346 kez görüntülendi.

İki Kimlik Arasında Şeyhülislâm Yahyâ Efendi

Şeyhülislâm Yahyâ Efendi, 16. yüzyılın son yarısında yaşamış ve 17. yüzyılın ilk yarısına erişmiş uzun ömürlü şairlerimizdendir. Ankaralı Bayram-zâde Zekeriyya Efendi’nin büyük oğlu olup, 960 (1552) yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk eğitimini, muhitinde bulunan hocalardan, ailesinden ve şeyhülislâm olan babası Zekeriyya Efendi’den tahsil ettiği bilinmektedir. Ayrıca Abdülcebbar-zâde Derviş Mehmed Efendi de ders aldığı âlimler arasında zikredilmektedir. Uzun müddet ilmî tahsil gördükten sonra Yahyâ Efendi’nin Şeyhülislâm Mâlûlzâde Mehmed Efendi’den mülâzemet aldığı ve 988 (1580) Rebiülevvel’de ilmiyye sınıfına dahil olduğu bilinmektedir.

994 (1585/1586) yılında Hac vazifesini yerine getirmek için babası Zekeriyya Efendi ile çıktığı yolculuktan 995 (1587) yılında dönen Yahyâ Efendi, görevine başlamış ve ilk olarak Atik Ali Paşa Medresesi’ne müderris olarak tâyin olunmuştur. Bir çok medresede müderrislik görevine getirilen Yahyâ Efendi, 1005 (1596) yılında Şam kadılığına getirilmiş olup 1013 (1604) yılına kadar Haleb, Mısır, Bursa, Edirne ve İstanbul kadılıklarında bulunmuştur. Yaklaşık 4 ay kadar kaldığı İstanbul kadılığından 1013 (1604) yılında Hocâzâde Abdülaziz Efendi etkisi ile azledilmiş olsa da aynı yıl içinde Anadolu ve daha sonra Rumeli kazaskerliğine tayin edilmiştir. Bu esnada Sadrâzam Derviş Paşa’nın sebepsiz yere bir adamın katlini emretmesi üzerine Yahyâ Efendi görevini terk etmiş ve mevkii terketme sebebini soran padişah I. Ahmed’e “Padişâh kazaskerleri istimâ-i dâva, ihkak-ı hak, mazlumları siyânet için nasbeyler. Îcab-ı şer’i yok iken bugün bir adam katlolundu. Artık benim için îcrâ-yı kazâya imkan kalmadığından, terk-i nasba mecbur oldum.” cevabını vererek padişahın teveccühünü kazanmıştır. 1018 (1609) yılında tekrar Rumeli kazaskerliğine getirilen Yahyâ Efendi, 1026 (1617)’da üçüncü defa Rumeli kazaskerliğine tâyin edildikten iki yıl sonra emekli olmuştur.

1031 (1622) yılında şeyhülislâmlık makamına getirilen Yahyâ Efendi’nin Sadrâzam Kemankeş Ali Paşa ile yaşadığı bazı tatsızlıklar dolayısıyla iftiraya uğradığı ve görevinden azledildiği (1032/1623) bilinmekle birlikte hakikat anlaşılınca Sadrâzam’ın idam edildiği ve Yahyâ Efendi’nin tekrar fetva makamına getirildiği (1034/1625) görülmektedir. Fakat Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’nin başına gelenler bunlarla sınırlı kalmamış, yeniçerilerin gönlünü kazanmış olan Husrev Paşa’nın görevinden azledilmesi münasebeti ile yeniçerilerce katledilmek istenmiş, zor zamanlar geçirmiştir. Yahyâ Efendi bu sıkıntılı dönemlerden sonra bir müddet çiftliğinde inzivâya çekilmiş, 1403 (1633)’te ise tekrar makam-ı meşîhate getirilerek Sultan IV. Murad’ın iltifatına mazhâr olmuştur. Şeyhülislâm Yahyâ Efendi ile Sultan IV. Murad arasında samimi bir muhabbet olduğu görülmektedir. Şöyle ki Sultan Murad’ın Bağdat seferi dönüşünde ilk olarak Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’nin evine indiği rivayetler arasındadır. Ayrıca yine Bağdat seferi dönüşünde padişahın, Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’yi İmam-ı zam ve Abdulkadir Geylânî’nin mezarlarını tamir için görevlendirdiği bilinmektedir.

Sultan Murad’ın vefatından sonra birkaç yıl daha şeyhülislamlık makamında kalan Yahyâ Efendi’nin, Cinci Hoca ve Sultan İbrahim ile yakınlaşması sebebiyle bazı iftiralara uğradığı, sağlığının bozulduğu ve 1053 (1644) Zilhicce ayında İstanbul’da vefat ettiği bilinmektedir. Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’nin cenazesi Fatih camiinden kaldırılarak, babasının Fatih Çarşamba’da Sultan Selim Camii yakınında yaptırdığı medresenin hazîresine defnedilmiştir. Kabri, babasının yanında olup mezar taşında şu yazı bulunmaktadır: “Sabıkan üç defa şeyhülislâm olup sadr-ı fetvada iken vefat eden merhum ve mağfurunleh Yahyâ Efendi ruhiçün Elfatiha; sene 1053.” Ayrıca vefatına “Kabr-i Yahyâ ola yâ rab pür-nûr” mısrası gibi birçok tarih de düşürülmüştür.
Şeyhülislâm Yahyâ Efendi, 17. yüzyıl Klasik Türk Edebiyatı’nın önde gelen gazel şairlerindendir. Şair Nedîm, Yahyâ Efendi’nin gazel yazmadaki kudretini:

Nef’i vâd’i-i kasâidde sühanperdâzdır
Olamaz amma gazelde Bâki vü Yahyâ gibi

beyti ile takdir etmektedir.

Şeyhülislâm Yahyâ Efendi olgun, geniş görüşlü bir ilim adamıdır, zira şeyhülislâm olduğu halde serbest bir sanatçı gibi şiirini kaleme almış, dini kimliği ile ters düşecek derecede âşıkane şiirler yazmış, “meyhâne, sarap, sâki” gibi mazmunları şaşılacak derecede profesyonel kullanmıştır. Nitekim meşhur gazellerinden;

 

Sun sâgarı sâkî bana mestâne disünler
Uslanmadı gitti gör o dîvâne disünler

Peymânesini her kişi doldurmada bunda
Şimden gerü bu meclise mey-hâne disünler

Dil hânesi yık koma taş üstüne bir taş
Sen yap anı iler ana vîrâne disünler

Gönlünde senin gayr ü sivâ sureti n’eyler
Lâyık mı bu kim Kâ’be’ye büt-hâne disünler

Yahyâ’nın olup sözleri hep sırr-ı mahabbet
Yarân işidüb söyleme yabane disünler

gazeli, bu profesyonel kullanımın en güzel örneklerindendir. Fakat tavrı ne denli âşıkâne olursa olsun, şeyhülislamlık kimliği münasebeti ile bazı yazarlarımızca mutasavvıf şairler arasında anılmıştır.

Çağdaşlarına rağmen oldukça sade bir dil kullandığı ve söz sanatlarına çok ehemmiyet vermediği gözlerden kaçmayan Yahyâ Efendi, İstanbul şivesine hakimiyetini de kaleme aldığı şiirlerinde hissettirmektedir. Şiirlerinde sergilediği rindâne tavırlar bazı muhafazakar kesimlerce eleştirilmesine sebebiyet verse de Yahyâ Efendi bir aşk şairi olarak gazellerinde rindlik, aşk, şarap gibi konuları işlemekten geri durmamıştır. Fakat O’nun aşıklığı Fuzûlî gibi platonik değildir, duygularında aşırılığa kaçmamıştır. Sergilediği tavır, kullandığı dil yanında şiirinde yerel unsurlara yer vermesi Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’yi mahallîleşme*nin önemli temsilcileri arasına dahil etmiştir.
Şeyhülislâm Yahyâ Efendi, şair Bâki ile şair Nedim’i birbirine bağlayan bir köprü vazifesi görmüştür. İbnü’l Emin Mahmud Kemâl İnal, O’nun şiirlerini,“Yahyâ’nın şiirleri, Bâkî tarzında dakik, zarîf mazmunları, Nedîm tarzında şûh fikirleri mutazammındır.” ifadeleriyle anlatmaktadır. Nihad Sami Banarlı ise “O’nda Bâkî’nin plastik san’at üslubu ile Nedîm’in şuh ve zarif hayali birleşmiş gibidir.” diyerek hem Yahyâ Efendi’nin köprü vazifesi görmesine hem de her iki şairle olan benzerlik yönlerine dikkat çekmektedir.
lim ve şair kişiliğinin yanında nüktedân bir karaktere sahip olan Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’nin, devrin ünlü hiciv ustası Nef’î ile samimi bir dostluğu olduğu da bilinmektedir.
Yahyâ Efendi’nin meşhur olmuş iki eseri bulunmaktadır ki bunlardan birisi Divan’ı diğeri ise Sâki-nâme adlı mesnevîsidir. Meşhur iki eseri dışında Ta’liku Şerhi Camiu’d Dürer, Tahmîsu Kasîdeti’l Bürde, Nigâristan Tercümesi, Fetâvî-i Yahyâ, Vak’ayi Sultan Osman-ı Sânî adlı eserleri de bulunmaktadır.

 

İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR

– ADALAR KIZILDAĞ, Tuğba, “Şeyhülislam Yahyâ Divan’ında 1-252. Gazellerde Ahenk Unsurları ( Cinas, İştikak, Kalb )”, T.C Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş, 2014.
– BANARLI, Nihad Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Yedigün Neşriyat, Sertel Matbaası, İstanbul, 1940.
– EREN, Abdullah, “Şeyhülislam Yahyâ Divan’ının Tahlili”, T.C Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Doktora Tezi, Erzurum, 2004.
– IŞIK, İsmail, “Şeyhülislam Yahyâ ve Nef’î Divanlrındaki Gazellerde Sevgiliye Ait Unsurların Karşılaştırılması”, T.C. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Afyonkarahisar, Eylül, 2012.
– KAYA, Bayram Ali, “Yahyâ Efendi, Zekeriyyâzâde”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 2013, Cilt:43, Sayfa: 245-246.
– PEKOLCAY, Necla, İslami Türk Edebiyatı, 3. Kitap, İslam Medeniyeti Yayınları, Fatih Matbaası, İstanbul, 1968.
– ŞEYHÜLİSLÂM YAHYÂ , Divan, Haz. Hasan Kavruk, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, Kültür Eserleri, www.kulturturizm.gov.tr
– YEKBAŞ, Hakan, “Mahallîleşme ve Şeyhülislam Yahyâ”, Turkısh Studıes Internatıonal Preodıcal Fort he Languages, Literature and History of Turkhıs or Turkıc, Volume:4/5, Summer 2009, p. 330-354.

*Mahallîleşme: Yerel unsurların ve sade bir dilin şiirlerde kullanılması.

 

Kapak Fotoğrafı: https://islamansiklopedisi.org.tr/yahya-efendi-zekeriyyazade

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir