286 kez görüntülendi.

Kavramsal Olarak Kültür ve Medeniyet

Kültür ve medeniyet, bir toplumda yaşayan herkesi yakından ilgilendiren kavramlardır. Bu kavramlar bilhassa, ilk uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan ve “medeniyetlerin beşiği” olarak adlandırılan Anadolu topraklarında yaşayan bizleri ilgilendirmektedir. Nitekim Anadolu’da kurulan ilk medeniyet olan Hititlerden, Türklerin Malazgirt savaşıyla Anadolu’ya girmelerine ve en son Osmanlı Devleti ile büyük bir medeniyet kurulmasına kadarki süreçte Anadolu, her zaman doğu ile batı arasında bir köprü işlevi görmüş ve bundan dolayı da çokça farklı kültürü içerisinde barındırmıştır. Bu durum; bu kavramları, birbirleriyle olan ilişkilerini ve aralarındaki farkları iyice anlamamızı gerektirir.

Kültür kavramı Latince colere fiilinden türetilmiştir. Colere; işlemek, yetiştirmek, onarmak, inşa etmek, ekip biçmek, eğitmek gibi anlamlara gelmektedir. Bundan türetilen cultura kavramı, Romalılar tarafından tarımsal faaliyetler ile ilişkili olarak kullanılır. Kendiliğinden yetişenden farklı olarak insan çabası ve bilgisi ile işlenen ve yetiştirilen her türlü tarımsal ürüne verilen isim olarak kullanılmıştır. Yine Romalılar tarım kavramı olarak agri-cultura’a toprağı işlemek manasını vermişlerdir. (Özlem, 2000. Meriç, 2016)

Kavramın insan ile ilgili bir mana kazanması yine iki Romalı yazar olan Cicero ve Horatius sayesinde olmuştur. İnsanın eğitilmesi, yetiştirilmesi, eğilip bükülmesi manasında kullanılan kavram, Cicero’da cultura animi (can) olarak karşılanır. Hazlarına düşkün bir varlık olarak insanın terbiye edilmesi manasında ilk kez Cicero kullanır. Duygulardan ziyade akıl yürütme ve edinilen ilkeler doğrultusunda insanın eğitilmesi süreci için bu kavramı kullandığı görülür. (Özlem, 2000. Meriç, 2016)

Kültür kelimesi, bugünkü teknik ve antropolojik anlamıyla İngilizceye 1871’de Tylor tarafından yerleştirilmiştir. İngiliz Kültür Okulunun kurucusu Raymond Williams, kültürün 400’e yakın tanımının olduğunu söyler. Fakat yapılan tanımların en bilinenini Edward Taylor yapmıştır: “Kültür, insanoğlunun ihtiyaçlarını gidermek amacıyla meydana getirdiği maddî ve manevî unsurların tümüdür.”  

Nurettin Topçu kültürü “bir milletin bütün fertlerinin sahip olduğu, hadiseleri karşılayan duyuş şekilleriyle bütün tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümleri” şeklinde tanımlamıştır. Ve bu değer hükümlerinin beslendiği kaynağın din, felsefe, ilim ve sanat olduğunu söylemiştir. Ayrıca Fransızların tenkitçi, Almanların akılcı, İngilizlerin ise tecrübeli bir kültürel zemine sahip olduğunu söylemiştir.

Ziya Gökalp ise farklı bir kelime kullanarak kültürü “hars” kelimesiyle ifade edip (böylece medeniyeti kültürden ayırır) tanımını şöyle yapmıştır: “Kültür (hars), bir milletin dinî, ahlâkî, hukukî, muakalevî (entelektüel), bediî (estetik), lisanî, iktisadî, fennî (teknik) hayatlarının ahenkli mecmuasıdır.”

Kültürün oluşmasında insanların topluluk halinde yaşamalarının etkisi fazladır. Çünkü kültür, toplumu oluşturan üyelerin sorunlarını çözümlemek üzere oluşmuş bazı düzen ve kurallardan meydana gelir. Bir tasarruf birikimidir. İnsanın öğrendiği her şey kültürü oluşturur. 

Kültürün oluşumunda dilin önemi de oldukça fazladır. Hatta dil, kültürün ilk ve temel unsuru kabul edilir. Zira dil; bir kültür taşıyıcısıdır, kültür aktarıcısıdır. Ve kültür de varlığını nesilden nesile aktarıma borçludur. Örneğin; Türkler, Orhun Yazıtları sayesinde 1200 yıl önceki Göktürklerin varlığını, sorunlarını, duygu ve düşüncelerini öğrenmiştir.

Kültürün özelliklerini sıralayacak olursak:

  1. Kültür toplumsaldır,
  2. Kültür öğrenilir,
  3. Kültür değişebilir (toplumsal şartlar ve ihtiyaçlar değiştikçe geleneksel çözüm yollarının sağladığı doyum düzeyi de azalır ve değişir),
  4. Kültür aktarılır ve süreklidir (kültür öğrenilir, alışkanlık haline getirilir ve sosyal kalıtım yoluyla nesilden nesile aktarılır),
  5.  Kültür ihtiyaç gidericidir,
  6. Kültür ögeleri arasında bir ahenk vardır,
  7. Kültür kurallar sistemidir,
  8. Kültür bütünleştiricidir (kültürel bütünleşme sağlanmadıkça toplumda sosyo-kültürel ve ekonomik alanlarda önemli uçurumlar oluşur).

Bunlara ek olarak, kültür ne iyidir ne kötüdür, ne olumludur ne olumsuzdur, ne güzeldir ne çirkindir. Zira iyi veya kötü olması göreceli bir yaklaşımdır. Fakat elbette ki hangi kültür olursa olsun cana, mala veya sosyal güvenliğe kasteden davranışlara kültürel görece bakıp tasvip etmek mümkün değildir.

Kültürün yaşamasına, süreklilik sağlamasına ve değişmesine aracılık eden birtakım süreçler vardır. Bunları sıralayacak olursak:

  1. Kültürleme (bireyin içinde bulunduğu kültürü öğrenme süreci)
  2.  Kültürleşme (iki farklı kültürün alışveriş içine girmesi)
  3. Kültürel yayılma (maddi ve manevi bazı kültür ögelerinin çevreye, başka kültürlere yayılmasıyla yaşanan bir kültürel süreç)
  4. Kültürlenme (farklı kültürel yapılardan gelen kişilerin başka bir kültürel alana gelmeleri durumunda yeni bir öge yaratmaları, yeni bir bileşime varmaları durumudur)
  5. Kültür şoku (tanımadığı bir kültürün içine giren bireyin yaşadığı sıkıntı durumu, bunalım hali)
  6. Kültürel gecikme (kültürel değişme etkisi altında kalan kurumların bu değişmeye gösterdikleri tepkinin hızındaki farklar)
  7. Kültürel asimilasyon (bir kültürün başka bir kültürü etkisi altına alması ve kendi içinde eritmesi)

Kültür kavramından sonra medeniyet kavramını da açıklayacak olursak:

Medeniyet kelimesi, Batı’da ilk defa Fransızca olarak (civilisation) Marquis de Mirabeau tarafından 1757 yılında kullanılmıştır. İngilizce’de ise bundan on yıl sonra görülmeye başlanmıştır. Civilisation, Latincede “şehirli” anlamına gelen civilis kelimesinden türetilmiştir. 

Civilisation kavramı, Osmanlı’ya ilk defa Mustafa Reşit Paşa aracılığıyla girmiştir. Mustafa Reşit Paşa, Türkçe karşılığını bulamadığı kavramı Paris’ten gönderdiği mektuplarda (1834) “terbiye-i nâs ve icrâ-yı nizâmat” olarak tasvir eder. Daha sonraki süreçte bir hüsnükabul ile birlikte Sadık Rıfat Paşa ve Namık Kemal başta olmak üzere kavramın karşılığı olarak medeniyeti bulurlar.

Uygarlık kelimesi de günümüz Türkçesinde medeniyet karşılığı olarak belli bir yaygınlığa sahiptir. Bazı araştırmacılar uygarlık kelimesinin şehir hayatı yaşayan Uygurlardan kaynaklandığını ileri sürmektedir. Bu kelimenin sözlük anlamı Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre: “Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü, medeniyet.” Meydan Larousse ise: “Bir memleketin veya bir toplumun düşünce ve sanat hayatı ile maddî ve manevî varlığına has niteliklerin tümü” şeklinde tanımlamaktadır.

Nurettin Topçu medeniyeti, “insanlığın muayyen tarihi devirlerinde bir zümre cemiyetin benimsediği vasıtalarla çalışarak ortaya koyduğu ve yaşattığı teknik eserlerin ve yaşayış şekillerinin bütünü” şeklinde tanımlamaktadır. Topçu, medeniyeti daha çok teknikle özdeştirirken; Sezai Karakoç ise din ile özdeşleştirir. Karakoç, Hz. Adem’den başlayarak gelen bütün peygamberlerin “Hakikat Medeniyeti”nin taşıyıcısı olduğunu söyler. İslam medeniyeti ise bu hakikat medeniyetinin son ve en olgun halidir.

Sezai Karakoç, diriliş düşüncesi ile temelde dikkatleri “medeniyet” olgusuna çekmeye çabalar ve medeniyeti ırkla açıklayan teorileri kabul etmez. Çünkü ona göre medeniyet, tanımı itibariyle bütün insanlığa hitap eden tarih olgusudur. Tek kişiye ya da insanlığa dönük cephesiyle medeniyet, insanın sadece fiziki ya da fizyolojik ihtiyaçlarına cevap veren bir sistem olmakla kalmaz, aynı zamanda manevî, ahlâkî, metafizik ve kültürel isteklerini de karşılamak amacını taşır ve insanı bütün cepheleriyle ele alır. Böylelikle Karakoç, İslam’ı da öncelikle “medeniyet” ve tarih perspektifinden bir bütün olarak ele almayı düşüncesinin metodu olarak kabul eder ve şöyle der: “İslam’ı medeniyet olarak ele almak, onu metafizik cephesiyle, yani iman açısından ele almak demektir; tarih açısından, bilim, sanat ve edebiyat açısından, yani kültür açısından ele almak demektir. Ekonomi, teknik ve sosyal ilişkiler açısından ele almak demektir. Felsefe, bilim, ahlak, sanat ve daha nice açılardan ele almak ve bunun tarih boyunca değişim ve gelişimlerini incelemek demektir” (Karakoç, 1986c, s.67) Zira İslâm medeniyeti denildiğinde genel olarak müslüman olan insanların müslüman olmakla birlikte ortaya koydukları maddî ve mânevî bütün başarılar kastedilmektedir. 

Karakoç’un düşünce dünyasında kültür de medeniyet ile beraber anılır. Kültür de medeniyet gibi kaynağını dinde bulur. Fakat kültür ve medeniyet kavramları, üzerinde çoğu zaman uzlaşı sağlanabilen kavramlar değildirler. Kimisi bu kavramları eş tutarken kimisi ayırmıştır. Zira her düşünür, farklı düşünce dünyaları ve tarih yorumlarıyla bu kavramları ele almışlardır. Durum böyle olsa da bu iki kavram sürekli etkileşim içerisindedir. Nitekim bütün medeniyetler kültürden doğar, yani medeniyetlerin ham maddesi kültürdür. Ve yine kültür kavramının bünyesinde âlemşümul bir medeniyeti filizlendirebilecek mümbit bir ortam vardır. Şöyle ki, eş zamanlı olarak birçok kültür var olabilir ama bir tek medeniyet var olur. Örneğin Avrupa kültürünü; Alman, Fransız, İtalyan, İngiliz gibi alt kültürler oluşturur. Birleşen bu kültürler daha uzak coğrafyalara yayıldıkça en hakim ve en yaygın kültür olarak üst kültür olma özelliğini kazanır ve merkezdeki medeniyete en yakın kültür haline gelir. Günümüzde Batı Medeniyeti olarak tanımlanan kültürel yapının hakim kültür olmasını da bu şekilde açıklayabiliriz.

Kültür ve medeniyet kavramlarını açıkladıktan sonra diyebiliriz ki; kültür, duruş itibariyle biraz daha özel medeniyet ise daha genel bir noktadadır. Kültürü “hars” kelimesiyle ifade eden Ziya Gökalp, medeniyetle kültür arasındaki farkları şu şekilde sıralar: 

  1. Medeniyet, milletlerarası olduğu halde hars (kültür) millidir.
  2. Medeniyet bir toplumdan başka bir topluma geçebilir fakat kültür geçemez.
  3. Bir millet medeniyetini değiştirebilir ancak kültürünü değiştiremez.
  4. Medeniyet usûl ve akıl aracıyla elde edilir, kültür ise ilham ve sezgiyle yeşerir.
  5. Medeniyet iktisadî, hukukî, dinî ve ahlakî fikirlerin toplamıdır. Kültür ise bedii (estetik) ve yine ahlakî, dinî duyguların toplamıdır.

Nurettin Topçu ise aralarındaki farkları şöyle sıralar:

  1. Medeniyet cemiyetler arasında müşterek bir sistem olduğu halde, kültür bir cemiyete özeldir.
  2. Medeniyet maddi, kültür ruhi ve ahlakidir.
  3. Medeniyet her fert tarafından yaşanır, kültür ise bazı fertler tarafından yaşanır.
  4. Medeniyet cemiyetler arasında bir nevi fikir alışverişine tabi olduğu halde, kültür başka bir yerden asla alınamaz.

Kavramların çıkış noktasına ve bu iki sıralamaya baktığımızda medeniyet, bir anlamda maddî kültürdür diyebiliriz. Yani kültür, bir milletin yaşamını kolaylaştıracak olan bilgi birikimi, yaşam biçimi, davranış özelliği; medeniyet ise, bu kültürün biraz daha cisimleşmiş somutlaşmış halidir.

 

Kaynakça

[1] Açık Medeniyet Dergisi, sayı: 18, Ekim 2019.

[2] Nurettin Topçu, Kültür ve Medeniyet, Dergâh Yayınları.

[3] Nurettin Topçu, Sosyoloji, Dergâh Yayınları.

[4] Karakoç, S. (1986c). Günlük Yazılar IV. Gün Saati. İstanbul: Diriliş Yayınları.

[5] Özlem, Doğan (2000). Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi. İstanbul: İnkılap Yayınevi.

[6] Meriç, Cemil (2016). Kültürden İrfana. İstanbul: İletişim Yayınları.

[7] Cem Kotan; Kültür, Medeniyet ve Teknik Kavramları Etrafında Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu Düşüncesinde İslam-Batı Karşıtlığı.

[8] Ahmet Kesgin, Mihver Kavramlarının Tesirleri Üzerine Bir Değerlendirme: Kültür ve Medeniyet/Uygarlık Örneği.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir