243 kez görüntülendi.

İstanbul’da Bir Tütüncünün Hikayesi: Serduhani Mehmet Halis Efendi

Hikayemiz 1877’de Osmanlı-Rus Harbi sebebiyle iki kardeşin Erzincan’dan  İstanbul’a gelmesiyle başlıyor. O dönemde tütün tüketimi, tütünlerin köylerden getirilip harmanlanması, kıyılması ve sokaklarda satışa sunulması şeklinde gerçekleşiyordu. Bu iki kardeş, Mehmet ve Yusuf Efendi de sokaklarda bu usulde tütün satmaya başlıyorlar.

Ellerinde terazi İstanbul’u sokak sokak dolaşan bu iki kardeş dönemin şartlarında geçimlerini zar zor idare etmektedirler.  Derken dönemin zenginlerinden Tahsin Bey ile tanışmaları hayatlarında bir dönüm noktası olur. Tahsin Bey’in teşviki ve verdiği bir miktar parayla Mehmet Efendi İskeçe‘den 40 hayvan yükü tütün getirtir. Hemen ardından Küçükpazar’da küçük bir dükkân sahibi olurlar; kardeşi dükkânda satışla uğraşırken, Mehmet Efendi de gidip mal getirmeye devam eder. 

Kemahlı Mehmet Efendi artık Tütüncü Mehmet Efendi’dir. O dönemde hiç tütün fabrikasının olmaması, Osmanlı’nın tütünle yeni yeni tanışmaya başlaması ve halkın tütün kullanımına rağbet göstermesi sebebiyle Tütüncü Mehmet Efendi ününe ün katar. Küçükpazar’daki dükkânlarında işlerin iyi gitmesiyle bir tütün fabrikası kurmaya karar verir ve yer olarak da Haliç kıyısındaki Cibali’yi seçer. Cibali’de kurduğu fabrika ile ordunun tütün ihtiyacını karşılayan Tütüncü Mehmet Efendi, zamanla kazancını arttırır. İstanbul’un en zenginleri arasına girer ve serduhânî, yani baş tütüncü olarak anılmaya başlar.

Ne var ki devletin tekel gelirlerini arttırma kararı alması ve Duyûn-u Umûmiyye İdaresinin tütün ve tuz gelirlerine el atmasıyla, Girit ve Lübnan dışında tütün imalatı ve tütün fabrikası açma imtiyazı 30 yıl süre ile Reji idaresi’ne verilir ve Mehmet Efendi Cibali’deki tütün fabrikasını satmak durumunda kalır. Bu fabrika Cumhuriyet’e kadar Fransız idaresinde kalacak, Cumhuriyet’in ilanından sonra Türk Tekel İdaresine bağlanacak ve 1995 yılında Kadir Has Üniversitesi devrine kadar üretime devam edecektir

Fabrikanın satışından 95 bin altın kazanan Mehmet Halis Efendi, bu parayla bugünkü Göztepe semtinin bulunduğu alanda yaklaşık 1000 dönümlük arazi satın almış ve bu araziyi parselleyerek saray eşrafına mensup kimselere satmıştır. Saray çevresinden bu parselleri satın alıp, üzerine çoğunlukla yazlık ev yaptıranlarla birlikte burada yeni bir muhit doğmuş ve bugün mevcut olan semtin temelleri atılmıştır (yaptırılan yazlık evlerden bir tanesi, Defter-i Muktesid Muharriri Galatalı Süleyman Sudi Efendi tarafından satın alınır ve bugün Erenköy Kız Lisesi olarak kullanılmaktadır). Mehmet Efendi, 1902 yılında servetinin bir kısmıyla, kendi ismiyle anılan Tütüncü Mehmet Efendi Camii‘ni yaptırır. Ömrünün son yıllarını Büyükada’da geçirir. Vefat edince cenazesi, vasiyeti üzerine Göztepe’de yaptırdığı caminin önüne defnedilir. Oğlu Kemal Efendi, Tütüncü Mehmet Efendi Camii‘nin ilk imamıdır. Şu anda Kadıköy’de bir semt onun adını yaşatmaya devam etmekte ve bizlere tarihten bir kapı aralamaktadır.

Pek çok tarihi olaya tanıklık eden, çok sayıda sosyal hakka imza atan Haliç’teki bu ihtişamlı bina ve işçileri edebiyatımızdaki yerini, birçok aşkın tanığı ve sahibi olarak da almıştır.

Rizeli bir berber olduğu anı defterinden anlaşılan Aşık Çakır Çavuş, İstanbul’dan ayrılıp giderken yanında yol arkadaşı olarak Cibalili bir kadını da götürür. Bununla ilgili üç parça manzum hatıratından biri Cibali üzerinedir ve bir bölümünde şöyle der:

 

         Cibâli’nin dilberi

         Tütün sarar elleri

         Şekli beşerde peri

         Gör Rizeli berberi

 

Mahmut Yesari’ye ait Çulluk isimli roman da Cibali Tütün Fabrikasında çalışan bir genç kızı anlatır. Bu romandan etkilenen Bora Ayanoğlu da Fabrika Kızı şarkısını yazar ve besteler. Ancak bir başka rivayete göre Ayanoğlu bu şarkıyı, fabrikada çalışan Mahtume isimli bir kızdan etkilenerek yazmıştır.

Günümüzde bina duvarlarında tütün üretimi dönemine ait fotoğraflar görebilirsiniz. Fabrika döneminden kalan demir yapı unsurları da gözünüze çarpacaktır. Bu demir sütunlar arasında o eski fotoğraflarda tütün kokusunu ciğerlerinize kadar hissedecek, iş makinelerinin seslerini duyacaksınız. Romanlara, şiirlere ve şarkılara dökülmüş aşkları  burada içtenlikle anabilirsiniz. Bu yazıyı okuduktan sonra Haliç’ten geçerken binaya ve Kadıköy Göztepe semtine bir kez daha bu nazarla bakabilirsiniz; size görkemleriyle göz kırpacaklardır.

                                                                                                                                                                                        

Kaynakça

[1] İstanbuldakicamiler.com

[2] Sanayicidergisi.com / Hüseyin Irmak

[3] Osmanlı’dan Günümüze Tekel isimli kitap, (TEKEL Yayınları)

[4] 1001istanbul.com

[5]  Panorama.khas.edu.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir