönelik çeşitli fetva ve görüşleri ile bazı alimler öne çıkmıştır. Bu alimler ise genel itibariyle üç ana çizgide görüş beyan etmiştir. Bu üç tarik, Ebussuud Efendi, Bostanzâde Mehmet Efendi ve Katip Çelebi’nin şahsında temsil edilmiştir.

Kanuni devrinde bilindiği ve kullanıldığı anlaşılan kahve ile ilgili en meşhur fetvalardan biri Ebussuud Efendinin kahve kullanımının haram olduğu yönündeki görüşüdür. Dönemin Şeyhülislamı Ebussuud Efendi tarafından kahvenin haram olduğu yönünde verilen fetvanın muhtevası incelendiğinde temelde iki sebebin olduğu görülmektedir. Bunlardan birincisi, kahvenin “kömürleşinceye kadar kavruluyor” olmasıdır. Fakat Süleyman Uludağ’a göre bunun asıl nedeni ulemanın  yeni ve o güne kadar görülmemiş bir şeye derhal olumsuz tepki verme alışkanlığıdır. İkincisi ise, insanların kahvehanelerde toplanıp malayani ile meşgul olmaları ve meyhanelerdeki gibi fincanı elden ele devretmek suretiyle içmeleridir. Bu manada Ebussuud Efendi nezdinde kahve, “fâsıkların içeceği”dir. Nitekim kahve,  insanları namazdan alıkoyması ve isti’mal şekli yönüyle şarap ve içki kullanımına benzemesinden ötürü Ebussuud Efendi tarafından menedilmiştir. Bu kararın ulemalar tarafından destek gördüğünü belirtmek gerekir. Nitekim Şair Neylî’nin Hasan Çelebi Tezkiresi’nde nakledilen beyite göre, kahveyi bu şekilde içenlerin rindler (gönül ehli kimseler) arasında alay konusu olduğu anlaşılmaktadır.

Kahve kullanımının caiz olduğu yönündeki ilk fetva ise Şeyhülislam Bostanzâde Mehmet Efendinin fetvasıdır. Kendisine kahvenin durumu ile ilgili yöneltilen 12 beyitlik soruya binaen “fevâid-i kahve” başlığı altında kaleme aldığı 52 beyitlik şiirde kahvenin sarhoşluk veren bir madde olmadığını, aksine sağlığa faydaları olabilecek bir içecek olduğunu savunmuştur. Fetvanın muhtevasını incelediğimizde fetvanın verilmesindeki asıl etkenin Kanuni Sultan Süleyman’ın başhekimi Mehmed Bedreddin Kosonî’nin kahveyi tıbben zararlı bulmaması ve az içilmesi halinde faydalarının olabileceği yönündeki beyanı olduğu görülmektedir.

Katip Çelebi’nin görüşüne gelince, kendisi bu meseleyi ihtilaf içinde itidali bulmayı amaçladığı Mizanü’l Hakk’ta ele almıştır. Ebussuud Efendi ve Bostanzâde’nin fetvalarını paylaşarak olayın tarihsel ve kültürel arka planı ile ilgili bilgiler veren Katip Çelebi, meseleyi, kahvenin keyfiyeti ile alakalı olarak öncelikle mahiyeti hakkında bilgi vererek incelemiştir. Kahvenin mahiyeti itibariyle yâbis(kuru) ve sevdavî mizaç sahiplerine uygun olmadığını içilecekse bile şeker ile kullanılması gerektiğini belirtmiştir. Buna sebep olarak da kahvenin mahiyeti itibariyle idrarı olduğu yani su yaptığını ve fazla kullanılması halinde uykusuzluğa neden olacağına ve sevdavî mizaçlılarda ise özellikle histerik vesveseye sebep olduğunu belirtir. Mizacı râtıb(ıslak,yaş) olan kimseler ve kadınlar içinse oldukça faydalı olduğunu da eklemiş ve bundan bir zarar gelmeyeceğini eklemiştir.

Görüşleri ve izledikleri üslup değerlendirilen Ebussuud Efendi, Bostanzâde Mehmet Efendi ve Katip Çelebi, dönemin tartışmalı meselelerinden kahve kullanımının keyfiyeti üzerine farklı görüşler/fetvalar ileri sürmüşlerdir. Bunlardan Ebussuud Efendi’nin “yeni ve o güne kadar görülmemiş bir şeye derhal olumsuz tepki vermesi” kendisini menetme metodunun mümessili konumuna getirmiştir. Buna karşın Bostanzâde ise (Yüksek Medrese İslamı- Halk İslamı çatışmasının bir örneği olarak) kayıtsız bir biçimde caiz olduğunu savunarak karşıtlık metodunu kullanmıştır.   Katip Çelebi ise konuyla ilgili verilen pek çok fetvanın üzerine başka bir fetva vermekten öte konuya daha üst ve geniş bir pencereden objektif bir biçimde bakmaya çalışarak orta yolu bulmaya gayret göstermiştir. Bu da orta yolu bulma metodudur.

Hâsılı kelam, üç alimin izlediği metod üç farklı yolu temsil etmektedir. Bu yollardan en tasvip edileni ise akli ve nakli bilimleri itidal sanatını konuşturarak harmanlayan Katip Çelebi’nin şahsında temsil edilen yoldur. Unutulmamalıdır ki orta yolu bulmak bir sanat işidir!

 

KAYNAKÇA

-Katip Çelebi, Mizanü’l-Hakk, Dergah Yayınları, 2.Baskı.

-Namık Açıkgöz, Kahvenâme, Akçağ Yayınları, Ankara 1999.

-İdris Bostan, Kahve Maddesi, DİA, c.24.

-İbrahim Kalın, Katip Çelebi ve Orta Yolu Bulma Sanatı, Mizan’ül-Hakk İslami İlimler Dergisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir