171 kez görüntülendi.

Kırk Adım | Öykü

Kaldırımın yola yakın tarafından göğe bakmak için başını kaldırdı Refik Bey. Bilinmez ki şu an kaç kişi Refik Bey gibi göğe bakmakta, aldığı soluğu bu kez de yukarı vermektedir. 

“Yılların eskitemediği gök, ne işler açtın başıma!” diye söylendi Refik Bey muhatabına yani göğe yönelerek.

Bir yaş daha almıştı Refik Bey. Günyüzü göstermeyen Dünya, bir kez daha dönüşünü tamamlamıştı Güneş etrafında. Bir cümle kurup, biraz soluklanıp devam etti. Altmış beşinci miydi, yoksa altmış altıncı mı? O da tam kestiremedi. “Yoksa” dedi, birkaç tel siyah bıyığını hatırlayarak, altmış dört mü olmuştu? “Aman canım, altmıştan sonrası hep aynıdır insan gözünde, altmış bir de altmış beş de birdir.” “Yaş kemale ermiş, altmış üçten sonrası haddi aşmış sayılır.” 

Refik Bey kaçıncı olduğunu bir türlü çıkaramadığı yaş gününde yürüdü, yürüdü, sadece yürüdü. Dinlendi ve tekrar yürüdü. Başlarda unutmaya çalıştığı ve sonra unutmaya çalıştığını da unuttuğu, hâsılı hiç aklından çıkaramadığı o şeyle yürüdü. 

Caddeler, ayaklarının altından bir dalga gibi yavaşça çekiliyordu. Sanki görünmez bir el göğün kara perdelerini çekmekte ve Refik Bey şehir merkezinden çepere doğru sürüklenmekteydi. Refik Bey yıllardır doğum gününde bir yokuşu tırmanır gibi sanki dünyanın kamburunda yürüyordu. Yıllardır değişmeyen iki şey vardı bu yürüyüşte, ilki arabalar, ikincisi o unutmaya çabaladığını unuttuğu şey. Refik Bey bu yürüyüşlerinde kırk adımda bir etrafına bakıyor, eğer bir araba görürse bir kırk adım daha atıyordu. Böyle böyle saatlerce yürüyor, her kırk adımda bir sokaktan sokağa onu sevk eden arabaları takip ediyordu. Ta ki hiçbir arabanın geçmediği tenha bir yere varıncaya dek yürüyordu. 

Refik Bey yıllar önce atması gereken o kırk adımı yıllardır atmaya çalışıyor, fakat bir türlü başaramıyordu. Ve sanki attığı her adım onu yıllar önce torununu çekip kurtaramadığı o yoldan, o arabadan daha da uzaklaştırıyordu.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir