130 kez görüntülendi.

Kur’an-ı Kerîm’in Yahudi Atıflarının İncelenmesi Üzerine Bir Yöntem

Kur’an’ı Kerim’in Yahudiler ile ilgili beyanlarının inceleme konusu yapıldığı bir çalışmanın yöntemi hakkında atılacak ilk adım Kur’an’ın nüzul sıralamasını gözetmek olacaktır. Bilindiği üzere Kur’an ayetleri genellikle bir olay hakkında ya da sorulan  bir soru üzerine inzal edilmiştir. Dolayısıyla Kur’an, o günkü toplumun bilgi değerini/düzeyini, dünyevi ve teolojik tasavvurunu/yargısını, birbirleriyle olan günlük ilişkisini gözeterek söz konusu toplumun dağınık, çelişik ve hatalı olan zihin dünyalarını tedrici bir metod kullanarak belli bir kalıba sokmayı hedeflemiştir. Hal böyle olunca bizler, yani sonraki nesiller, için detay diyebileceğimiz bir çok şeyi Kur’an’ın muhtevi olduğunu müşahade etmekteyiz. Fakat bu kitabın, realite ve günlük yaşamla sıkı bir bağının olduğunu göz önünde bulundurduğumuz sürece ayetlerdeki bu  gibi detayların aslında belli yaşanmışlıklar üzerine bina edildiğini ve aslında bunların; teoloji, ahlak, inanç vb. olarak nitelendirdiğimiz fenomenlerin oluşmasındaki rolünün çok daha iyi olduğunu kavrarız. Sonraki Müslüman nesillerin zihinlerinde şekillenen Yahudi telakkisi veya tipolojisi bu detay dediğimiz olayların ne derece etkili olduğunu göstermek hususunda bize yeterli bir açıklama veriyor. Binaenaleyh İslam’ın zuhuru dönemindeki Yahudilerin incelenmesinde izlenecek ilk ve en sağlam yol Kur’an’ın nüzul tertibini takip etmek olacaktır. Böylelikle takip ettiğimiz bu yol bize, Yahudiler ile ilgili Kur’anî beyanların arkasındaki asıl maksatlara ulaştırmak adına belki de daha önce sapılan yolların tekinsizliğini gösterecektir. 

Bizi yolun sonuna bir nebze ulaştıracak ikinci adım, Mekki ve Medeni sureleri birbirinden ayırmak olacaktır. Bunun yapılmasının gerekçesi aslında birinci yöntemin gerekçesi ile aynıdır: Realite/olgu ve yaşanılan gerçek bir hayat. Mekke devrinde Müslüman ve müşriklerin, Yahudilerle olan ilişkisi birkaç istisna haricinde yok denecek kadar azdır. Onlar Mekke’de değil Medine’de yaşamaktaydılar. Yani Mekke sadece (Arapların yaşadığı) homojen bir yapıya sahip iken Medine’nin kozmopolit olduğu görünmektedir. Buna binaen Mekke’de inzal edilen ve edilecek olan ayetlerde kendisine muhatap olarak gör(e)mediği Yahudilerden bahsetmemesi doğal bir durum olarak kendini gösterecektir. Peki akla şöyle bir sorunun gelmesi muhtemel değil midir?: Fatiha, A’raf, Meryem, Taha, Kısmen Sad (7. ayeti) gibi Mekki surelerde de Yahudiler/ehli kitap anlatılmıyor mu? Pek tabii ki buna cevabım evettir. Lakin bu soruyu soran kişi mezkur sureleri dikkatle inceleyecek olursa içinde ihtiva edilen bu konunun ifade ediliş üslubunun Medeni ayetlerden farklı olduğunu, bu surelerdeki pasajların gayesinin Yahudileri hedef almak olmadığını ve müşriklerin şirk inancının yoldan sapma olarak ifade edildiğini, ayrıca Mekke’de anlatılan Yahudi kıssalarının sadece bir tasvirden ibaret olduğunu görecektir. Buna nazaran Medeni ayetlerdeki Yahudi beyanlarının çok daha sertleştiğini görecektir.  Zira Medine’ye hicret ettiklerinde Müslümanlar, kendilerini Yahudilerle amansız bir mücadele içerisinde bulacaklardır. Haliyle burada inen sure pasajlarının yumuşak bir dil içerisinde inzal edilmesini düşünmek belirlediğimiz birinci yolun dışına çıkmak olacaktır.

Mekke ve Medine’de inen ayetlerin söz konusu din ve millet mensuplarına olan atıflarını incelemek bizim devam ettiğimiz yoldaki üçüncü adımı oluşturacaktır. Bu atıfların olumlu veya olumsuz olması ya da yargılayıcı veya tasvir edici olması Kur’an’ı Kerim’in onları hangi düzlemde gördüğünü incelemek adına bize daha iyi fikir verir. Peki bu atıfların arka planını bilmek, tamamlamaya çalıştığımız yolda bize birer yardımcı unsur olmaz mı?

Bununla kastettiğim şey Yahudilerin din telakkisini ve teolojisini (tarihiyle) bilmektir. Bunu, araştırmanın yöntemi için elzem olarak görüyorum. Zira bu beyanların olumlu ya da olumsuz olduğunu en iyi şekilde anlamak için Yahudiliğin teolojisini -tarihi ile beraber- bilmek gerekir. Kur’an-ı Kerim’in değişik zamanlarda ve farklı bağlamlarda Yahudiler hakkında inen pasajlar incelendiğinde bazı unsurların değiştiği hemen göze çarpar. O halde bunun kullanılacak yöntem için bir unsur olması gerektiği göz ardı edilmemelidir. Bunu örneklerle açıklamak yerinde olacaktır. Mesela Kur’an tarihi araştırmacılarının, Mekke döneminde bazı sahabilere Resulullah’ın Habeşistan’a hicret etmelerini salık vermesi veya Fil Suresi’nin “Ashab-ı fil”e atıfta bulunduğunda kimi, hangi sebeple ve neyi kastettiğini anlamaları için ellerinde bulunan rivai malzemeleri bu din mensuplarının tarihi ile desteklemesi gerekir. Ya da Buruc suresinde anlatılan Hristiyanlara yapılan mü’minler atfını, daha sonraki Medeni surelerde bulunan olumsuz/sahih iman dışı atıfla bağdaştırmak adına ortada duran çelişik durumun izahını aynı din mensuplarının teolojik tarihinde bulabiliriz. Burada verilen örnekler Hristiyanlık için olmakla birlikte Yahudiler için de pek tabii düşünülebilir. Söz gelimi Yahudilerin üzerine gönderilen güçlü kullar atfına pekala bakılabilir. Bu son verdiğim örnek, izahını yapmaya çalıştığım yöntemin doğruluğunu pekiştirecek mahiyettedir. Zira bu pasajda Babil saldırısından bahsediliyor. Bilindiği üzere daha önce inen Kehf Suresi’nin bir pasajında geçen Zülkarneyn isminin, Yahudileri esaretten kurtaran Pers Kralı Büyük Kiros olduğu üzerinde son dönem araştırmacıları hemfikir gözükmektedirler. Nitekim Kitab-ı Mukaddes’in Ezra kitabında da bu büyük krala olumlu atıflar yapılmaktadır.

Bu incelemenin sahih bir yönteme kavuşması için gerekli olacak dördüncü adım ise Yahudilerin tutumlarının tespit edilmesidir. Bu tutumların ilgili Kur’an ayetleri ile doğrudan bir ilişkisinin olduğunu ve hatta belirlediğini söylemek kanaatimce mübalağa sayılmaz. Zira Allah’ın belirlediği Medine’ye hicret, müminler için bir çıkış kapısı, yepyeni bir sayfa demektir. Çünkü ne de olsa daha önce Allah tarafından gönderilen bir kitaba malik, Kur’an’ın sürekli övdüğü Musa Peygamber’e tabi ve şimdiki mü’minlerin maruz kaldığı sıkıntıları önceden yaşayan bir milletti. Dolayısıyla mü’minler ve Resulullah Medine’de yaşayan Yahudiler’den destek bekliyorlardı. Bu beklenti aslında kısmen Kur’an-ı Kerim’in erken dönem Yahudi atıflarına da yansımıştır. Dikkat edilecek olursa erken dönem atıfları onların mazlum olduklarına, bir çok haksızlığa uğradıklarına işaret etmektedir. Ortada söz konusu din mensuplarının daha önce yapmış oldukları cürümler anlatılmamaktadır. (Kur’an’ın burada stratejik davrandığının düşünmek mümkün) Yine de Taha Suresi gibi bazı istisnaları görebiliriz. Fakat Mekki pasajlarda yapılan şey bir tasvirden öteye geçmez. Buradan hareketle siyasi anlamda Müslümanlar, müşriklere karşı Yahudilerin kendilerine bir dayanak olacaklarını ummuştu. Nitekim Habeş Hıristiyanlarının tavrı, mü’minlere kısmen rahat bir nefes aldırmıştı. Fakat Medine’de Yahudiler tarafından Müslümanlara karşı yapılan komplolar ve bazı suikast girişimlerinde “Yahudi parmağının” bulunması hem Müslümanların hem de Kur’an-ı Kerim’in sert eleştirilerinin kendilerine yönelmesine sebebiyet vermişti. Yine başka bir örnek verirsek bu, Bakara Suresi’nin kırkıncı ayetlerinden itibaren anlatılan atıflar olur. Görüleceği üzere Kur’an, Yahudileri Resulullah’a karşı çıkmamaları hakkında uyarmaktadır. Kureyşlilerin Yahudilerle ittifak kurmak istemeleri, Resulullah’a eziyet etmeleri hususunda kışkırtılmaları, Bakara Suresi’nin bu pasajında Müslümanlarla Yahudiler arasındaki defterlerin ortaya serilmesi ve hesaplarının görülmesi zorunlu olmuştu. Biz buradaki hesaplaşma üslubunun giderek sertleştiğini rahatlıkla görebiliriz. Çünkü artık Yahudilerin iman etmesi zor bir ihtimal olarak belirmişti. Böylece bu örneklerle birlikte Kur’an-ı Kerim’in Yahudi atıflarının incelenmesi hususundaki yöntemin bir ayağını Yahudilerin siyasi tutumları üzerine yerleştirebiliriz. Böylelikle bu inceleme için takip edilecek yol, dördüncü adımla son bulacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in Yahudiler hakkındaki beyanlarının incelenmesi adlı çalışmada izlenecek yöntemi oluşturacak adımlar belirlendi. Şimdi de bu yöntemi ihata edebilecek asli ve tali kaynakların belirlenmesine gelelim.

Asli kaynakları Kur’an’ı Kerim’le başlatmak söz konusu bu çalışma için elzemdir. Zira yapılan bu çalışmanın amacı zaten Kur’an’ın kendisini anlamadır. Bu çalışma bir taraftan tefsir ameliyesi olmak bakımından ve de tefsirin sac ayaklarından birini oluşturan erken dönem siret eserleridir. Sonraki dönem çalışmalarına mühim derecede kaynaklık eden bu siret kitaplarını şu şekilde bir kronolojik sıralamaya tabi tutacak olursak şöyle bir tasnif yapmamız uygun olabilir:

  1.   Musa b. Ukbe (141)
  2.   İbn İshak (151)
  3.   Vakıdi (207)
  4.   İbn Hişam (218)
  5.   İbn Sa’d (230)

Yaptığım bu sıralama kalite ya da güvenilirlik açısından değil sadece kronolojik bir tasniften ibarettir.

Diğer bir kaynak ise hadis mecmuaları ve kitaplarıdır. Bunun için kütüb-i sitte en güvenilir kaynak olarak bu incelemeyi yapacak araştırmacının karşısında belirmektedir. Tabi burada kütüb-i sitte’nin içine dahil olmayan kitapların da buna dair rivai malzemenin edinilmesi konusunda mühim bir fayda sağlayacağı şüphesizdir.

Araştırmacının ayrıca Taberi Tefsiri’nden müstağni kalamayacağını ifade etmek gerekir. Zira araştırmacı, Taberi’nin üçüncü asrın sonuna kadar oluşan birikimi kendisine aktardığını görecektir.

Üçüncü  kaynak olarak esbâb-ı nüzûller çalışmayı yapacak araştırmacı için olmazsa olmaz durumdadır. Bunlar şu şekilde tasnif edilebilir:

  1.   Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed el- Vahidi (468)
  2.   Ebu’l-Fazl Celaleddin Abdurrahman es-Suyuti (911)
  3.   Şihabuddin Ebu’l-Fazl Ahmed b. Ali İbn Hacer el-Askalani (852)
  4.   İzzet Derveze: Tefsirü’l-Hadis (1984 m.)
  5.   Muhammed Abid el-Cabiri ( 2010 m.)

Son iki ismin tefsire dair eserleri nüzul sıralamasını takip eder formdadır. 

Bu çalışmanın yönteminin adımlarından birinin de Yahudi teoloji ve tarihi olduğunu belirtmiştim. Bunun için başvurulması gereken en mühim kaynağın Kitab-ı Mukaddes olması gerekir. Tıpkı bizdeki gibi onların  teolojik ve mezhepler tarihleri olduğundan bu mezhepleri inceleyen sonraki dönem eserler de kaynak olarak zikredilebilir.

Allah en iyisini bilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir