112 kez görüntülendi.

“Geçen Ramazan Cami-i Şerifte”

Geçen Ramazan Cami-i Şerifte[1]

Öğleden sonra yarın camie birlik gidelim

Minberin semt-i yesârında muhabbet edelim

Bir gün evvel iki bey böylece vermişti karâr

Ettiler her ikisi verdiği sözde ısrâr

Gitti ferdâsı [ertesi] günü mevki-i maʿlûma biri

Hâneden çıktı o niyetle refîk diğeri

Beyazıt’a müteveccih gidiyorken meşgûl

Buldu kalbinde diğer bir emel taze husûl

Koska’da var idi bir başka refîk-i sohbet

Onu da uğrayıp almaklığa etti niyet

Kapıyı çaldı

Kim o?

Ben a canım!

Sen kimsin?..

Anladım affediniz sen bizim İbrahim’sin!

Neye geldin a birader! Bu sabah erkenden

Amma erken!

Neye?

Bak saate anlarsın sen!

Baktı saat yediyi beş geçiyordu der-hâl

Beyazıt’a oradan eylediler istiʿcâl [acele etmek]

Söz veren arkadaşı orada tevakkufta idi

Bunların geldiğini gördü, tahayyürle dedi

Nerede kaldınız Allah’ı seversen böyle?

Bekledim, bekledim artık gidiyordum şöyle

Neyse, bunlar üçü birleşmiş idi bir yerde

İnhisâr etmedi sohbet orada bir ferde

– Bu sene haylice baktım hoca yok, hâfız yok

Şevk ile zevk ile bir dinlenecek vâiz yok

– Olsa da doğrusu ben dinleyemem İbrahîm!

Bir namaz kılmayana gösteriyor nâr-ı cahîm

Genç olanlar buna eyler mi tahammül bilemem?

Etse de başkaları doğrusu ben hiç gelemem

Geçen akşam çalınan neydi?

Hicâz peşrevi

Doğrusu dinlediğim akşam onu unutmuştum evi

Hele en son okunan bir de Hicâzî şarkı

Gâib ettirdi o yerde bana garb u şarkı!

– Ha! Aman! Ben de biraz anlatayım dinle beni

Geçen akşam birisi sordu da yâd etti seni

Çarşıda gördüğü gün terlik alınmıştı ona

İğbirâr [gücenme] etmiş o günden beri güya ki sana

Aldığın terlik ucuzmuş ona âr olmuş imiş

Kendisi bunca zamandır sana yâr olmuş imiş

– Bırak Allah’ı seversen o musibetten ben

Bıktım artık ikide birde, sual eylemeden

Aldığım cümle maaşı yoluna sarf ettim

Yine bin türlü lakırdı çekemem ben bittim

Haklısın!

Öyle değil mi?

Evet ama bilemem

Sonradan nâdim olursam seni de dinleyemem

Haydi kalkın gidelim yaklaşıyor vakti salât

Şimdi hazırlanarak hep diyecekler salavât

———————————————

Beri yanda okuyor bir mütedeyyin Kur’ân

Hoş edasıyla eder müstemiîni hayrân

Biri meşgûl-ı kaza, diğeri de nâfilede

Ötede üç kişi de maʿsiyet-i hâilede

Hâlıkın böyle acayip nice bin kulları var

Kimi ikrâr ediyor. Bazılar eyler inkâr

Düşünün şöylece mescitte olan akvâli

Bir de tetkik edin izhâr edilen ahvâli

Manga, manga oturup birtakım efrâd-ı beşer

Hasenât işlemede bazıları, bazısı şer

Hele sohbetleri birçoklarının hep hezeyân

Buna cidden müteessir olur ehl-i imân

Şâriin emri bu merkezde midir ey cühhâl?

Söylemek emr-i zarurî bile olsa der-hâl

Derlenip, toplanarak bâri tahattur ediniz!

Hezeyân ettiğiniz câbî tefekkür ediniz

O nasıl yer acaba! Mescid-i ehl-i İslâm

Orada tathîr edilir hep müterâkim âsâr

Kendi hânen gibi zannetme şerefce o yeri

O evin her eve nispetle büyüktür değeri

Kurb-ı mescidde sürûşan-ı [melekler] semâvât u zemîn

Ehl-i imân ile birlik demek üzere âmîn

Geliyor, toplanıyorlar oraya her yerden

Görüyorlar yapılan şeyleri hayr u şerden

Zerrece havfı olan Hak’tan eder istihyâ

Terk-i din etmeye benzer orada terk-i hayâ

——————————————–

Gerçi camide tekellümde ibâhât mevcûd

Lağv olursa yine bak onda icâzet mefkûd

Bunu Hindiyye Fetâvâ’sı eder de tansîs

Şöyle bir kayıt ile amma ânı eyler tahsîs

Namazı kılmak için mescide girse insân

İyi söz söyler ise eylemiş olmaz noksân

Mutlaka sohbet için dâhil olursa mezmûm

Seyyiâtıyla olur hep hasenâtı maʿdûm

Bir hadis-i nebevîyi sened irâd eyler

Ümmeti böyle mühim bahs ile irşâd eyler

Söz mü yok mescide layık a birader bu ne hal!

O gibi sözler ile kalbe çöker jeng-i melâl [hüzün, dert pası, kiri]

Savma dair mesela bahsi küşâd [açık, âşikâr] etmelidir

Saimi müjde-i gufrân ile şâd etmelidir

Orucun farzını evvelce beyân eylemeli

Niyetin evvelini, âhirini söylemeli

Orucu cümle bozan şeyden edersin tahzîr

Fukahâ kavlini eylersin açıkça takrîr

Sonradan hükm-i terâvîhi beyân eylersin

Hasılı sünnetini, farzını hep söylersin

Baʿde hazret-i sûfiyyenin al akvâlin

İrfânın o muhâtablara bildir hâlin

Sebeb-i tasfiyedir sözleri hep insâna

Zaîf kalbi olanı davet eder îkâna

Mesela kizb ile düşnâm [sövüp sayma] ve nemîme elbet

Savmı maʿnen bozuyormuş, biri de, ha gıybet

Dilimin geldi ucunda duruyor mu hergâh

Ne idi? Var idi bir şey daha, seccâd ah!..

Ne ise işte fena mı bu gibi meseleler

Söylenirse işiten can kulağıyla dinler

Cemiyyet-i İlmiyye Efrâdından

Mehmed Ârif

[1] Mehmed Ârif, “Geçen Ramazan Cami-i Şerifte”, Beyânü’l-Hak, Cilt:1, Sayı: 2, 16 Ramazan 1326 (12 Ekim 1908), s. 8-10.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir