• Bir, İki, Üç, Dört

    Bir, İki, Üç, Dört

    Masanın üstünde duran cam şişenin kapağını çevirdi, kapağın yarısından biraz fazla olacak şekilde şurubu kapağa döktü ve içti. Işıkları kapatıp yatağın derinleşen koynunda bir müddet soluklandı. Gözlerini karanlığa karşı kışkırtamayacağının idrakindeydi. Fakat karanlığa saplanan gözleri yokluğun içine düşmek istedikçe içinde büyüyen bir çentik çukurlaşıyordu. Birazdan ayyuka çıkacaktı aslı nasılsa hangi fikir deşmekteydi içindeki çentiği. Mümkün […]Devamını oku »
  • Ya Mana Ya İnfiâl

    Ya Mana Ya İnfiâl

    Medeniyet, her daim tanımlanmaya çalışılmış bir kavram, bir mefhum olarak karşımıza çıkmaktadır. Mefhum diyoruz çünkü medeniyetin çok katmanlı anlamsal bir yapısı vardır. Medeniyet; fikri, eylemi ve bu ikisinin inşa ettiği değerleri kapsar. Bu yapı, medeniyetin bir cümle ile tanımlanmasını güç hâle getirmektedir. Nitekim tarih boyunca yapılan medeniyet tanımları, başka düşünürler tarafından ya eksik bulunmuş ya […]Devamını oku »
  • Vefalı Bir Dost: Mehmet Âkif

    Vefalı Bir Dost: Mehmet Âkif

    Mehmet Âkif Ersoy birçok konuya hakim bir şairdir. Onun bu farklı alanlara mümeyyiz olması onun sadece bir şair olmadığı, zamanına ışık tutmuş bir münevver olduğunu da kuşkusuz göstermektedir. Türkçeye olan bağlılığı, Arapçaya olan vukufiyeti, musikiye duyduğu ilgi, ilme gösterdiği önem gibi sıralanıp gidecek nice alan vardır. Fakat biz bu yazımızda onun daha çok ahlaki seciyelerinden […]Devamını oku »
  • Bir Gidiş Bir Geliş Öyküsü

    Bir Gidiş Bir Geliş Öyküsü

    Bir daha göreceğimden eminim o şehri, sokaklarını, yollarını şimdi anımsadığım anımsayamadığım her şeyi bir daha göreceğim. Şehri, şehir yapan nedir? İnsanlar mı parklar mı kahvehaneler lokantalar, ya okullar üniversite yekpare camdan mağazalar? Hangisi şehri şehir yapıyor, yoksa kalabalıklar mı? Orda olup da burada olmayan nedir ki beni eksik bir şehirde yaşıyormuşum hissine mecbur bırakıyor. Tekrar […]Devamını oku »
  • Bir Uyurgezerin Hikayesi

    Bir Uyurgezerin Hikayesi

    İçindeki karanlık gitgide büyüyor, büyüdükçe ruhunu sarıyor, sardıkça ruhunu sıkıyordu. Bu halet-i ruhiye bir iki haftadır Vacip’in içinde debelendiği fakat bir türlü yenemediği bir korku gibi etrafını sarmış onu derin bir eylemsizliğe sevk etmişti. Böylesi zamanlarda Vacip adeta, arzı bitmek tükenmek bilmeyen bir yol ve kendini büyük bir adım olarak telakki eder, düşmanından kaçarcasına yürümeye […]Devamını oku »
  • Var Olmanın Duacası

    Var Olmanın Duacası

    Var olmak, nefes alıp vermenin ötesinde bir hâl. Bu öteliğin yaşamın her alanında pek çok sonucu var. Mesela kendimizi var hissettiğimiz yerlerde daha fazla bulunmak istememiz varlığımızın bir sonucu. Yine varlık düşüncemiz, kendimizi var hissetmenin ötesinde,  varlığımızı başkalarına hissettirmek ve bizden sonraki insanların bizim varlığımızdan haberdar olmasını istemek gibi eylemleri içerisinde barındırıyor. İşte buraya dikkat […]Devamını oku »
  • Bir Nefes | Öykü

    Bir Nefes | Öykü

    Zihni karmaşık düşüncelerle doluydu. Kendisine verdiği sözü tutamamış, binlerce düşünceyi zihnine davet etmişti. Bir yandan zihnindeki misafirlerle uğraşıyor diğer yandan cama değen yağmur damlalarını izliyordu. Damlalar dağıldığı vakit, buğulu camın ardındaki evlerin ışıklarına uzandı bakışları. Işık varsa hayat vardır; bir nefes, bir ses vardır, diye düşündü. Yeter ki “bir nefesi” olsun insanın, gerisi hallolurdu. Para […]Devamını oku »
  • Öykü | Babaannemin Evi

    Öykü | Babaannemin Evi

    O dar, çıkmaz sokağa adım atmamla başlıyor her şey. Yer yer toprak ve çakılla, yer yer yaşlanmış bir insanın damarlarının belirginleşmesi gibi çatlakların dikkat çektiği betonla kaplı; zamanın yıpratıcılığından nasibini almış bu sokak, ürpertici bir geçmiş zaman hilkati gibi bir anda yükseliyor karşımda. Unutulmuş maziden, hafızanın kuytu köşelerinden, bilincin ışığının yıllarca uğramadığı izbe kıvrımlardan çıkıp […]Devamını oku »
  • Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi –Dîbâce-

    Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi –Dîbâce-

    Dîbâce, Divan Edebiyatında manzum eserlerin başında yer alan önsöz niteliğindeki bölüme verilen isimdir. Dîbâceler, eser hakkında başlangıç niteliğinde bilgi sunar. Ayrıca dîbâcelerde yazarın eseri yazma sebebi (sebeb-i telif), üslubu, sanat düşüncesi, sanata dair yorumları gibi birçok bilgiye yer verilir. Dîbâceler, genellikle mensur ve Farsça-Arapça terkiplerin ağırlıklı olduğu bir şekil özelliğine sahiptir. Ahenk unsuru olarak dîbâcelerde […]Devamını oku »
  • Yazı ve Yazmaya Dair

    Yazı ve Yazmaya Dair

    Bir konuşma ya da yazma, içeriksel niteliği, yazarı ve muhatapları açısından farklı değerlendirme ve adlandırmalara sahip olmaktadır. Akademik çevrelerce kabul görmüş temelde beş çeşit konuşma/yazma türünden bahsedilmektedir. Yazımız bu adlandırmalar altında sadece akademik olan ve akademik olmayan türlerle alakalı kısa bir değerlendirme mahiyetindedir. Bunlar (belli bir hiyerarşiye göre) şu şekilde sıralanabilir: (1) Tartışma, Münakaşa (Polemic) […]Devamını oku »
  • Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi (Giriş)

    Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi (Giriş)

    Türk Edebiyatında birçok şair Leylâ vü Mecnûn hikayesine eserlerinde yer vermiştir. Kimi zaman mesnevi tarzında kimi zamansa gazel tarzında kaleme alınmış bu eserler geniş bir literatür oluşturur.  Şüphesiz bu literatürde en çok parlayan eser Fuzûlî (v.1556)’nin mesnevisi olmuştur. Eser 3086 beyitten müteşekkil olmakla birlikte “mefûlü-mefâilün-feûlün” veznindedir. Dibâce ile başlayan eser üç rubai ile devam eder […]Devamını oku »
  • Cenneti Bulan Çocuk | Öykü

    Cenneti Bulan Çocuk | Öykü

    Güneşin en güzel doğduğu günlerden bir sabah vaktiydi. Etraf sonbahar sarılığında, toprak kızgın ateş gibi sıcaktı. Sokaklarda peçeli satıcıların bağırışları vardı. Evde ne ocak ne de bir kap sesi vardı. Anlaşılan bu sabah da birkaç hurma ile gün geçecekti. Fazıl bugün de dışarı çıkacak ve kervan develerinin aheste yürüyüşlerini seyredecekti. “Belki bir gün benim de […]Devamını oku »
  • Kırmızıyken I Öykü

    Kırmızıyken I Öykü

    Yavaş yavaş iteklerdi arabasını. Sağ ayağı devamlı aksardı. Ağrısı, acısı da olurdu epeyce. Sağ eli okşardı, ovalardı aksayan bacağını. Bazen de soluk soluğa kalır, öksürmeye başlardı. Hemen bulduğu yere çöküp, ceketinin cebinden paketini çıkarırdı, kırmızı gülünü düşürmeden, bir sigara yakardı. Paketi özenle yerine yerleştirirdi. Ardından deri yeleğinin gözünden pamuk mendilini çıkarır, terini silerdi. Ha gayret […]Devamını oku »
  • İki Kimlik Arasında Şeyhülislâm Yahyâ Efendi

    İki Kimlik Arasında Şeyhülislâm Yahyâ Efendi

    Şeyhülislâm Yahyâ Efendi, 16. yüzyılın son yarısında yaşamış ve 17. yüzyılın ilk yarısına erişmiş uzun ömürlü şairlerimizdendir. Ankaralı Bayram-zâde Zekeriyya Efendi’nin büyük oğlu olup, 960 (1552) yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk eğitimini, muhitinde bulunan hocalardan, ailesinden ve şeyhülislâm olan babası Zekeriyya Efendi’den tahsil ettiği bilinmektedir. Ayrıca Abdülcebbar-zâde Derviş Mehmed Efendi de ders aldığı âlimler arasında zikredilmektedir. […]Devamını oku »
  • Şiir ve Şair Arasındaki İlişkinin Nüvesi: Poetika

    Şiir ve Şair Arasındaki İlişkinin Nüvesi: Poetika

    “Şi’r için ‘gözyaşı’ derler, onu bilmem, yalnız Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!” Merhum Mehmet Akif bu satırlarla başlıyor “Safahat” kitabına ve bu düsturla kaleme alıyor şiirlerini. İyi bir şair olduğu sanki sükut ile icma olmuş. Kalemi güçlü, hissiyatı kuvvetli olanlardan… Bu satırlar bir şeyleri daha anımsatıyorlar bana: Merhumun burada şiire olan bakış açısını öteki üzerinden […]Devamını oku »
  • Yazık Ettiler Cânım Nedîm’e..

    Yazık Ettiler Cânım Nedîm’e..

    1681 yılında İstanbul’da doğan şairimiz Nedîm Ahmet Efendi’nin soylu bir aileye mensup olduğu bilinmektedir. Pek tabiî bir İstanbul beyefendisi olduğu hepimizce mâlum. Büyükbabasından tevarüs eden Mülâkkab-zâde lakabıyla da zaman zaman anılan şairimiz, İstanbul’da kültürlü bir muhitte yetişmiş, devrin büyük alimlerinden medrese tahsili görmüş, Arap ve Fars edebiyatlarını çok iyi öğrenmiş ve imtihanlardan geçerek iyi bir […]Devamını oku »