397 kez görüntülendi.

Halil Cibran ve “Kırık Kanatlar”ı

İnsanın doğduğu, büyüdüğü toprakları terketmesi veya terketmek zorunda kalmış olması belki de insanın başına gelebilecek en zor durumdur. Her ne kadar insan bir müddet sonra bu duruma alışıyor olsa da yeni şehirler, farklı simalar, henüz öğrenilememiş diller her an ona gurbette olduğunu anımsatır. Bazıları için bir cehenneme dönüşebilen gurbet hayatı ne var ki bazı insanlar için ufuk çizen ve pek çok başarıya götüren bir dönüm noktası olabilir. 1883 yılında Beyrut’ta doğduktan sonra annesi ve kardeşleriyle anavatanından ayrılarak birtakım sıkıntılardan dolayı Boston’a göç etmek zorunda kalan Halil Cibran, gurbet hayatının yetiştirdiği ve şöhrete ulaştırdığı Arap yazar ve şairlerinden biridir.

“Mehcer edebiyatı” olarak isimlendirilen  XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kuzey ve Güney Amerika’ya göç eden Araplar’ca geliştirilen edebiyat türünün önde gelen temsilcilerinden biri olan Halil Cibran, eserlerindeki şiirselliği ve tasvirlerindeki ustalığıyla  meşhur olmuştur. Bazı eserlerinin daha hayattayken yirmi dile çevrilmiş olması, pek çok mütefekkir ve devlet adamının övgüsünü kazanmış olması sıradan bir yazar olmadığının delillerinden sadece birkaçıdır. Doğu ve Batı arasında seyahatleriyle mekik dokumuş olan yazar hakkında A.B.D başkanı Roosevelt “Sen Doğu’dan gelip Batı’yı silip süpüren ilk fırtınasın, ancak kıyılarımıza çiçekten başka bir şey getirmedin” demiştir.

 Ressamlığıyla da bilinen Cibran’ın çağdaşı pek çok Arap yazar olmasına rağmen mehcer edebiyatçıları arasında Doğu’da ve Batı’da nesirleri onunkiler  kadar rağbet görmüş bir yazar olmamıştır. Halil Cibran’ın bu denli şöhret elde etmesinin ardında tasvire duygu katmadaki ustalığının yanı sıra yapmış olduğu seyahatlerin de payı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Çünkü Cibran her gittiği yerde yazar, şair, ressam vs. farklı kesimlerden insanlarla dostluklar kurmuş dolayısıyla zamanla tanınan bir şahsiyet haline gelmiştir. Söz gelimi Cibran bu seyahatleri  yapmamış ve doğduktan vefat ettiği 10 Nisan 1931 tarihine kadar Beyrut’ta kalmış olsaydı belki de bugün Cibran sadece Arap topluluklara hitap eden, sıradan bir yazar olarak bilinecekti.

Annesi ve kardeşleriyle Boston’a göç etmesinin ardından Arapça öğrenme isteğiyle Lübnan’a geri döndüğü bilinen Halil Cibran, iki kardeşi ve annesinin yakın tarihlerde (1902-1903)  aynı hastalıktan vefat etmesinden çok etkilenmiştir. O sıralarda babası da hapiste olduğu için bu dönem Cibran için hayatının en zorlu dönemlerinden biri olmuştur. “Kırık Kanatlar” kitabında yirmili yaşlarındaki dönemi ana karakterin ağzıyla “öncesine nisbetle gençliğin zirvesi” ifadeleriyle tasvir eder. Ayrıca bu dönemin ona kainat karşısında düşünerek durmasını sağladığını; insanoğlunun kaderini, din ve geleneklerinin sığınaklarını gösterdiğini ifade etmiştir. Cibran’ın resme olan ilgisi de annesi ve iki kardeşinin vefat etmesinden sonra başlamıştır.

1. yüzyıl başlarından itibaren Mısır’da ve Lübnan’da romandan çeşitli sosyal ve siyasal görüşleri ifade etmede ve sosyal protestoda bir araç olarak yararlanma eğilimi görülmeye başlandığı bilinmektedir. Cibran da “Kırık Kanatlar” (1912) ve “The Prophet” (1923) gibi bazı romanlarında kadının toplumsal statüsü, kilise ve monarşi, gelenekleşmiş ahlâk anlayışı vs. o dönemin gündeminde olan bazı meselelere dair düşüncelerini defalarca satır aralarına sıkıştırarak okuyucusuna mesaj vermektedir. Nitekim “Kırık Kanatlar” adlı eseri bu eğilimin Lübnan menşeli ilk örneklerindendir. Eserde zorla evlendirilen ve mutsuz evlilikleri sonucunda bebeğiyle birlikte hayata veda genç bir kızın Selma Kerame’nin öyküsü anlatılır. Esere değer katan pek çok unsur olmakla beraber en çok göze çarpan unsurun Cibran’ın betimlemelerine yansıyan hayal gücü ve dili kullanmadaki ustalığı olduğu söylenebilir.

إن النفس الحزينة المتألمة تجد راحة بانضمامها إلى نفس أخرى تماثلها بالشعور وتشاركها بالإحساس مثلما يستأنس الغريب بالغريب في أرض بعيدة عن وطنهما

Memleketlerinden uzakta iki gurbetçinin birbirine ünsiyet duyması gibi kederli, acı çeken bir gönül de ancak kendisiyle aynı duygu ve hisleri paylaşan bir gönülle hemhâl olmakla huzur bulur.

 

فرابطة الحزن أقوى في النفوس من روابط الغبطة والسرور. والحب الذي تغسله العيون بدموعها يظل طاهرا وجميلا وخالدا

Hüznün gönüllerdeki bağı sevinç ve mutluluk bağlarından daha kuvvetlidir. Gözlerin yaşlarıyla yıkadığı sevgi temiz, güzel ve sonsuzdur.

 

بلغت غرفتي وارتميت على فراشي كطائر رماه الصياد فسقط بين السياج والسهم في قلبه . وظلت عاقلتي تراوح بين يقظة مخيفة ونوم مزعج وروحي بين داخلي تردد في الحالتين كلمات سلمى:  أشفق يا رب وشدد كل الأجنحة المتكسرة

Odama vardığımda bir avcının avladığı kalbinde okla bahçe çitlerinin arasında düşen kuş gibi kendimi yatağa attım. Aklım ürkütücü bir uyanıklık ve rahatsız edici bir uyku arasında git gel yapıyor ve ruhum bu gidip gelmeler arasında Selma’nın kelimelerini tekrar ediyordu: “Merhamet eyle yâ Rab ve canlandır bütün kırık kanatları”

كانت تمثل على غير معرفة منها حياة المرأة الشرقية التي لا تغادر منزل والدها المحبوب الا لتضع عنقها تحت نير زوجها الخشن.. ولا تترك ذراعي أمها الرؤوف الا لتعيش في عبودية والدة زوجها القاسية 

Selma Kerame aslında farkında olmadan, sevgi dolu baba evini sırf boynunu katı kocasının hükmü altına koymak için terkeden Doğu kadınlarının hayatını temsil ediyordu… Şefkatli anne kollarını da ancak katı kayınvalidenin kulluğu altında yaşamak için terk eden Doğu kadınını…

KAYNAKÇA

– Halil Cibran, Kırık Kanatlar, Muarrib Yayınları, Arp. metniyle beraber 1.Baskı, İstanbul, Eylül 2018.

– Cibran Halil Cibran, D.İ.A md.

– Mehcer Edebiyatı, D.İ.A md.

– Roman, D.İ.A md.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir