1.133 kez görüntülendi.

“Oğlum, burası Müslüman evi ayakkabını çıkar!”

2006 yılında TRT’de yayınlanan Portreler Galerisi isimli programın bir bölümü,[1] belgesele konu olan şahsı birbirine taban tabana muhalif sayılabilecek sıfatlarla tanımlayarak seyircide büyük bir şaşkınlık meydana getiriyordu: “Hem komünist propaganda ve faaliyette bulunmaktan hem de irticai nitelikte konuşma yapmaktan yargılanmış tek aydın. Milli mücadele kahramanı, Marksist, Müslüman…”

Bahsedilen kişi genel olarak Türkiye siyaseti içerisinde, özel olarak ise Türkiye sosyalist hareketi çevresinde ismini zikredebileceğimiz önemli entelektüellerden biri olan Doktor Hikmet Kıvılcımlı. 1902 yılında Priştine’de dünyaya gelen Hüseyin Hikmet, gözlerini kanlı milliyetçilik savaşlarının yaşandığı bir Balkanlar coğrafyasında açar. Balkan Savaşları’nda, Osmanlı devletinin yenilgisi üzerine Trakya’da yaşayan Türklerle birlikte kendisi ve ailesi de bu topraklardan göçmek zorunda bırakılır ve Anadolu’ya gelirler.

Dayısıyla birlikte geldiği Kuşadası’nda okul yıllarının ilk dönemini geçirir. Hayatının her safhasına bu yazıda yer veremeyeceğimiz Hüseyin Hikmet, çoğu zaman önemli bir teorisyen olarak tasvir edilir. Ancak ömrünün yirmi küsür senesini mahkum olarak geçiren birinin aksiyon yönü de görmezden gelinemez. Nitekim Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Osmanlı Devleti’nin ihtilaf kuvvetlerince işgal edilmesine kayıtsız kalmamıştır. Yörük Ali Efe Çetesi’ne katılan Hüseyin Hikmet’in milliyetçi bir genç olduğu ifade edilir. Yol Anıları’nda kaydettiklerine göre ise dindar bir aileye mensup ve tıp fakültesinde okuduğu yıllarda, ibadetlerine dikkat eden bir genç olduğu anlaşılmaktadır.[2] Milliyetçi düşüncelere mensup biri olarak cephede bulunmuş, anılarından da anlaşılacağı üzere tıbbiye öğrenciliğinde dindar ve hepsinden daha belirgin bir şekilde sosyalist kimliğiyle ön plana çıkan bir teorisyenin dini anlayışına dair kalem oynatmak gibi oldukça karmaşık görünen bir uğraşa, Kıvılcımlı’nın din konusunda yazdığı eserlerine odaklanarak başlayabiliriz.

Kıvılcımlı’nın 1938 Donanma Davası sürecinde polis tarafından imha edilen “İslam Tarihinin Maddesi” adlı eseri, dine dair ilk çalışması sayılabilir. Buna ilaveten, kendisinin adlandırıp adlandırmadığı net olarak tespit edilemeyen “Tarih Tezi Işığında Allah-Peygamber-Kitap” isimli kitabı ise ölümünden yıllar sonra, 1999 yılında basılabilmiştir. Kıvılcımlı’nın dine dair düşünceleri ve araştırmaları da büyük ölçüde bu eser üzerinden takip edilmektedir.

Hikmet Kıvılcımlı’nın din üzerine yazdığı bir diğer eseri ise 1970 yılından Aydınlık Sosyalist Dergi’nin 17. sayısında neşredilen ve yukarıda bahsedilen eserlere nazaran daha az hacimli sayılabilecek “Dinin Türk Toplumuna Etkileri” kitabıdır. Bir din sosyolojisi çalışması olarak nitelendirilebilecek mezkur eser, Kıvılcımlı’nın tarih tezinin eski Türk toplumuna uygulanmasına yöneliktir.

Bu eserlere ek olarak ise Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın 1957 yılında Vatan Partisi adına gerçekleştirmiş olduğu Eyüp Sultan Konuşması, dini söylemlerine dair önemli bir kaynak teşkil eder. Özellikle partinin muhalif söylemini İslam tarihinden anektodlarla desteklemeye çalışması ve Hz. Peygamber (s.a.v) ve dört halife dönemini ayrı tutarak bir İslam tarihi okuması yapması, yer yer çağdaş İslam düşüncesinin söylemlerini hatıra getirmektedir. Örneğin, halktan bir kimsenin Hz. Ömer’e (r.a) karşı çıkmasını, Hulefa-i Raşidin’de demokrasi kültürünün var olmasıyla açıklar. Sonraki halifeler ise demokrasiden uzaklaşmış ve despot derebeyleri haline gelmişlerdir. “Kureyş’in para ile zengin olmuş büyük bezirganı Ebu Sufyan”, “Şark memleketlerimizde vatandaşla devlet arasına ilk zehiri koyanlar…” gibi söylemleri de bunu gösterir niteliktedir. Buna ilaveten Kıvılcımlı’nın bahsi geçen konuşmadaki şu ifadeleri, İslam tarihindeki dört halifeden sonra gelen yönetici sınıfına dair düşüncelerini anlamak açısından mühimdir:

“…Lakin ondan sonra ne oldu vatandaşlarım? Daha Muaviye denilen zat Suriye valisi iken, o büyük demokrat Hülefâyi Raşidin’in memleketteki izlerini silmeye çalıştı. Muaviye kimdi, bilir misiniz? Muaviye, Kureyş’in para ile Müslüman olmuş büyük bezirganlarından Ebü Süfyan’ın oğlu idi. İşte, bizim Şark memleketlerimizde vatandaşla devlet arasında ilk zehiri koyanlar… Bu, 1400 sene evvel para ile Müslüman olmuş bulunanlara “Müellefetül-kulûb” mü diyeceksiniz?.. O Müellefetül-kulûb, hatta, Kur’an-ı Kerim’in bile içinde, tahsisat alma haklarını kazanmışlardı… İşte bu adamlar, memlekette kendi bezirgan kârlarını, kendi bezirgan ruhlu çocuklarını ilerletmek için, vatandaşlara karşı suikast hazırlarken, ilk işleri o demokrat devlet başkanlarını, Hülafayi Raşidiyn’i ortadan kaldırmak olmuştu. Ve derebeylik ondan sonra başladı…”[3]

Bu eserler ve konuşmaları üzerinden, Kıvılcımlı’nın dini inancına dair farklı yaklaşımları ile karşılaşırız. Örneğin, din konusunu ayrıntılı bir şekilde ele alan ilk komünistlerden biri olan Kıvılcımlı açısından Hz. Peygamber’in (s.a.v) bir devrimci olduğu, Allah’ın ise evrim kanunlarının bir ifadesi olarak görüldüğü ifade edilir. Bu anlayışa göre Kıvılcımlı, bir ateist ve komünist olup sadece devrime inanmaktadır. Din ile sosyalizmi uyumlaştırma gibi bir gayesi olmadığı gibi sadece dinlerin ortaya çıkışlarını ve kutsallaştırma süreçlerini inceleyerek sosyalistlerin din konusunda nasıl bir tavır takınması gerektiğine odaklanır. Hatta hiçbir zaman kendisinin bir komünist ve materyalist olduğunu gizlemediği ve dini meselelere dair yaklaşımının tarih tezindeki tutumundan farklı olmadığı belirtilmiştir. Bu fikirleri doğrultusunda Türkiye’den Celal Nuri İleri (1882-1936) ya da diğer İslam toplumlarından Ali Şeriati (1933-1977)  gibi entelektüel isimlerle karşılaştırılabileceği gibi Kerim Sadi (1900-1977)[4], Abidin Nesimi (1911-1991) gibi isimlerle de mukayesesi mümkündür. Sözgelimi Celal Nuri de tıpkı Kıvılcımlı gibi Hz. Peygamber’i (s.a.v) çağının dahisi olarak görmekte ve döneminde ihtiyaç duyulan reformu gerçekleştirdiğini düşünmektedir.[5]

Yukarıda dine dair çalışmalarına kısaca değinmeye çalıştığımız, yoksul ve muhacir bir aileden gelen ve bağımsız bir entelektüel olan bu eski tüfek komünist, sosyalist hareket içerisinde görmezden gelinmiş ve zaman zaman ayrımcılığa uğrayarak, Mehmet Ali Aybar, Behice Boran gibi isimlerin gölgesinde kalmıştır. 12 Mart Muhtırası sonrasında 24 Mayıs 1971’de ülkeden ayrılmıştır. İsmail Bilen liderliğindeki TKP kadrolarının, Kıvılcımlı’nın sosyalist ülkelere girişini engellemeleri sonucunda ise tedavi imkanı bulamadığı kanser hastalığı ilerlemiş ve 11 Ekim 1971’de Belgrad’da vefat etmiştir.[6]

Bu satırların gayesi düşüncelerinin merkezine komünizmi yerleştiren bir fikir adamından ölümünden yaklaşık yarım asır sonra dindar bir düşünür meydana getirmek değil elbette. Ancak günümüzde sol içindeki dine dair tartışmaların seviyesinin vasatı bulamaması ve Marksist entelektüel çevre ya da akademi içerisinde sol ve din ilişkisine dair güçlü metinlerin olmamasına ilaveten ilahiyat fakültelerinde de bu ilginin çok düşük seviyede seyrediyor oluşu Hikmet Kıvılcımlı gibi İslam ya da daha geniş anlamda din ile bir şekilde bağını sürdürmüş Marksist isimlere dair çalışmaları atıl bırakmıştır. Sol tarafından yalnız bırakılan bu isme dair söz konusu belgeselde paylaşılan bir anı, Kıvılcımlı’nın dini anlayışını ve dine dair çalışmalarını irdelerken kendisine komünist ve materyalist denilerek kolayca işin içinden çıkılamayacağını gösteriyor: “Postallarıyla evine girmeye çalışan Dev-Gençlileri ‘Oğlum, burası Müslüman evi ayakkabını çıkar!’ diye azarlayan biriydi o”. Peki gerçekten bir Müslüman evi miydi? Bunu anlamak için Müslümanların önce kapıdan içeri adım atmaları gerekiyor.

 

KAYNAKÇA

[1] https://www.trtarsiv.com/izle/126891/portreler-galerisi-19-bolum

[2] Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Yol Anıları, Derleniş Yayınları, İstanbul, 1998, s. 34.

[3] https://radikalhareket.files.wordpress.com/2015/12/hikmet-kivilcimli-eyup-sultan-konusmasi.pdf

[4] Prof. Dr. İsmail Kara’nın, Müteferrika: Kitabiyat Dergisi’nin 48. sayısında neşredilen “Başlık Büyük Fakat… Kerim Sadi ve İslamiyetle Sosyalizm Arasında Kurulan İlişkilere Dair Birkaç Not” başlıklı yazısı bu mukayese açısından başvurulabilecek önemli bir metindir.

[5] Canan Özcan, Türkiye Sosyalist Hareketinde Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Yeri, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 266.

[6] Arif Ulaş Bilgiç, “Doktor Hikmet Kıvılcımlı, Murat Gültekingil (Ed.). Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce (Cilt 8) içinde. İstanbul: İletişim Yayınları, 2014, s. 585-596.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir