584 kez görüntülendi.

İslam ve Modernlik Üzerine Melez Desenler, Nilüfer Göle

İslam ve Modernlik Üzerine Melez Desenler, Nilüfer Göle

Nilüfer Göle, 1953 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Koleji’nde lise eğitimini tamamladıktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden mezun oldu. Fransa’da Paris Üniversitesi’nde eğitimini aldıktan sonra, doktorasını École des Hautes Études et en Sciences Sociales’te aldı. Ünlü Fransız sosyolog Alain Touraine’in öğrencilerindendir. 1983-85 yıllarında Maison des Sciences de l’Homme’da yardımcı doçent, École Supériuere de Commerce de Paris’te öğretim görevlisi olarak çalıştı. Göle, bir dönem Boğaziçi Üniversitesi’nde de öğretim üyeliği yapmıştır. Kendisi şimdilerde Paris’te École des Hautes Études et en Sciences Sociales’te ders vermektedir. Nilüfer Göle’nin, Mühendisler ve İdeoloji (1998), Modern Mahrem – Medeniyet ve Örtünme (1991), İslam ve Modernlik Üzerine Melez Desenler (2000), İslam’ın Yeni Kamusal Yüzleri: İslam ve Kamusal Alan Üzerine Bir Atölye Çalışması (2000), İç İçe Girişler: İslam ve Avrupa (2009) ve Keşif Yolculuğu (2013) gibi başlıca eserlerinin yanında, Türkçe ve yabancı dillerde yayımlanmış çok sayıda makale ve incelemesi bulunmaktadır.

Nilüfer Göle’nin bu eseri, 1987-2000 yılları arasında yazarın aynı konular üzerine yazmış olduğu çeşitli yerlerde yayımlanan makalelerinden oluşmaktadır. Göle’nin bu eseriyle ortaya koymaya çalıştığı şey, diğer bir deyişle bizlere göstermek istediği konu, büyük çoğunluğu İslam dinine mensup olan Türk toplumunun, Atatürk’ün gerçekleştirmiş olduğu devrimlerle getirdiği laiklik ve modernlik olguları ile karma desenler oluşturduğu ve 1980 yılında ordunun gerçekleştirdiği askeri darbe sonrası siyasi hayatın değişen yüzünün ortaya çıkardığı yeni bir yapının olduğu şeklinde ifade edilebilir. Yazarın kendi ifadeleriyle, “Melez Desenler saflık arayışları ve karmalaşma arasındaki bu tür gelgitler üzerine bir eskiz, yazı tarzıyla da bir deneme…”. Yazarın bu kitapta ortaya koymuş olduğu amaca ulaştığını, tezinin doğru olduğunu söylememiz mümkündür.

Göle’nin bu kitabı, bölümlerden ziyade yazarımızın daha önceden yazmış olduğu (1987-2000 yılları arasında) ve farklı yerlerde yayımlanan makalelerin derlemesinden oluşmaktadır. Kitapta konu ile ilgili olarak toplamda on bir (11) makale bulunmaktadır. Modernlik: Zaman, Bilinç ve Desen başlıklı makalede yazar 1980’li yıllarda Türkiye’nin yeni bir zaman dilimine girmesiyle siyasette yaşanan değişimlerin olduğunu (siyasi konuların odak noktasının değiştiğini), ilericilikten moderniste doğru bir bilinç değişimi yaşandığını dile getirmekte ve 1980’li yıllardan sonra Türkiye’nin bir desen ortaya koyma sürecine değinmektedir. Yeni Sosyal Hareketler ve İslamcılık başlığıyla yazdığı makalede ise yeni sosyal hareketler kuramlarının perspektifiyle İslamcılığı (1970’lerde ortaya çıkan ve İran Devrimi ile radikalleşen hareketleri) ele almakta ve İslamcılığın modern zamanlarda modern aktörlerle gelişen bir olgu olduğunu söyleyip çağdaş bir sosyal hareket olduğunu savunmaktadır. İslamcılığın, Müslüman kimlikten farklılaşarak yeni bir kimlik oluşturduğunu ileri sürmekte ve bir sosyal hareket olarak İslamcılığı incelemekte, bazı özelliklerini betimlemektedir. Üçüncü makalesi olan 80 Sonrası Politik Kültür: Yükselen Değerler’de ise Türkiye’de 1980 yılında gerçekleşen askeri darbe sonrasında politik kültürün değiştiğini söyler ve bu değişimin yalnızca toplum zaviyesinden bakıldığında anlaşılabileceğini ileri sürer. Yazar bu değişimi üç farklı boyutta ele almaktadır: Politik söylemdeki değişim, sivil toplumdaki değişim ve siyasi partilerin bu değişimdeki yeri.

Liberal Yanılgı başlığıyla dördüncü sırada yer alan makalede Göle, 1990’lı yıllarda Türkiye’nin siyasi gündemine giren liberal söyleme değinmektedir. Bu makalede 90’lı yılların belirleyici bir özelliği olacak mı sorusuna cevap arayan yazar, sivil toplumun giderek özerkleşmesini ve dinsel, etnik, etik ve sosyal olarak belirlediği 4 meseleyi inceleyerek bu dört mesele açısından siyasete bakmakta ve cevabı bu şekilde bulmaktadır. Bir sonraki makale olan Eğitici Laiklik ve Yaşam Biçimleri’nde yazar, İslam’ın demokrasi ile birlikte bir arada var olup olamayacağını tartışmakta, Müslüman ülkelerde laiklik ve demokrasi ile İslam arasında gizli bir gerilimin var olduğunu dile getirmekte ve Özal’ın siyasete miras olarak bıraktığı anlayışla Refah Partisi’nin 90’lı yıllardaki yükselişini burada mercek altına almaktadır. Ayrıca yazar, 1994 seçimlerindeki yüksek katılımı örnek göstererek, Müslüman bir ülkede demokrasiye duyulan bir inancın var olabileceğini de ileri sürmektedir. İslami Dokunulmazlar, Laikler ve Radikal Demokratlar başlıklı altıncı makalede yazar demokratik seçimlerin kimi zaman şaşkınlığa yol açabileceğini ve farklı kesimlerin yükselişine işaret edeceğini ifade etmekte ve Refah Partisi’nin de 1994 yerel seçimlerinde yakaladığı başarının da bu nitelikte olduğunu söylemektedir. Laikçi-İslamcı cepheleşmesinde ortaya çıkan sınıfsal yasakların delinmeye başladığını, buna karşılık ülkede laikliğin bir ilkeden çok bir inanç, bir yaşayış biçimi haline geldiğini belirtmekte ve yine Refah Partisi’nin bu seçimlerdeki başarısının siyasete ve siyasi bahislere yeni bir yol çizdiği anlatılmaktadır.

Eserin yedinci makalesi olan Müslüman Karşı Seçkinlerin Oluşumu’nda laiklik ve pozitivizmin etkisiyle modernist seçkinlerin oluşumunu kısaca incelemekte ve ardından cumhuriyetin ilerleyen yıllarında laik eğitim sisteminden geçmiş olan ve modernleşmeden de etkilenen İslamcı seçkinlerin oluşumunu anlatmaktadır. Yazar bu İslamcı seçkinleri üç kategori altında ele almaktadır: mühendisler, kadınlar ve aydınlar. Kitapta sekizinci sırada gelen İslami Kimlik Arayışı başlığıyla yazmış olduğu makalede Göle, modernleşme trenini kaçıran toplumların tarih ve bilgi alanı dışında kaldıkları ve kültürel bir şizofreni içine girdiklerini belirterek, Türklerin on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı aydınlarıyla başlayıp yirminci yüzyılda Kemalist seçkinlere kadar uzanan modernleşme sürecine değinmekte ve bu kültürel şizofreni içinde Türkiye’de Kemalist modernistlere karşı Müslüman kesimin (İslami kültürün de modernleşmeye yönelmesiyle) temelde cinsel kontrolü vurgulayan İslami bir kimlik arayışından bahsetmektedir; ve yine Refah Partisi’nin bu arayışta önemli bir konumu olduğunu belirtmektedir. İstanbul’un İntikamı başlıklı dokuzuncu makalede yazar Atatürk’ün cumhuriyeti kurduktan sonra başkent unvanını İstanbul’dan alarak Ankara’ya vermesi ve Ankara’yı medeniyet idealinin merkezi haline getirmesiyle İstanbul’un gözden düşürüldüğünü, ancak 1950’lerle başlayan süreçte şehrin kaderinin değiştiğini ve Kemalistlerin beklemediği alaturka bir modernlik ortaya koyarak adeta intikamını aldığını anlatmaktadır.

Kitabın Fotoğraf Kareleri İçinde İslami Modernlikler başlıklı onuncu makalesinde yazar tek tip bir modernleşme türüne (ki bu Batı tipidir) karşı çıkan ve alternatif türlerin/tiplerin de olabileceğini savunan çoğul modernlikler projesi kapsamında yirmi yıl içerisinde İslamcılığın geçirdiği değişimi, modernlikle birbirlerine olan etkilerini Georg Simmel’in fotoğraf kareleri yaklaşımından/teorisinden faydalanarak seçtiği “fotoğraf kareleri” ile ele almaktadır. Nilüfer Göle, eserinde Batıdışı Modernlik: Kavram Üzerine başlığıyla yer verdiği on birinci ve son makalede Batıdışı modernliklerle ilgili öne sürülmüş iki önemli tez olan “tarihin sonu” (Fukuyama) ve “medeniyetler çatışması” (Huntington) tezlerini değerlendirmekte ve Batı’nın dışında kalan toplumların modernleşme sürecini anlatmak/tanımlamak için kullanılan kavramlar üzerine yeniden düşünmekte, bu kavramları gözden geçirmektedir ve de yeni bir kuramsal zemin açmaya çalışmaktadır.

Ülkemizin önemli sosyal bilimcileri arasında yer alan Nilüfer Göle’nin bu eseri okuyucuya modernliğin hem farklı İslam toplumlarında yol açtığı süreçler, hem de Türkiye’de bu modernleşme sürecinin seyri hakkında aydınlatıcı bilgiler ve analizler sunmaktadır. İran, Mısır gibi İslam ülkelerinde Seyyid Kutup, Ali Şeriati gibi düşünürlerin (Türkiye özelinde de İsmet Özel ve Ali Bulaç gibi) Cemaleddin Afgani, Reşit Rıza gibi düşünürlerin fikirlerinden farklı olarak İslamcılığı oturttukları ekseni, bir başka deyişle, İslami inancın yenileniş sürecini oldukça iyi bir şekilde anlatıyor. Bunun yanı sıra, modernleşme sürecinde Türkiye’nin iki cephesi olan Kemalist seçkinler ile İslamcıların oluşumları, birbirleriyle olan münasebetleri, siyasi mücadeleleri ve bu süreç boyunca geçirdikleri değişim de yazar tarafından etkileyici bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarından 2000’li yılların başına kadar geçen sürede siyasetin Adnan Menderes, Turgut Özal, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan gibi siyasi aktörlerin söylemleriyle ne türden değişimlere uğradığı, İslamcılığın –tabiri caizse– ne gibi kabuk değişimleri geçirdiğini bizlere sunması ve sunuş yolu kitabın başka bir güçlü yönü. Bilhassa 1980 askeri darbesinden sonraki sürecin kitapta işlenişi ve analizi, kitabın diğer güçlü yönlerinden. Kitap sadece Türkiye’nin bu dalgalı siyasi tarihinin güzel bir analizini yapmakla kalmıyor, fakat aynı zamanda İslamcılığın gelişmesinde kadının rolünü de belirterek, modernliğin İslamcılığı ne derecede etkilemiş olduğunu okuyucusuna gösteriyor.

Ne var ki, Türkiye’de İslam ve modernliğin sergilemiş olduğu bu melez desenleri çok yönlü bir incelemeye ve analize tabi tutan Göle’nin bu eseri, güçlü yönlerinin yanında bir takım eksiklikleri de (yahut zayıflıkları) barındırmaktadır. İlk olarak belirtmek gerekir ki, “fotoğraf kareleri” olarak incelediği olayların yanı sıra yazar, özellikle 1990’lı yıllarda toplumda infial uyandırmış olan Madımak Oteli Olayı, Mumcu Suikastı gibi olaylara daha derinlemesine bakmalıdır. Zira bu türden olaylar, yazarın bahsetmekte olduğu melez desenlerin şeklini bulmasında çok kritik roller oynamışlardır. Aslında, bu eksikliğin sebebi olarak gösterilebilecek olan bir diğer eksiklik kitabın kısa bir eser oluşu, yani konularda çok derine inmemesidir. Kapsamlı bir şekilde işlendiğinde, bu olaylara da yeterince derinlemesine bakılabilecektir. Yazarın 1980’li ve 1990’lı yıllara dair yaptığı analizler ve tespitler (özellikle siyasete yönelik olanları) her ne kadar önemli ve yerinde olsa da, gözden geçirilmesi gereken noktalar bulunmaktadır. Bu hususta, yazarımızın İslamcı ve Kemalist kesimlerin birbirlerine yönelik birtakım söylemlerine değinmemiş olduğunu, bu sebeple tespitlerin bir nebze eksik kaldığını söylememiz bir örnek teşkil edecektir.                                           

Sonuç olarak şunu belirtmek isterim ki Nilüfer Göle’nin bu eseri, özellikle Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin nasıl şekillendiğini ve modernleşmenin bununla ilgisini öğrenmek isteyenler için hiç tereddüt etmeden tavsiye edebileceğim, ilgiyle okuyacağınız bir eserdir. Eseri okuduğunuz zaman, modernliğin aslında siyaset de dâhil olmak üzere toplumsal hayatın her yönünde nasıl etkili olabileceğini görecek, 1980’li yıllara damgasını vuran Turgut Özal ile 1990’lı yıllara damgasını vuran Necmettin Erbakan ve Refah Partisi’nin bu başarılarının ardında yatan pek çok sebebi görme fırsatı bulacaksınız. Yazar, yaptığı analiz ve tespitlerle yakın tarihimizde yaşanmış olan bu olayların sır perdesini, tamamen kaldıramasa da, aralıyor.  Bu eseriyle Göle, hem okuyucularına Türkiye’de İslam ve modernliğin münasebetlerinin ve bu münasebetlerden nasıl etkilendiklerinin tarihi ile ilgili güzel bir giriş sunuyor, hem de Türkiye’nin modernleşme sürecine farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Dolayısıyla bu eser, konuya ilgi duyanların mutlaka okuması gereken niteliktedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir