457 kez görüntülendi.

Örnek Bir Müslüman: Muhammed Hamîdullah

İlahiyat lisans yıllarında öğrencilerin elinin altında her daim bulunan, siyer dersinin başucu kitaplarından birisidir İslâm Peygamberi adlı eser.  Bu kitap sayesinde benim de kendisini tanıdığım Muhammed Hamîdullah, çok yönlü, hayatını ilme adamış, zaman zayiatı yapmaktan korkan ve Allah’ın kendisine bahşettiği nimetleri O’nun rızası doğrultusunda kullanmayı kendine düstur edinmiş bir âlim olmasıyla Müslümanlar için bir örneklik teşkil eder. Ömrü boyunca yaptığı ilim yolculukları, titiz çalışmaları neticesinde elde ettiği verilerle ortaya koyduğu yeni fikirler ve öneriler onun İslâm adına ne denli hassas ve özverili olduğunu bizlere gösterir. 19. asırdan bu yana içinde bulunduğumuz “geri kalmışlık” haline bütün bir cevap olarak yine İslâm’ı verir. “Zira o, modern düşünce ile varlığa, bilgiye, değere, insana, aleme ve yaratıcıya yönelik parçalanan fikriyattan ancak İslâm’ın ortaya koyduğu bütünselliğin kuşanılması ile kurtulanabileceğini iddia etmektedir.”[1] Bu ve benzeri sebepler dolayısıyla bugün bizlere yol göstermesi açısından Muhammed Hamîdullah’ı okumak ve anlamak son derece önemlidir.  

19 Şubat 1908’de Hindistan’ın Haydarâbâd şehrinde dünyaya gelen Hamîdullah, ilmî geleneğe sahip köklü bir aileden gelir. İlk bilgileri babasından alır. 1913 yılında ortaokul ve lise düzeyindeki Haydarâbâd Doğu Dârülulûmu’na gönderilir, ardından Câmia Nizâmiyye’ye giderek orada bir yıl okur ve dini eğitimini yüksek derece ile tamamlar. Buradan 1924’te yüksek lisans seviyesine denk bir derece olan “mevlevî fâzıl” diplomasını alır. Ardından lisans dönemini tamamladığı Haydarâbâd Osmâniye Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devletler hukuku alanında yüksek lisans yapar. Hamîdullah aynı üniversite tarafından doktorasını tamamlamak için Almanya’nın Bonn şehrindeki Rheinische Friedrich Wilhelms Üniversitesi’ne gönderilir. Çalışmaları sırasında Mekke, Medine, Suriye, Filistin, Mısır ve Türkiye’deki kütüphanelerde araştırmalar yapan Hamîdullah, sağlam neticeler elde edebilmek uğruna geniş mesailer harcar. Bu arada aynı üniversitede Arapça ve Urduca dersleri de vermiş olan Hamîdullah sonrasında Paris’e giderek Sorbonne Üniversitesi’nde “İslâm Peygamberi ve Hulefâ-i Raşidin Döneminde İslâm Diplomasisi/Savaş Mektupları” başlıklı bir doktora tezi daha hazırlar. 1934’te aynı üniversiteye “İlk Dönem İslâm Diplomasisi” başlıklı bir diğer doktora tezi için yine gider. Daha sonra 1936 yılında Haydarâbâd’a döner ve 1936-1946 yılları arasında mezun olduğu Osmaniye Üniversitesi’nde İlahiyat ve Hukuk fakültelerinde profesör olarak görev yapar. Onun ilim elde etmek için gösterdiği bu çabayı başta Hz. Peygamber’in İslâm’ı tebliğ için doğduğu evini, vatanını terk edip Medine’ye gitmesine, İslâm’ın yayıldığı dönemlerde muhaddis sahabilerin “rihle” adı verilen ilim yolculuklarına pekala benzetebiliriz. “Kendisi bu yolculukları “Vatanımdan uzakta kalmış olmam, işlemiş olduğum bazı hata ve günahlardan kaynaklanabileceği gibi İslam alanında çalışmalar yapmak açısından bana verilmiş bir ödül de olabilir” şeklinde yorumlar.”[2]

Hamîdullah tahsil hayatının yanı sıra pek çok ilmi, kültürel faaliyetlere katılır. 1929’da henüz 21 yaşındayken Hanefi âlimlerin eserlerini neşretmek amacıyla oluşturulan Meclisü İhyai’l-Maarifi’n-Numaniyyenin kuruluşuna katılır. Yine aynı yıllarda Şibli Nu’mâni ve Seyyid Süleyman Nedvî’nin gayretleri ile oluşan Dârü’l-Musannifîn Şibli Akademi’nin çıkardığı Mearif dergisinde yazmaya başlar. Yayın hayatına Haydarâbâd/Dekken’de başlayan ve halen yayımı devam eden Islamic Culture adlı üç aylık İngilizce derginin 1932-1933 yılları arasında Avrupa muhabirliğini yapar. “Diğer taraftan İslam ilimleri ile ilgili titiz çalışmasının bir göstergesi olarak 1947 yılında peygamber toprağı olan Medine’ye giderek Mescid-i Nebevî’nin kıraat üstadı Hassan b. İbrahim eş- Şaîr’in (ö.H. 1398) yanında Kur’ân-ı Kerim’in tamamını itina ile okur ve burada Kur’ân-ı Kerim kıraat icazetini alır.”[3]Hamîdullah hayatı boyunca elde ettiği tüm belgeler arasında en önemli ve değerlisinin hafızlık belgesi olduğunu ifade eder.”[4]

Hamîdullah bu yıllarda vatanı olan Haydarâbâd’ın bağımsızlığı için mücadele verir. 1948 yılında Haydarâbâd Nizamlığı’nın bağımsız bir devlet olarak Birleşmiş Milletlere dahil olması için büyükelçi/temsilci sıfatıyla çalışmalar yapıp, yurtdışında bulunurken Nizamlığın yeni Hindistan tarafından ilhak edilmesiyle vatansız kalır. Haydarâbâd’ın bağımsız bir devlet olarak tanınmasını sağlamak amacıyla 1948 yılında Haydarâbâd Bağımsızlık Cemiyeti’nin (Hyderabad Liberation Society) kuruluşuna katılır ve bağımsız bir Haydarâbâd devletinin Batı dünyası tarafından kabul edilmesi amacıyla çalışmalarda bulunur. Bunun üzerine Hindistan devleti tarafından pasaportu iptal edilen Hamîdullah’ın Haydarâbâd’a girmesi yasaklanır. Hindistan ile İngiltere arasındaki suçluların iadesi anlaşmasına göre İngiltere’ye girişi de engellenmiş olan Hamîdullah, Haydarâbâd’ın statüsü Birleşmiş Milletler’de çözüme kavuşuncaya kadar vatansız statüsünde Fransa’da kalmaya karar verir. “Paris’te geçirdiği yıllarda Haydarâbâd’ın bağımsızlığını yeniden kazanacağı ve vatanına eninde sonunda döneceği hayalinin gerçekleşeceğini beklediği için Haydarâbâd vatandaşlığından vazgeçmez.”[5]

1950 yılında Pakistan’a devletin ilk anayasası ile ilgili yapılan çalışmalara katkıda bulunması amacıyla davet edilir. Zaman zaman Pakistan’a gelmeye devam eden Hamîdullah burada dersler ve konferanslar verir.  1954’te Paris’te bulunan Centre National des Recherces Scientifiques’de (Bilimsel Araştırmalar Milli Merkezi, CNRS) araştırmacı olarak çalışmaya başlar, emekli olduğu 1978 yılından sonra da burada araştırmalarına devam eder. Aynı zamanda burada yaşayan öğrencilerle ve halkla ilişkisini yakinen sürdürmeye dikkat eden Hamîdullah Paris Camii’nde cuma günleri dersler verir ve burada Centre Culturel Islamique’nin (İslâm Kültür Merkezi) kurulmasına katkıda bulunur. Ayrıca Avrupa’da İslâm’ın tebliği amacıyla 1950’li yıllarda Cenevre’de Centre Islamique de Génève adlı bir araştırma ve yayın kurumunun teşekkülüne ve yayınlarına destek verir. Bulunduğu bölgedeki Müslümanlarla ve Batılı halkla iletişimini koparmayıp büyük bir özveriyle uzun yıllar boyunca çeşitli faaliyetler düzenleyerek tebliğe devam eder.

Muhammed Hamîdullah’ın İstanbul serüveni ise 1932’de kütüphanelerde araştırma yapmak için gelmesiyle başlar. Türkiye ve Türk milleti ile alakalı düşüncelerini ise bizzat şöyle dile getirir: “Pek aziz saydığım Türkiye ve Türk milletine karşı pek az kimse tarafından bilinen özel bir hissiyatım vardır. İlk defa Türkiye’ye 1932 yılında geldim. Mekke, Medine, Beyrut, Şam ve Kahire kütüphanelerinde çalışmalarımı tamamlamama müteakip Almanya’nın Bonn şehrine ve oradan da Sorbonne Üniversitesine (Paris) gitmek maksadıyla yol üzerinde İstanbul’a uğramıştım. Daha önce Medine-i Münevvere’de iken içinde çalıştığım Şeyhülislam Arif Hikmet Bey Kütüphanesi, Türklerin kitaba karşı duydukları büyük tutku ve zevk hakkında bende büyük bir tesir husule getirmiştir. İstanbul ise sahip olduğu kütüphane zenginlikleri ve ilmî muhitlerde tanıyabildiğim faziletli âlimlerinin yüksek seviyeleri ile gönlümü son derece heyecanlandırmıştır. Burada tanıdığım kimseler arasında üstad Şerafeddin Yaltkaya, İsmail Saib Sencer, Profesör Helmut Ritter, Osman Rescher ve diğerleri de bulunmaktaydı. (…) Bu kardeş ülke, benim ikinci ilim yurdum olmuştu. (…) Türkiye’de girişilen bu [kitap ve makalelerimin tercüme] çalışmalar[ı], sonuç olarak öyle bir semere verdi ki böylece dünyada hiçbir dilde, benim kitap ve makalelerim Türkçede olduğu sayıda yayınlanmamış oldu.”[6] 1951 yılında İstanbul’da düzenlenen Milletlerarası Müsteşrikler Kongresine katılmak suretiyle İstanbul’a ikinci kez gelir. Ardından Zeki Velidi Togan’ın daveti üzerine 1952 yılından itibaren uzun yıllar boyunca Türkiye’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Enstitüsü’nde her yıl bir ders dönemi boyunca dersler ve seminerler verir. Bu enstitüde bulunduğu sırada kendisine asistanlık yapanlar arasında Fuat Sezgin ve Salih Tuğ yer alır. Yine bu yıllarda dersler verdiği okullar arasında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi ile Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi de bulunur. Ayrıca İzmir, Kayseri, Konya gibi bazı şehirlerde çeşitli konferanslar verir. Yaptığı dersler ve konferansları takip eden ve bu alanlarda çalışmalar yapan akademisyenler arasında Hayreddin Karaman, İhsan Süreyya Sırma, Bekir Topaloğlu, Yusuf Ziya Kavakçı gibi isimler yer alır. Bu isimlerden uzun yıllar talebeliğini ve asistanlığını yapmış olan İhsan Süreyya Sırma Hamîdullah’tan şöyle bahseder: “Bir konu üzerinde odaklanır ve onu birçok kaynaktan araştırarak çalışırdı. Zamanı onun kadar iyi kullanan ikinci bir insan görmedim ben. Hocamın hayret uyandıran meziyetleri vardı. Bir eliyle tutup sayfalarını çevirdiği kitabın bölümlerini adeta fotokopi çeker gibi hızlı bir şekilde Arapça not alırdı. Arapça, Farsça, Urduca, İngilizce, Almanca, Fransızca makale ve kitaplar yazdı. Hoca 17 dil bilirdi. Espri yapacak kadar iyi Türkçe de öğrenmişti. Bana Türkçe yazdığı mektuplar da var. Çok disiplinliydi. Harcayacak boş bir zamanı yoktu. Sohbet zamanı olmazdı. Ziyaretine giden soracağını sorar ve ayrılırdı. Kendisi başka bir yere çaylı, yemekli sohbetlere gitmezdi. Ancak ilmî bir konuda nereye çağrılsa giderdi. Bir gün bana ‘Gel, İslâm’ı ve Peygamberi anlat, diye davet geldi mi senin reddetme lüksün yok’, diye nasihatte bulundu.”[7]

Muhammed Hamîdullah verdiği dersler ve konferanslar vesilesiyle Türkiye’de geniş bir kitleye ulaşır, pek çok genç ilim adamını derinden etkiler. Özellikle 70’li yıllarda çıkarılan Diriliş dergisinde yazılarının yer alması ve Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’nun kendisi hakkındaki müspet kanaatlerini belirtmesi de Hamîdullah’ın benimsenmesinde etkili olur. Bunun yanı sıra kendisi özellikle İslâm Peygamberi adlı eserinde yer alan bazı yorumları dolayısıyla ciddi eleştirilere de maruz kalır. Bunun sebeplerinden biri Hamîdullah’ın geleneği olduğu gibi kabul etmek yerine onu ciddi anlamda tahlil ve tenkide tabi tutması olabilir. Bu bağlamda onu modernistlerden ayıran önemli bir husus da mucizeleri ve hadisleri inkar etmemesidir. Hülasa Hamîdullah “geçmiş ilim mirasına değer veren bir yaklaşıma sahip olmakla birlikte ilahi hükümlerin mutlaka rasyonel bir dayanağının bulunduğunu da kabul eder.”[8]

Bu şekilde ömrünü, kendisini vakfettiği ilmî çalışmalar ve İslâm’ın tebliği maksadıyla medeniyet havzalarının birinden diğerine hicret ederek geçiren Hamîdullah 1948’den hastalandığı 1966 yılına kadar Fransa’da geçirir, hastalığının artması üzerine Sadida Ataullah tarafından tedavi maksadıyla ABD’nin Pennsylvania şehrine götürülür. Son ve ebedi yolculuğuna ise Wilkes Barre kasabasında 17 Aralık 2002’de 94 yaşında iken çıkar.

Hamîdullah ömrü boyunca yapmış olduğu çalışmaların semeresi olarak pek çok eser meydana getirir. Yazdığı eserlerin yanı sıra özellikle siyer ve tarih alanlarındaki titiz çalışmaları sonucu elde ettiği nüshalarla (Hemmam b. Münebbih’in sahifesi gibi, İslâm’ın ilk döneminin çok değerli Arap yazmalarını keşfeder) İslâm dünyasına yaptığı katkılar onun değerini yüceltir. İslâm’da Devlet İdaresi, İslâm Peygamberi, Hz. Peygamber’in Savaşları, İslâm’a Giriş, Sahîh-i Buhâri’nin Fransızca Çevirisi, Siyerü’l-Kebîr’in Fransızca çevirisi eserlerinden birkaçıdır.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, Muhammed Hamîdullah geçen asrın büyük İslâm âlimlerinden birisi olarak özellikle Hz. Peygamber’in (s.a.s.) tanınması ve tanıtılmasında, yani siyer ilmi sahasında önemli bir misyon üstlenmiş ve bu alanda kıymetli eserler vermiştir. Sadece eserlerinin sayısı ve çeşitliliği değil, muhtevaları da dikkate alındığında dine müteallik bütün meseleleri Kur’an ve sünnet temelinde ele aldığını, ancak yorum ve değerlendirme yaparken Doğu’nun zenginliğinden beslendiği gibi Batı’nın usul ve yöntemlerinden de istifade ederek sentezci bir yaklaşımla hareket ettiğini görürüz. Bunun sebeplerinden biri, hayatı boyunca Doğu-Batı arasında yaptığı seyahatlerdir. Hamîdullah aynı zamanda İslâm toplumunun birliğinin tesisine yönelik önerdiği görüşlerle (Yüksek Hilafet Konseyi, Uluslararası Fakihler Cemiyeti gibi) özellikle Müslümanların tekrar bir araya gelerek birçok problemin üstesinden gelebilmelerinin önünü açmak için çabalamış olması itibariyle hayli önemlidir. Hasılı Hamîdullah bugün bizler için İslâm’a adanmış örnek yaşamıyla bir model, bir yol göstericidir. Ruhu şâd olsun.

          

Kaynakça

BİRIŞIK, Abdülhamit. Muhammed Hamîdullah’ın Yetiştiği ve Oluşumuna Katkıda Bulunduğu Kurumlar, Bursa İl Müftülüğü/Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Bursa: 2005.

KUTLUTÜRK, Cemil. Yeğeninin Gözünden Dr. Muhammed Hamîdullah: Muhammad Saifullah Saheb ile Bir Söyleşi ve Hamîdullah’ın Kendisine Gönderdiği Bir Mektubun Neşri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara: 2019.

MACİT, Abdülkadir. Muhammed Hamîdullah: Modern Bir Müslüman Âlimin İlmî Portresi, Ketebe, İstanbul: 2019.

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/son-donem-islam-bilginlerinden-muhammed-hamidullah/1341003#


 

[1] MACİT, Abdülkadir. Muhammed Hamîdullah, Ketebe, İstanbul: 2019.

[2] KUTLUTÜRK, Cemil. Yeğeninin Gözünden Dr. Muhammed Hamîdullah: Muhammad Saifullah Saheb ile Bir Söyleşi ve Hamîdullah’ın Kendisine Gönderdiği Bir Mektubun Neşri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara: 2019.

[3] MACİT, Abdülkadir. A.g.e.

[4] KUTLUTÜRK, Cemil. A.g.e.

[5] MACİT, Abdülkadir. A.g.e.

[6] MACİT, Abdülkadir. A.g.e.

[7] https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/son-donem-islam-bilginlerinden-muhammed-hamidullah/1341003#

[8] MACİT, Abdülkadir. A.g.e.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir