1.288 kez görüntülendi.

İbn Haldûn’un Asabiyet Teorisi

Asabiyetin Tanımı

İslam dünyasının yetiştirdiği en önemli tarihçi ve sosyal bilimcilerden biri olan İbn Haldun’un tarih felsefesini, içtimai ve beşeri ilimleri temellendirdiği toplum metafiziğine dair eseri olan Mukaddime’yi incelediğimizde “Asabiye” kavramına oldukça geniş yer ayrıldığını görmekteyiz. Bu noktada aklımıza, “Asabiye nedir?”, “Kaynağı ve mahiyeti nedir?” yahut “İşlevi nedir?” gibi sorular gelmektedir. Nitekim bu kavram üzerinde çalışan hemen her araştırmacı bu ve buna benzer sorular üzerinden asabiyeti anlamaya ve açıklamaya çalışmıştır. Bazı araştırmacılar asabiyeti, “Grup Duygusu” (Group Feeling, Public Spirit) olarak karşılamış, bazılarına göre ise o “Toplumsal Dayanışma Duygusu, Bilinci” (Social Solidarity, Solidaritaet) olarak anlaşılmalı ve bu şekilde tercüme edilmelidir. Ve dahi bu kavramı “Vatanperverlik, Milli Duygu, Milliyetçilik” (Patriotisme, Sentiment National, Narionalisme) olarak ele alan kimseler de bulunmaktadır.[1] Bu noktada bu denli farklı anlayışların ortaya çıkmasında İbn Haldun’un bu kavramı Mukaddime’de oldukça karmaşık bir biçimde vermesinin önemli bir payı bulunmaktadır. Mukaddime’de bulunan tanımlardan bazılarına bakacak olursak;

“… düşmanların saldırısından korunmak, saldırıları kovmak, (servet kazanmak) ve istilalar, kişilerin bir araya toplanmasıyla olur ve buna asabiyet adı verilir.”[2], “Bir nesilden gelenlerin bir araya toplanarak bir kuvvet, kudret ve üstünlük sahibi olmaları ve bir ideal etrafında toplanmalarıdır.”[3], “… kuvvetli boy diğer soy ve boyları kendi idaresi altına alır ve bunları büyük bir asabiyet haline getirir.”[4], “Asabiyetten maksat olan korunma ve kuvvetle üstün gelme ancak nesep ve kardeşlik vasıtasıyla elde edilir.”[5]

Mukaddime’de bulunan bu tanımlamaların yanı sıra eser incelendiğinde ve “Asabiyet” kavramının geçtiği yerler dikkate alındığında kavramın daha geniş anlamları da içerdiği görülmektedir. Bu noktada “Asabiyet” kavramına daha geniş değinilen tanımlara göz atmamız uygun olacaktır;

“‘… ‘al-asabiye’ savunma ile uzun ek[g]zersizle, eğitimle, süt vermeyle, hayat ve ölümün başka hal ve şartlarıyla kazanılır.’, ‘… akrabalardan başka bir kimsenin veyahut bir ailenin veyahut bir hanedanın veyahut boy ve uruğun köle azatlısı (mevlâsı) veyahut herhangi bir sebeple o kimsenin veyahut herhangi bir hanedan ve boy ve uruğun himayesine sığınan kimse manasında kullanılıyor.’, ‘Asabiye bağı dar manada, bir akrabalık bağı olmaktan uzaklaşıp geniş manada bir kavim ve kabile bağı haline gelebilir.’, ‘Nesep bağlarının kuvvetli olduğu yerlerde nesep asabiyeti, başka yerlerde dinî, hissî, mefkûrevî olan sebeb asabiyeti rol oynar.’, ‘… mücerret gücü temsil eder. Biz buna, yaklaşık olarak ‘egemenlik’ terimini kullanabiliriz. Genellikle bu kabilelerde gücü, arkayı ve akrabayı temsil eder.’”[6]

Yumuk ise bu kavramı, “Aynı nesepten gelen kimseler arasındaki yardımlaşma, dayanışma ve tehlikelere karşı kendini korumak için biyolojik bağlardan doğan, daha sonraları inanç birliğine dönüşerek, devletin kurulmasında rol oynayan soyut bir kavramdır.” şeklinde tanımlamıştır. Son olarak “Asabiyet” kavramına dair kapsamlı bir izahat yapan Zeki Velidi Togan’ın tanımı, bizlere kavramı anlamlı kılmada önemli bir dayanak noktası sunmaktadır; “Devleti kuran ve idare eden iradeyi kudreti (…) devleti kuran milletlerin enerji kaynağı (…) İçtimaî tesanüt (…) Kavmî dayanışma (…) İdeolojik ve dinî tesanüt (…) Kavmî ve milli birlik hissi (…) Sahibine heyecan veren ve müsbet ideolojilerle beslenen kitlelerin dinamik kudreti.”[7]

 

Asabiyet’in Çeşitleri

Nesep (Soy) Asabiyeti:

Akrabalık ilişkilerinden, kan bağından meydana gelen dayanışma duygusu ve aidiyet hissidir. Bu asabiyet çeşidi bozkırlarda yaşayan göçebe toplumlarda, bir başka deyişle, bedevi toplumlarda görülür. Buna göre bedevilerin asabiyet duygusu yahut aidiyet hissi daha güçlüdür. Bu sebeple bu gruptaki insanlar birbirlerinin yardımına koşar ve zararlarını gidermede birlikte hareket ederler. Bu zor şartlar, bağlarının sıkı olmasındaki en önemli etkenlerden biri haline gelmiştir. Göçebe kabilelerin büyümesiyle kabilenin ayakta durmasının en önemli müsebbibi olan nesep asabiyetini sağlamak güçleşir ve bu asabiyet giderek etkisini yitirir. Nitekim kabilenin büyümüş olması onu saf ve aynı soydan gelen bir yapıdan çıkararak başka soyların eklenmesiyle farklı bir yapıya büründürür. Bu aşamadan sonra asabiyet gücünün korunması için nesep asabiyeti terk edilerek sebep asabiyetine geçilmelidir.

Sebep Asabiyeti:

Sebep asabiyeti, bir akrabalık bağı gerektirmeden ortak unsurların varlığıyla meydana gelen bir tür ortak şuurdur. Bu asabiyet, toprak bağı, ortak hedef yahut ortak çıkar gibi etmenlerce tetiklenerek nesep asabiyetinin yetersiz kaldığı yahut işlevini yitirdiği yerde ortaya çıkar. Nitekim bu asabiyet bedevi toplumlarda bulunmazken, hadari toplumların temel niteliklerinden biridir. Göçebe toplum yapısından yerleşik hayata geçişte nesep, önemsizleşerek yerini ideolojiye bırakır. Yerleşik hayatta bunun karşılığı olarak zikredebileceğimiz temel kavram dindir. Toplumun fertleri dinin getirdikleri ve telkin ettiklerini benimser ve bunlara uyarak birbirlerine karşı sevgi, saygı ve merhamet ile muamele ederler. Tüm bunların meydana gelmesiyle birlikte toplumsal düzen sağlanmış olur.[8]

 

Asabiyet ve Devlet

Toplulukların devlet haline gelebilmeleri ancak asabiyetle mümkündür. Hiçbir toplum asabiyetini oluşturmadan devlet kuramaz, dahası yaşamını bile sürdüremez.  Nitekim İbn Haldun Mukaddime’de bunu şu sözleriyle ifade etmektedir: “… devlet, ancak asabiyetin kuvvet ve kudretiyle kurulabilir.”, “… devlet kurmak için gereken kuvvet ve üstünlük ancak asabiyet ile mümkündür”[9]. Asabiyetini kuramayan bir toplum en ufak bir zorlama karşısında dağılmaya, yok olmaya mahkumdur. Bu durum gerçekleştiğinde ise asabiyeti kuvvetli olan bir diğer toplumun boyunduruğu altına girebilir. Bu sonucun meydana gelmemesi için asabiyet olmazsa olmazdır. Kendi yaşama hakkını elde etmenin en önemli gereksinimidir. Devleti oluşturan ana etken olan asabiyet, devletin devamlılığı için de aynı derecede öneme sahiptir. Devleti kuran maddi ve manevi güç, İbn Haldun’a göre, asabiyetin bizzat kendisidir.[10] Asabiyetin asıl amacı devleti kurmaktır. Devlet kurulduktan sonra ise asabiyetin bozulması kaçınılmaz bir sonuçtur. İbn Haldun’a göre asabiyet er ya da geç bozulur ve hiçbir kuvvet buna engel olamaz.[11]

Asabiyet, akrabalık bağlarının etkisiyle oluştuktan sonra genişler, akrabalık bağını aşar ve bu noktada ırkî bir ideolojiye dönüşür. Genişleme devam ettikçe ırki ideoloji inanç birliğine dönüşür ve bu noktada oluşan asabiyet ne biyolojik bir bağ ne de bir kabile düşüncesi olarak karşımıza çıkar. Tüm bu aşamaların ardından asabiyet evrensel bir boyuta ulaşır.[12]

 

Asabiyet’in Toplumsal İşlevleri

Devletin Kurulması:

Devlet, toplumların can ve mal güvenliğini sağlamadaki ihtiyaçlarını karşılama adına varlığı zaruri olan bir ihtiyaçtır. Toplumun içerisindeki haksızlık yahut saldırılar ancak toplumun genelinde egemen olan düzenleyici ve yönetici bir güç ile bertaraf edilebilir. Bu güç devlettir. Devlet, asabiyet olarak diğerlerine karşı üstün gelen tarafıyla kurulan ve bu gücü devam ettirdiği sürece varlığını koruyabilen bir yapıdır. Asabiyet, devleti devlet yapan en temel unsurdur.

Ülke Savunması:

Göçebe toplumlarda akrabalık ilişkilerinden doğan ve birbirlerini koruma ve kollama içgüdüsü asabiyetin genişlemesiyle bir başka yapıya bürünür. Bu yeni yapıda ideoloji daha önemlidir ve soy dayanışması yavaş yavaş yok olmaya yüz tutar. Bu noktada yeni oluşan asabiyet ve ardından oluşan devlet, varlığını sürdürmek için asabiyetini korumak zorundadır. Asabiyeti zayıflayan toplum bir başka asabiyetin ona karşı üstünlük kurmasıyla etkisini kaybeder ve şayet kendisini savunacak gücü bulamazsa yıkılır. Bu süreçten kaçınmanın ve devleti ayakta tutmanın yegane yolu asabiyeti daima güçlü tutmak ve ihtiyaç dahilinde yeni asabiyetler ile desteklemektir.

Başka Kavimlere Karşı Üstünlük:

Nesep bağlarının güçlü olduğu toplumlar süreç içerisinde gelişerek bir üst asabiyeti kurduklarında henüz asabiyeti güçlü olmayan yahut asabiyetini ekarte etmeye güç yetirecekleri başka toplumlara karşı mücadeleye girişirler. Bu noktada en belirleyici etmen asabiyetin seviyesidir. Asabiyetini tamamlamamış lakin sayısal yahut teknik açıdan üstün olan toplumlar asabiyetini tamamlamış toplumlara karşı daha güçsüz bir konumdadır. Asabiyetin geçirdiği bu doğal süreçte önce güçlenen ve üstünlük kuran toplum devlete dönüşür. Lakin kaçınılmaz son; asabiyetin zayıflaması, bir başka asabiyetin ortaya çıkması ve devletin yıkılması gerçeğidir.[13]

#İbnHaldûn #Mukaddime #Asabiyet #Toplum #Devlet #Sosyoloji

 

KAYNAKÇA

[1] Ahmet Arslan, İbn Haldun, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014, s. 94.

[2]  İbn Haldun, Mukaddime I, Zakir Kadiri Ugan (çev.), İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1968, s. 329.

[3]  İbn Haldun, Mukaddime I, Zakir Kadiri Ugan (çev.), İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1968, s. 352

[4]  İbn Haldun, Mukaddime I, Zakir Kadiri Ugan (çev.), İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1968, s. 373.

[5]  İbn Haldun, Mukaddime I, Zakir Kadiri Ugan (çev.), İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1968, s. 463.

[6] Aktaran: Recep Yumuk, İbn Haldun’da devlet görüşü (Birinci Kısım), Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 3, 2010, s. 244.

[7] Zeki Velidî Togan, Tarihte Usûl, İstanbul: Enderun Yayınları, 1985, s. 160-161.

[8] Ahmet Arslan, İbn Haldun, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014, s.121-130.

[9]  İbn Haldun, Mukaddime I, Zakir Kadiri Ugan (çev.), İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1968, s.436.

[10] Ahmet Arslan, İbn Haldun, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014, s.116-118.

[11]  İbn Haldun, Mukaddime I, Zakir Kadiri Ugan (çev.), İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1968, s.480.

[12] Recep Yumuk, İbn Haldun’da devlet görüşü (Birinci Kısım), Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 3, 2010, s. 245.

[13]  Mehmet Devrim Topses, İbn Haldun’da Asabiyye Olgusunun İşlevleri ve Toplumsal Temelleri, Folklor/Edebiyat, 79, 2014, 93-99.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir