340 kez görüntülendi.

Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi (Giriş)

Türk Edebiyatında birçok şair Leylâ vü Mecnûn hikayesine eserlerinde yer vermiştir. Kimi zaman mesnevi tarzında kimi zamansa gazel tarzında kaleme alınmış bu eserler geniş bir literatür oluşturur.  Şüphesiz bu literatürde en çok parlayan eser Fuzûlî (v.1556)’nin mesnevisi olmuştur. Eser 3086 beyitten müteşekkil olmakla birlikte “mefûlü-mefâilün-feûlün” veznindedir. Dibâce ile başlayan eser üç rubai ile devam eder ve hikayenin başlangıcına kadar tevhid kasidesi, Hz.Peygamber’in miracını konu edinen bir bölüm ve Hz. Peygambere övgü niteliğinde bir kaside, sâkînâme, Sultan Süleyman’a yazılmış bir medhiye gibi farklı unsurları içinde barındırır. Hikayeye başladıktan sonra ise mesnevinin akışı içinde hikayedeki şahısların dilinden gazeller sunulur. Eserin sonunda ise on beyitlik bir tarih mevcuttur ve akabinde gelen on beyitle de mesnevi hitam bulur.    

Leylâ vü Mecnûn hikayesinin menşei hakkında birçok tartışma mevcut olmakla birlikte yaygın kanaat bu hikayenin Arap Edebiyatına dayandığı yönündedir. Bazı araştırmacılar hikayenin kökeninin Eski Sümer mitolojisine dayandığını iddia etmektedir. Fakat biz klasik anlatı üzerinden esere yaklaşmanın yerinde olduğunu düşünmekteyiz; zira Divan Edebiyatındaki Leylâ vü Mecnûn anlatısı bizi bu kanaate sevk etmektedir.

Leylâ vü Mecnûn mesnevisinin başında Fuzûlî, eseri yazma sebebini şöyle ifade etmektedir:

“Bu sebeb-i nazm-ı kitaptır       (Bu[,] kitabın yazılma sebebidir)

Ve bais-i irtikab-ı azabtır          (Ve azabın erişme sebebidir)

Lutfeyle dediler ey sühan-senc (Ey sözleri tartmasını bilen dediler)

Faş eyle cihana bir nihan genc (Açığa çıkar cihana bir saklı gevher)

Leylî Mecnûn Acemde çoktur  (Leylâ ve Mecnûn Acemde çoktur)

Etrâkte ol fesane yoktur            (Türklerde o efsane yoktur)

Takrire getür bu dastânı            (Yaz sen bu destanı)

Kıl taze bu eski bustânı            (Taze kıl bu eski bostanı)

Alıntılardan da anlaşılacağı üzere bu mesnevi Fuzûlî’den talep edilmiş ve Fuzûlî de bu talebi karşılamak maksadıyla eseri kaleme almıştır.[1]Fakat bu ifadelerin tevazudan kaynaklandığını düşünmek gerektiği kanaatindeyim. Zira Fuzûlî alıntıladığımız metnin ilerleyen mısralarında bu işin çok zor ve hayli zahmetli olduğunu ifade eder. Çok zahmetli ve Fuzûlî’nin bais-i irtikab-ı azap olarak nitelediği bu talep Fuzûlî’nin dünyasında birtakım sorunlarla bulaşarak eserin yazılmasını adeta zorunlu kılmıştır diyebiliriz. Şiirin ya da söz bahçesinin kuruduğu bir zamanda Fuzûlî’den talep edilen şey aslında sühan bostanını bu mesnevi ile sulaması idi. Bu hayat verme, sulama gibi ifadeler bir şair övünmesi olarak da yorumlanabilir.

Bu arz-ı adem-i kudrettir ve özr-i fakd-i kuvvettir ki beyan olunur

(Bu kudretin yokluğu ve kuvvetsizliğin arz olunan beyanıdır)

Gam merhalesinde kalmışım ferd         (Gam merhalesinde tek kalmışım)

Ne yar ne hem-nişin ne hem-derd         (Ne yar ne beraber oturacak kimsem var)

Hem-cinslerim temam gitmiş                (Ben gibiler hep gitmiş)

Söz mülkünden nizam gitmiş                (Söz mülkünden şairlikten nizam intizam gitmiş)

Bu bezmde kalmışız sen ü ben              (Burada kalmışız sen (sâki) ve ben)

Bu bezmi gel edelim müzeyyen            (Bu bezmi süsleyelim senle ben)

Sen ver bade ben eyleyeyim nûş           (Sen şarap ver ben içeyim)

Ben nazm okuyam sen ana tut gûş        (Ben şiir okuyayım sen dinle)

Bir devrdeyim ki nazm olup hâr           (İçinde olduğum devirde nazm (şiir) değersizleşmiş)

Eş’ar bulup kesad-ı es’âr                      (Şiirler değerlendirilmez olmuş)

Ol rütbede kadr-i nazmdır dûn             (Nazmın kıymeti çok aşağıdır bu durumda)

Kim küfr okunur kelam-ı mevzun         (Vezinli söz küfürle nitelenir)

Bir mülkteyim ki ger yutup kan            (Bir mülkteyim ki eğer kan yutsam)

Mazmun-ı ibarete çeküp can                (İbarelerin (sözlerin) mazmununa can versem)

Bin rişteye turfe la’l çeksem                 (Bin ipliğe taze inci çeksem)

Bin ravzaya nazenin gül eksem            (Bin bahçeye nazenin gül eksem)

Kılmaz âna hiç kim nazare                   (Hiç kimse onlara bakmaz bile)

Derler güle hâr u la’le hâre                   (İnciye taş, diken derler güle)

…”

Alıntıda da ifade olunduğu üzere Fuzûlî, dönemindeki şiir algısından şikayetçidir. Şiirin ve nazmın değersizleştirilmesi söz konusudur. Kendisi bu değersizleştirmenin karşısına bu eseriyle konumlaşmış ve sühan bostanına hayat vermiştir.

 

[1]Taşlıcalı Yahya(v.1582) ve Hayali Bey(v.1557) tarafından talep edildiği söylenegelmiştir.

 

Kapak Fotoğrafı: https://islamansiklopedisi.org.tr/leyla-ve-mecnun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir