631 kez görüntülendi.

Birüssebi’den Beer Şeva’ya, Güney Filistin’de Kayıp bir Osmanlı Kenti

Osmanlı Devletinin hoşgörü şemsiyesi altında uzun yıllar himaye edilen Filistin topraklarının gözbebeği Kudüs-ü Şerif’ten ayrılıyor ve tarihin izini sürmeye, ülkenin güneyine doğru iniyoruz. 1900’lerde kurulan Kudüs sancağına bağlı şehirde önce Türklerin Birinci Dünya Savaşında Filistin cephesinde İngilizlere karşı verdiği büyük mücadelenin, sonrasında ise Siyonist etnik temizlik projesinin kalıntılarını keşfetmeye… Bir zamanlar Filistin’in en büyük kentlerinden birisinde, Birüssebi’deyiz şimdi. 1948’de İsrail’in işgaliyle birlikte değiştirilen ismiyle Beer Şeva burası. Şehir, ismini bölgede bulunan ve Arapça kuyu (Bi’r) ve yedi (Seb’) kelimelerinden alıyor. Burası günümüzde Negev Çölündeki en büyük şehir olması sebebiyle “Negev’in Başkenti” olarak biliniyor.

Osmanlı’nın Filistin Cephesi’nin kilit noktası: Birüssebi

Gazze’nin 50 km doğusunda bulunan Birüssebi, Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti’nin Filistin Cephesinde verdiği mücadelenin kilit noktasıydı. Bundan dolayı 1917 yılında kutsal topraklarda başlayacak İngiliz işgalinin ilk adımlarının izlerini taşıyor üzerinde. Filistin muharebelerinin hedefi, General Allenby tarafından “Türklerin yenilgiye uğratılarak kuvvetlerinin imha edilmesi, Filistin’den çıkarılması, başlangıçta Kudüs, müteakiben Filistin, Ürdün ve Suriye’nin ele geçirilmesi” olarak tespit edilmişti. Gazze ve Birüssebi ise bu hedefe açılan sırlı kapının anahtarı niteliğindeydi. İngilizler bu amaç doğrultusunda gerçekleştirdikleri Birinci ve İkinci Gazze Harekatlarında büyük kayıplar vererek yenilgiye uğramış ve eski mevzilerine geri çekilmek zorunda kalmıştı.

Üçüncü taarruz için sıkı bir hazırlık yapan İngiliz Ordusu sahip olduğu personel, silah, iaşe ve teçhizat gücünün yanında karşı oyunlar ve propagandalar düzenliyordu. Ayrıca ileri düzeyde istihbarat sistemine de sahiplerdi. Osmanlı cephelerinden İstanbul’a çekilen telgraflar ve telsiz mesajları Mısır’dan geçiyor, deşifre ediliyor ve gerekli makamlara bildiriliyordu. (Öyle ki, Allenby her gün kahvaltı masasına son 24 saat içinde Osmanlı komutanlarının gönderdiği telsiz sinyallerinin çizelgesiyle oturduğunu söylemekten zevk alırmış!) Nitekim ellerindeki tüm kozlar işe yarayacak ve Osmanlı tarafından gösterilen istihbarat zaafı sebebiyle İngilizler önceden edindikleri muhaberatlar sayesinde attıkları adımlarla Üçüncü Gazze Muharebesinde Osmanlıları mağlup edecekti. 31 Ekim’de Birüssebi, 7 Kasım’da da Gazze düşmüştü. İngilizler, Gazze’den çekilen Türk Kuvvetlerini imha etmeyi başaramamışsa da Osmanlı Devleti’nin Filistin Cephesi’nin düşmesini ve Gazze-Kudüs genel istikametinin açılmasını sağlamışlardı.

Birüssebi Tren İstasyonu ve Türk Şehitliği Anıtı

Filistin topraklarında Sultan II. Abdulhamid Han tarafından temeli atılan, Şam’ı Medine’ye bağlayan Hicaz Demiryoluna ait pek çok istasyon mevcut. Kimisi restore edilerek hala kullanılırken kimisi metruk halde bırakılmış, kimisinden ise kalıntılardan başka eser kalmamış. Birüssebi Tren İstasyonu ise şehri Hicaz Demiryolu hattına bağlayan nokta. 1915 yılında yapılan demiryolu günümüzde bir restorant ve müze olarak işlev görmekte. 

Müzenin önünde ise Birüssebi Muharebesinde Osmanlı ordusundan şehit düşen 298 Türk askeri anısına şehir merkezinde Türkiye eliyle bir anıt dikilmiş.

 

 

Birüssebi Tren İstasyonu.

Eski Şehir’de yürek burkan üç mekan..

Birüssebi Eski Şehir’de ziyaret ettiğimiz ilk yer bir zamanlar Osmanlı’nın bu vilayetteki resmi devlet binası, günümüzde ise “Negev Sanat Müzesi” olarak kullanılan yapı oldu. Burası İngiliz işgalinden sonra da resmi işler için kullanılmaya devam etmiş, 1948-1950 yılları arasında, İsrail Silahlı Kuvvetlerinin bölgeyi ele geçirmesinin ardından, Beer Şeva Belediye Binası olarak işlev görmüş.


Birüssebi’de Osmanlı Tarihi Devlet Binası.
 Günümüzde “Negev Sanat Müzesi” olarak işlev görmekte.

İkinci durağımız tarihi binanın hemen karşısında yer alan “Cemal Paşa Parkı” idi. Yeni ismiyle “Allenby Parkı”. 1902 yılında devlet binasına gelen kişiler için dinlenme mekânı olarak yapılan park aynı zamanda resmî törenler ve kutlamalar için kullanılmış. 1915 yılında Osmanlı Filistin Cephesi komutası Cemal Paşa tarafından yeniden düzenlenen parka diğer cephelerde elde edilen zaferlere ithafen üzerinde ay yıldız bulunan bir anıt dikilmiş.  Ancak sene 1917’yi gösterdiğinde İngilizlerin şehre girmesiyle birlikte anıt kaldırılarak yerine Allenby’ın büstü konulacak, 1938 yılında Arap İsyanı sırasında yıkılsa da yenisi yerleştirilecekti.


Birüssebi’nin işgalinden önce “Cemal Paşa Parkı”.
Bahçenin ortasında diğer cephelerde elde edilen zaferlere ithafen dikilen, üzerinde ay yıldız bulunan anıt görülmekte.

 


Günümüzde işgal ile birlikte İngiliz komutandan ismini alan “Allenby Parkı” ve zafer anıtının olduğu yere yerleştirilen büst.

Eski Şehir’de yüreğimizi en çok burkan yapı ise Sultan II. Abdulhamid Han’ın yadigarı, Filistin’e adeta nakşettiği onlarca eserden birisi oldu. “Birüssebi Büyük Camii”  bu topraklarda içinde “Allah’ın adının anılmasının engellendiği”  onlarca cami gibi namaza kapatılmış, üzerindeki kitabeler kazınmış ve müzeye çevrilmişti. Günümüzde “İslam ve Yakın Doğu Sanatları Müzesi” olarak işlev görmeye devam eden mabede “daha kaç vakit ezansız bırakacağız burayı?” sorusunu heybemize atarak veda ediyoruz.

 

Birüssebi Büyük Camii kapısı üzerinde zımparalanan kitabeler.
Sultan II.Abdulhamid Han’ın tuğrasının izi belli olmakta.

Bir işgalden diğerine…

Gazze ve Birüssebi’de muharebeler sürerken İngiltere patlayıcı yapımında kullanmak için gliserin üretimine ihtiyaç duyuyordu. Yahudi Kimyager Haim Waizmann, doğal yollarla gliserin üretimini gerçekleştirmeyi başararak İngiltere’nin en gözde adamlarından biri haline gelmişti. Savaşı kazanmış olmaları gliserin üretimi ile doğrudan alakalıydı. Filistin topraklarında bir Yahudi Devleti kurulması için ise İngiliz desteğinin zaruriyeti aşikardı. Nitekim, Weizmann’in yaptığı hizmetler karşılığında İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour tarafından 2 Kasım 1917’de Filistin topraklarında bir Yahudi yurdu vadeden “Balfour Deklarasyonu” Siyonist hareketin önde gelen isimlerinden Baron Rotschild’e gönderilecekti. 1917 sonrasında İngiliz kontrolüne giren bölge, Arapların çoğunlukta, Yahudilerin ise azınlıkta olduğu bir coğrafya olarak bu statükosunu 1948’e kadar devam ettirmişti.

İhtilalden önce sayıları takribi yüz bini bulan Birüssebi sakinleri Bedevi Araplardan oluşuyordu. Ne var ki bu topluluk gelecek yıllarda bölgedeki temel hedefi çölün ortasında “küçük bir Avrupa” oluşturmak olan Siyonist Kolonizasyon hareketi için ana hedef olacaklardı. Şehrin “kalkınması”nın gerçekleşmesi için ortadan kaldırılmalılardı. İsrail 1948 yılında bağımsızlığını resmi olarak ilan ettikten sonra Filistin’in diğer şehir ve köylerinde olduğu gibi burada da etnik temizlik projesini uygulamaya koymuştu. Bu kapsamda Arap halk köylerinden zorla çıkartılarak bir kısmı Eriha’ya ve oradan Ürdün’e, bir kısmı ise Gazze’ye sürülerek mülteci konumuna düşürülecekti. 1950’lere geldiğimizde Negev bölgesindeki yerleşik halkın %90’ı yerinden edilmişti. “Beer Şeva”da gerçekleştirilen etnik temizlik sonrasında Arapların arkalarında bıraktıkları tarihi evlere başta Arap ülkelerden göç eden Yahudi yerleşimciler yerleştirilecek, bazısı yıkılarak yerlerine yeni binalar inşa edilecek yahut terk edilmiş bir halde bırakılacaktı. Günümüzde hala daha çeşitli caydırma politikalarıyla “temizlenmeye” çalışılan bölgede 75.000 İsrail vatandaşı Bedevi Arap bulunmakta.

Buradan ayrılırken Filistin topraklarındaki seyahatimiz boyunca zihnimde biriktiren birçok soruya yenileri eklenmişti. Bir zamanlar kendisine çokça kıymet verilip muazzam hizmetlerde bulunulan ve uğruna canların feda edildiği Birüssebi’yi nasıl bu kadar sahipsiz bırakabilmiştik? Belki cevap bulamamıştık birçok soruya ancak yüzleşmek zorunda kaldığımız büyük bir gerçek vardı: Bir şehir Müslüman kimliğini işte böyle kaybetmişti. Ve bizde uyandırdığı en büyük his ise  “Beer Şeva”nın yeniden hakikat perdesinin aralanmasını ve başta ismi olmak üzere sahip olduğu asıl kimliğine kavuşmayı beklediğiydi…


Birüssebi’ Eski Şehir’de terk edilmiş tarihi bir bina.

 

Kaynakça

[1] Palestine Remembered, “al-Naqab: The Ongoing Displacement of Palestine’s Southern Bedouin”, Erişim: 18.02.20, https://www.palestineremembered.com/Beersheba/Beersheba/Story12404.html.

[2] Armağan, Mustafa “Kudüs’ü İstihbarat Zaafı Yüzünden Kaybetmiştik”, Derin Tarih, Özel Sayı 10, 2017.

[3] Al-Awaisi, Khalidi, “Beytülmakdis Osmanlı’dan Koparılıyor:İngiliz İşgali”, Derin Tarih Özel Sayı 10, 2017.

[4] Cemal, Kemal, “Birinci Dünya Savaşında Gazze’yi Nasıl Kaybettik?”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 55, Güz 2014, s. 125-176.

[4] Aljazeera, “بئر السبع”, Erişim: 18.02.20, https://www.aljazeera.net/encyclopedia/citiesandregions.

[5] Weizmann Institute of Science, “Swept Up in the Currents of History”, Erişim: 18.02.20,
https://wis-wander.weizmann.ac.il/people/swept-currents-history.

[6] Keren Kayameth LeIsrael Jewish National Fund, “Re-Living History of Allenby’s National Park”, Erişim: 18.02.20, https://www.kkl-jnf.org/about-kkl-jnf/kkl-jnf-in-public-discourse/in-the-press/july-september-2012/renewal-allenby-park/.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir