1.180 kez görüntülendi.

Kum Fırtınası I Öykü

Güneşin tepelerin üzerine kurulduğu bir vakitte, tüm benliğini kavuran sıcağa aldırmadan kızgın kumlara bata çıka ilerliyordu. Bütün bu meşakkatin arasında göğsünü ve ciğerlerini dolduran taşları düşününce durakladı. Bu kumların, içini dolduran taşların ufakları olduğu kanaatine vardı. İçerisinde birbirine çarpan taşların çıkardığı gürültüden uyuyamadığını bilen biri olsa bana gülerdi, dedi kendi kedine. Çünkü kaç insanın içinde çıkan fırtınalarda taşlar birbirine büyük bir gürültüyle çarpabilirdi. Her insanın içinde mutlaka taş olabilir diye düşündü. Bir an için duraksadı ve ellerini kızgın kumların içine daldırdı. Kumların ellerinden bir su gibi akışını izledi. Kumlar yumuşak ve hafiflerdi. Ayrıca itaatkârdılar da. Fırtınaya kendilerini teslim edişlerindeki naifliği düşündü. Rüzgârın onlar için tayin ettiği yere iniyor ve bir tepe oluşturuyorlardı. Kumlar gerçekten onun içindeki taşlara asla benzemiyordu. Taşlar sert ve hoyrattı. Değdikleri yeri parçalama da öfkeden bile mahirdiler. Taşların hızı son bir günde iyice hızlanmış, içini parçalamaya ve kanatmaya başlamıştı. Bu, taşların organlarında yarattığı tahribatın eseriydi. Onların her biri, şiddetli bir kasırga hızında hareket ediyor, diğer taşlara, sonra midesine, kalbine ve ciğerlerine çarpıyordu. Kaburgalarındaki ağrıya da muhtemelen bir taş sebep olmuştu. Elindeki asaya tutunarak ayağa kalktı. Çölde bir fırtına daha olmadan kendine güvenli bir yer bulmalıydı. Düşe kalka ilerlemeye devam etti. Bir yandan içindeki taş fırtınası şiddetini arttırarak çarptığı yerleri parçalamaya devam ediyordu. Sesleri daha fazla duymamak için kulaklarını kapadı, fakat sesler içinden geliyordu ve bu hiçbir işe yaramazdı. Duymak istemediği her şey ona, içindeki her türlü parçalanmadan daha büyük bir acı veriyordu. Ağrıları şiddetlenmişti ve artık yürümeye takati de kalmamıştı. Kumların arasına uzandı. Düşündükçe içindeki fırtınanın hızı da arttı. Nefesi kesilir gibi oldu. Bu taşları ne zaman yediğini düşündü. Onu bu çölde dolaştıran sebepleri hatırladı. Muhtemelen bu taşlar, o sebeplerin neticesiydi. İlk önce beş para etmez bir adam olduğunu, işlediği günahları, sonra Allah’a olan mahcubiyeti hatırladı. Daha sonra pişmanlığın, karanlık bir gece gibi üzerini örttüğü yüreğini düşündü. Her şeyin ilahi bir sebebi vardıysa da artık bu onu teskin etmiyordu. Her bir taş hızını daha da arttırdı. Kulakları artık bu seslere dayanamıyordu. Ayağa kalkmaya çalıştı. Düştü, kalktı ve yeniden düştü. Bir tepenin üzerinden yuvarlanmaya başladı. Ağzından akan kanlar kumların üzerinde parıldıyordu. Düşüşü çöldeki büyük bir taşa çarpmasıyla son buldu. Birazdan tamamen kapanacak olan gözlerini taşa dikti. Ağzından kanlar akmaya devam ediyordu. Taşa baktı ve çölü dahi kederlendirebilecek şeyler olabilir, diye düşündü. Yavaşça kapanan gözlerini kum taneleri örttü. Kum fırtınası başlamıştı.

YORUMLAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir