237 kez görüntülendi.

Kitap Değerlendirmesi: Dahi ve Dindar: Isaac Newton

Din ve bilim arasında ne tür bir ilişki olduğu, modern dönemin en önemli tartışmalarından biri gibi görünmektedir. Bu tartışmayı bu kadar önemli yapan hususun, tartışılan mevzunun entelektüel boyutuna ilave olarak halk kitlesinin de gündelik yaşantısında ciddi tezahürleri haiz olması olduğu söylenebilir. Nitekim modern toplumlar arasında giderek artan bir ivme ile yayıldığı düşünülen seküler-laik yaşam tipi teorik zeminini din-bilim karşıtlığının kendilerine sağladığı alan içerisinde bulmaktadır. Daha açık bir ifade ile, özgürlük kavramı üzerine inşa edilmiş modern toplumlar halihazırda süregiden seküler yaşam tarzlarını, dinin öngördüğü kulluk, teslimiyet ve birtakım kısıtlamaları da içeren hayat modeli karşısında mezkur tartışmaya istinaden savunma imkanı bulmuşlardır. Hal böyle olunca haddizatında bilim değil de söz konusu amaç için araç haline getirilen bilim, din ile tabii bir çatışma içine girmiştir. Halbuki Tanrı’nın ikinci kitabı olarak görülen doğayı inceleme ve buradan hareketle Tanrı’nın azametini, kulun ise acizliğini idrak etme bahtiyarlığını bizlere sunan bilimsel faaliyetin, özü gereği din ile bağdaşır bir yapı arz etmesi icap eder.  

İşte bahsi geçen bu tartışmada, çağdaş batılı bilim tarihi yazarlarının ifadelerine çok kez yansıdığı üzere, din-bilim çatışmasını kabul eden, seküler, ateist bir bilim cemaati tasavvuru işin aslını yansıtmaktan oldukça uzaktır. Bu hatalı yaklaşımı ortaya koyma gayesine matuf olarak kaleme alınmış olan Dahi ve Dindar: Isaac Newton[1] kitabı modern fiziğin kurucusu sayılan Newton’un kendi metinleri üzerinden bu anlatının yanlışlığını gösterme denemesidir. Kitaba göre yalnızca Newton değil; matematik, fizik, kimya, kozmoloji, optik, biyoloji gibi bilimin pek çok araştırma sahasında, modern bilimsel dönemin ortaya çıkmasını tetikleyen devrimlere öncülük etmiş Descartes, Boyle, Kopernik, Kepler, Galileo, Darwin vb. isimler de aynı şekilde dindar kişilerdi. Hatta bazıları Katolik kilisesinin sapkın olarak nitelediği Protestan mezhebine bağlı din adamlarıydı. 

Kitapta Newton’dan alıntılanan dört metnin bize gösterdiği üzere Newton, din-bilim harmonisini yakalayabilmiş üstün bir bilimci idi. Onun din karşıtlığı daha çok Batı’da kurumsal dini yapıyı oluşturan Katolik kilisesineydi. Hristiyanlık içerisindeki teslis inancının dine sonradan katıldığını ve İncil’in pek çok ayeti ile bu akidenin açık çelişki içerisinde bulunduğunu düşünüyordu. Ancak insanlara fikirlerini doğrudan söylemek birtakım tehlikeleri de içinde barındırıyordu: Üniversitedeki yerini kaybedebilir, hatta durumun siyasi bir boyut kazanması neticesinde canından bile olabilirdi. Hal böyle iken Newton doğal olarak görüşlerini insanlara ilan edemedi ancak, metinlerinde kurumsal dini öğretinin şirke vardığını düşündüğü hatalarını ve çelişkilerini gizliden gizliye işledi. Doko’nun seçmiş olduğu dört metinde bu durumu görmek mümkündür. Gerçekten de Newton oldukça başarılı bir şekilde eleştirilerini satır aralarına saklayabilmiştir. 

Newton’un metinlerine ilave olarak yazarın eklediği son söz kısmında din-bilim çatışmasına dair ufuk açıcı tahlillerinin bulunduğunu söylemek yerinde olacaktır. Mevcut bilimsel yöntem ve yönelimi doğalcılık olarak ifade eden Doko, bu yaklaşımın metafiziksel doğalcılık ve metodolojik doğalcılık olarak temel iki unsura ayrıldığını belirtir. Ona göre din-bilim çatışması, metafiziksel doğalcılık dediğimiz bilim anlayışının bir getirisidir. Halbuki kitapta ortaya koyulduğu üzere metafiziksel doğalcılık kendi içerisinde bazı çelişkiler ve açmazlar barındırmaktadır. Metodolojik doğalcılık ise modern bilimin öncü-kurucu şahsiyetlerinde görüldüğü gibi bir çeşit din-bilim harmonisine imkan tanımaktadır. 

Din-bilim çatışmasına dair metafiziksel ve metodolojik doğalcılık yaklaşımları üzerinden gerçekleştirilen tahlilden sonra kitabın son kısmında modern bilimsel verilere göndermeler yapılarak oluşturulmuş beş teizm ispatına yönelik argümanlar bulunmaktadır. Sırasıyla; “hudus” delili, “yaşam için hassas ayar” delili, “keşfedilebilirlik ve teknoloji için hassas ayar” delili, “matematik ve doğa arasındaki uyum” delili, nesnel ahlakı temellendiren “merhamet ve iyilik” delili zikredilmiştir. Söz konusu delillerden hareketle âlemin bir yaratıcısı olmasının aklî zorunluluğu oldukça başarılı bir şekilde savunulmuştur denebilir. Ancak beşinci delil istisna edilirse mezkur delillerin daha çok deist bir Tanrı yaklaşımını ispata yaradığı da görülecektir. Her ne kadar beşinci delil üzerinden nübüvvetin imkanına bir kapı aralanıyor gibi gözükse de delilin sunumundaki muğlaklık bunun nasıl mümkün olacağı konusunda okuyucuya tam bir tatmin sunmaktan uzaktır. Bu ufak tenkit bâki olmakla beraber kitabın dil ve üslup bakımından gayet açık ve başarılı olduğu da söylenmelidir.   

[1]Doko, Enis, İstanbul Yayınevi, genişletilmiş 2.baskı: 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir