136 kez görüntülendi.

Konya’dan Kudüs’e Bir Yol: Kudüs Mevlevihanesi

Kudüs’ün tarih boyunca çeşitli dinler ve kültürler için büyük önem arz ettiği izahtan vareste bir konudur. Buna mukabil geçmişten günümüze birtakım din ve topluluklar bu topraklarda kendi kültür ve medeniyetlerinin sözcüleri olmuşlardır. Örneğin Haçlılar şehre hakim oldukları sürece Bizans ve Hristiyan kültürünü; Osmanlılar da hakimiyetleri boyunca Türk-İslam kültürünü yaymaya ve korumaya çalışmışlardır. Bu kültürü yayma ve korumada hiç şüphesiz şehre bırakılan yapılar maddi-manevi rol oynamışlardır. Biz bu yazımızda Kudüs’te Türk-İslam kültürünün varlığını kendisinden yüzyıllar sonra dahî devam ettiren bir eserden bahsetmek istiyoruz: Kudüs Mevlevihanesi.

Osmanlı hakimiyetine geçen topraklarda, bir devlet politikası olarak tekke ve zaviyeler kurulmuş, kurulan bu tekkelere şeyh ve dervişler atanmış, böylece fethedilen yerlerin merkezle olan ilişkisi olabildiğince sağlanmaya çalışılmıştır. Mevlevilik Tarikatı da Osmanlı siyasetinde önemli rol oynamış, merkez-çevre ilişkisini kurma açısından önemi yadsınamaz bir görev üstlenmiştir. Bu rolü daha iyi anlayabilmek adına Mevlevilik Tarikatı’na kısa da olsa bir göz atmak yararlı olur diye düşünüyorum.

Mevlevilik Tarikatı Mevlana’nın vefatından sonra oğlu Sultan Veled tarafından 13. yüzyılda Konya’da kurulmuştur. Her tarikatta olduğu gibi Mevlevilik’te de zikir ve ayinlerin yapıldığı dergahlar kurulmuş ve buralar tarikat mensuplarının uğrak yerleri olmuşlardır. İşte bu dergahlar Mevlevi Tarikatı’na özel bir isim olarak ‘Mevlevihane’ adını almışlardır. Genellikle külliye biçiminde planlanan Mevlevihaneler, merkezinde tasavvuf müziğinin icra edildiği semahane, çevresinde ise türbe, mezarlık ve mescid gibi yapıları barındırır. Aslen Anadolu’da açılmaya başlanan Mevlevihaneler, Osmanlı coğrafyasının genişlemesiyle farklı kıtalara da yayılmıştır. Bahsedeceğimiz Kudüs Mevlevihanesi ise bu geniş coğrafyadaki yapılardan günümüze ulaşabilen eserlerden biridir.

Kudüs Mevlevihanesi’nin tarihine bakıldığında, Kudüs Haçlı Krallığı döneminde “St. Agnes” adında bir kilisenin inşa edilmiş olduğu görülür. Şehrin 1187’de tekrardan Müslümanlar tarafından fethinden sonra kilise, camiye dönüştürülmüştür. Cami, Kudüs 1516 yılında Osmanlı hâkimiyetine girdikten kısa bir süre sonra Mevlevihane olarak kullanılmak üzere Mevlevi Tarikatı’nın hizmetine sunulmuştur. Fetihten 70 sene kadar sonra, 1586 yılında, Kudüs Mirlivası Hudavend Beğ Ebu Sayfayin tarafından semahane yaptırılmış ve önemli miktarda para vakfedilerek Mevlevihane’nin gelişimi sağlanmıştır.

Mevlevihane Eski Şehir’in (el-quds’ül-gadîme) en yüksek bölgelerinden birinde konumlanmıştır. Haremi-i Şerif’in kuzeyindeki İbn-i Cerrah sokağı ile adını bu yapıdan alan Mevleviyye sokağının kesişiminde bulunur. Sokaktan merdivenlerle tepeye doğru çıkıldığında ziyaretçileri ilk olarak tekkenin avlusu karşılar. Avludan yukarı çıkıldığında ise cami ve türbenin olduğu kata gelinmiş olur. Yapı kiliseden camiye çevrildiği için birtakım yenilemeler yapılmıştır. Kilisenin ana giriş kapısı kapatılmış ve yerine bir mihrap konmuştur. Camiye girişler ise kilisenin doğu penceresinin kapıya dönüştürülmesi ile gerçekleştirilmiştir. Buradan yukarıya semâhane kısmına çıkılır. Semâhane, minarenin düzeyinde bulunan en yüksek kattır ve Mevlevilerin kullanımına geçtikten sonra camiye ek olarak yapılmıştır.

Bu yazımızda dönemin Şam alimlerinden ve aynı zamanda bir Sufî olan Nabulsi’nin 1690 yılında yaptığı Kudüs ziyareti notlarını da paylaşmak yerinde olacaktır: “Oradan Mevlevi tekkesine doğru yol aldık. Merdivenlerden çıkarak yüksek duvarlarla çevrili bahçesine girdik. Buradan merdivenleri çıkarak daha yüksekte fakat daha küçük ikinci avluya geçtik. Bu avlunun merdivenlerini de çıkarak bundan daha küçük bir avluya geçtik. Çıktıkça göğe yaklaştığımızı hissediyorduk. Bütün binaları büyük taşlarla yapılmış ve yuvarlak kemerlidir. Buradan bir odaya (divana) geçtik. Burada küçük bir şadırvandan akan su bulunmaktadır. Bu divanın pencerelerinden kutsal kenti seyrettik. Bizi karşılayan Derviş Şeyh ve arkadaşları bize hoş bir müzikle sema gösterisi sundular. Çok hoş ve memnun kaldık.”

21. yüzyıla gelindiğinde Mevlevihane binasının sağlam olarak bizlere ulaştığını ve cami olarak kullanıldığını görüyoruz. Çevresindeki yapılar ise konut olarak kullanılmaktadır. Her ne kadar karmaşık yapısı ve pek de görünürde olmayan binası ile âtıl kalmış gibi gözükse de Kudüs’te hâlâ böyle bir yapının varlığı gerek tarihsel açıdan gerek günümüz kültürel mirası açısından büyük önem taşımaktadır. Yüzyıllar boyunca ayakta kalmayı başarabilmiş olan bu yapı yalnızca Mevlevilik kültürünü değil, aynı zamanda asırlar öncesinin Hristiyan yapısı ile Türk- İslam kültür ve mimarisinin mezcedilmiş halini bize en güzel şekilde yansıtır.

 

Kaynakça

1) TÜTÜNCÜ, Mehmet, Kudüs Mevlevîhanesi Tarihi ve Mimarisi, 2006

2) www.mevlana.gov.tr

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir